“Bekârlık sultanlıktır” sözü sıkça tekrar edilse de bu ifadeye katılmak mümkün değildir. Eğer bekârlık gerçek anlamda bir sultanlık olsaydı, Peygamber Efendimiz ﷺ ümmeti içinde herkesin bekâr kalmasını isterdi. Oysa İslam’da evlilik, bekârlıktan daha hayırlı ve daha üstün bir hâl olarak görülmüştür.
Ancak bu gerçek, bekârlığın sunduğu bazı imkânları yok saymayı gerektirmez. Bekâr insan, helal ve haram sınırlarına dikkat ettiği sürece hayatını büyük ölçüde kendi iradesiyle yaşar. Ne zaman uyuyacağına, nereye gideceğine, kiminle görüşeceğine kendisi karar verir. Şehir değiştirir, yolculuk yapar, planlarını kimseye hesap vermeden şekillendirir. Bu anlamda bekârlık, Müslüman için bir hürriyet alanıdır.
Evlilik ise bu hürriyetin bilinçli bir şekilde paylaşılmasıdır. Nikâh masasına oturmak, Allah’ın adıyla ve Peygamber’in sünneti üzere, hayatın bir bölümünü başka bir insanla paylaşmaya söz vermektir. Erkek için de kadın için de bu paylaşım kaçınılmazdır.
NİKÂH HÜRRİYETİN BİTMESİ DEĞİL, PAYLAŞILMASIDIR
Nikâhla birlikte Müslüman, sahip olduğu hürriyetin tamamını kaybetmez; ancak onun bir kısmından feragat eder. Bekârken “24 saatimi istediğim gibi yaşarım” demek herkesin hakkıdır. Helale dikkat ediyorsun, haramdan kaçınıyorsun, ibadetlerinde bir aksama yoktur; bu durumda insan hür yaşar.
Fakat nikâhla birlikte bu hayat artık tek kişilik değildir. Erkek de kadın da hayatının yaklaşık yarısını başka bir insanla paylaşmayı kabul eder. Bu, kadının erkeğin emrine girip eve kapanması anlamına gelmediği gibi, erkeğin de dilediği gibi başıboş dolaşması demek değildir.
Erkek, Allah’ın adıyla nikâhı altına aldığı kadının Allah’ın emaneti olduğunu bilmek zorundadır. Pazardan, marketten alışveriş yaparken artık sadece kendi rızkını değil, kendisine emanet edilen eşinin rızkını da düşünmekle sorumludur. Bekârken %100 hür olan bir irade, evlilikle birlikte iradesini, vaktini ve imkânlarını paylaşır.
Bu paylaşıma razı olmayan kimse nikâh masasına oturmamalıdır. Allah’ın adı anılarak “kabul ettim” denip, her şeyin eskisi gibi devam etmesi ne akla ne dine uygundur.
DOKUNULMAZ ALANLAR VE FEDAKÂRLIK SINIRI
Evlilik, %100 hürriyetten vazgeçmek değildir. Erkek ve kadın için de dokunulmaz alanlar vardır. Bir Müslüman kadın evlendi diye ibadetlerinden, Allah’a kulluğundan, anne-babasıyla ilişkilerinden veya evlat yetiştirme sorumluluğundan mahrum bırakılamaz. Bunlar pazarlık konusu yapılamaz.
Allah için yapılan işlerde fedakârlık olmaz. Ancak eşler arasında paylaşılması gereken alanlar vardır. Kadın ve erkek, helal daire içinde kalmak şartıyla yeme içme zevklerinde, giyim tercihlerinde, yaşam alışkanlıklarında hürdür. “Ben ne yiyorsam sen de onu yiyeceksin” anlayışı İslam’a uygun değildir.
İyi bir evlilik, bu tür tartışmaları doğurmayan evliliktir. Çünkü Allah’ın şeriatını ölçü alan bir yuva, sınırları kendiliğinden belirler. İnsan fani dünyada birkaç günlük keyfi için kul hakkıyla ahirete gitmenin değmeyeceğini bilir.
Ağır bir zulüm ve tahammül edilemez bir durum olmadığı sürece eşler birbirlerinin hürriyet alanına müdahale etmemeli; aksine evlilik, daha güvenli ve daha kalıcı bir huzur ortamı sağlamalıdır.
KÜLTÜR, ZEVK VE PUTLAŞTIRILAN ALIŞKANLIKLAR
Zamanla evliliklerde denge bozulduğunda insanlar aslında evliliğin özünden olmayan meseleleri gündeme getirir. “Sen bana karıştın, beni engelledin” gibi sözlerle, evliliğin değil nefsin sorunları konuşulmaya başlanır.
Evlilik, “filancanın eşi olmak” sıfatını getirir; ama insan olmayı, Allah’ın kulu olmayı ortadan kaldırmaz. Akrabalık bağlarını koparmayı, konuşma hürriyetini yok etmeyi, kişiyi susturmayı gerektirmez.
Bir insan nikâhlandı diye karşısındakini köle edinmiş olmaz. Ne erkek kadını ne de kadın erkeği esir alır. Çünkü ölüm vardır, ahiret vardır ve kul hakkı vardır. Eşler arasındaki ilişkiler, kul haklarının en ağır olduğu alanlardan biridir.
Yeme kültürleri, konuşma tarzları, yöresel alışkanlıklar farklı olabilir. Bunlar evliliğe engel değildir. Ancak “benim dediğim olacak” anlayışı zulümdür. Allah, cennete koymak için herkese tek bir dil, tek bir kıyafet, tek bir kültür dayatmamaktadır. İman ve kulluk çatısı altında bu farklılıklar kabul ediliyorsa, evlilikte de kabul edilmelidir.
Aksi hâlde insan zevklerini, kültürünü, alışkanlıklarını putlaştırmış olur. Evlilik fedakârlık ister. Bazen erkek, bazen kadın feragat edecektir. İnat, yuvaya zarar verir. Nikâhın kıymeti bilinmezse, Allah’ın adının kıymeti de bilinmemiş olur.
Rabbimiz, şeriatının çatısı altında huzurlu ve bereketli yuvalar kurmayı hepimize nasip etsin.
Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.