Kur’an-ı Kerim’i ezberlemek büyük bir fazilet ve kıymetli bir nimettir. Ancak hafızlık uğruna çocukların fıtratını, sosyal hayatını ve psikolojik gelişimini göz ardı etmek doğru değildir. Hafızlık, çocuğun hayatını kuşatan bir eğitim süreci olmalı; onu hayattan koparan, ailesinden uzaklaştıran ve çocukluğunu elinden alan bir yük haline gelmemelidir.
Anneler ve babalar, Allah rızası için çocuklarını kaybetmemeli, fıtratla ters düşmemelidir. Bir çocuğun hafız olması elbette büyük bir fazilettir. Fakat hafızlık, Müslüman olmanın şartı değildir. Bir insanın âlim olması için de tek başına yeterli değildir.
Asıl mesele, Kur’an-ı Kerim’i ezberleyen çocuğun Kur’an’ın ahlakını hayatına taşıyıp taşımadığıdır. Hafız olan bir çocuğun davranışlarında Kur’an’ın güzelliğini, kulluk şuurunu, vakarını ve merhametini görebilmek gerekir.
Keşke Kur’an-ı Kerim’i ezberleyen çocuklarımız, ezberledikleri ayetleri yalnızca dillerinde değil, hayatlarında da taşıyabilseler. Hatta bir çocuk beş sayfa ezberlediğinde, o beş sayfanın ağırlığını ve tadını ahlakında, davranışında ve insanlarla ilişkilerinde hissedebilsek.
YÜRÜYEN KUR’AN OLABİLMEK
13 yaşında hafız olan bir çocuğun aynı zamanda güzel ahlakla, kulluk şuuruyla ve ibadet heyecanıyla yetişmesi elbette mümkündür. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için önce çocukların içinde yetiştiği ortamın sorgulanması gerekir.
Sahabe çocuklarının nasıl yetiştiği örnek gösterilerek bugünün çocuklarından aynı sonuçları beklemek kolay değildir. Çünkü önce şehirlerimizi Medineleştirmemiz, ardından çocuklarımıza Medine'nin nefesini verebilmemiz gerekir.
Çocuğun çevresindeki anne, baba ve öğretmenler Allah'a, Peygamberimize ve Kur'an'a adanmış bir hayatın örneğini ortaya koyabiliyor mu? Çocuk, bu ortamda büyürken Kur’an’ın ahlakını yaşayarak öğrenebiliyor mu?
Asıl sorulması gereken soru budur.
Çocuklarımız hafız olduktan sonra ahlaklarıyla, kulluklarıyla, ibadet heyecanlarıyla, vakarlarıyla ve ahiret bilinciyle “yürüyen Kur’an” olabiliyorlar mı?
Hafızlık eğitiminin başarısı yalnızca kaç sayfanın ezberlendiğiyle ölçülemez. Ezberlenen Kur’an’ın çocuğun şahsiyetinde nasıl karşılık bulduğu da hesaba katılmalıdır.
HAFIZ ÇOCUK DA ÇOCUKTUR
Hafız bir çocuk, çocuk değil midir?
Çocuk Kur’an-ı Kerim'i ezberlemeye başlayınca biyolojisi değişmiyor. Nabzı, kalbi, beyni ve duyguları diğer çocuklardan farklı hale gelmiyor. Hafız çocuk da oyun oynamaya, dinlenmeye, yorulmaya, nazlanmaya ve sosyal hayatını yaşamaya ihtiyaç duyan bir çocuktur.
Dünyanın bütün çocuklarına mübah olduğu sürece tanınan haklar, hafızlık yapan çocuklara neden çok görülüyor?
Hafız çocuk neden oyun oynamasın?
Kur’an-ı Kerim, elbette çocuğun hayatında büyük bir çınar olmalıdır. Fakat bir fidanın bugün dikilip yarın meyve vermesi beklenmez. Bir ağacın meyve vermesi için yıllarca sabrediliyorsa, hafızlık rahlesine oturan bir çocuktan da daha ilk günden olgun bir insan gibi davranması beklenmemelidir.
Çocukların oyun hakkı vardır. Yorulma, rutin işinden usanma ve zaman zaman nazlanma hakkı vardır. Bunlar çocuğun fıtratının parçalarıdır.
Hafızlık bir yılda bitecek diye çocuğun bütün hayatını bunun üzerine kurmak zorunlu değildir. Her çocuk aynı kabiliyete sahip olmadığı gibi, her çocuğun hafızlık süreci de aynı hızda ilerlemek zorunda değildir.
Hafızlık gecikebilir; fakat çocuğun insanlığı, ailesiyle bağı ve hayata karşı umudu gecikmemelidir.
HAFIZLIK EĞİTİMİ HER ÇOCUĞA ÖZEL OLMALI
Hafızlık, sıradan bir okul dersi gibi ele alınamaz. Bir çocuğun matematik kitabının birkaç ayda bitmesiyle Kur’an-ı Kerim ezberinin aynı ölçülerle değerlendirilmesi mümkün değildir.
Çünkü hafızlık çok daha farklı bir süreçtir. Çocuğun zihinsel kapasitesi, sosyal çevresi, yetiştirilme biçimi, iman hassasiyetleri ve psikolojik durumu dikkate alınmalıdır.
Her hafız adayı çocuk, kendi özelliklerine göre hazırlanmış özel bir program üzerinden hafız olmalıdır.
Çocuk, okul dersleriyle hafızlığı karşılaştırmaya başladığında zorlanabilir. “Bu ders kolay bitiyor, hafızlık neden bitmiyor?” diye düşünebilir. Bu noktada öğretmenin, annenin ve babanın yanlış yaklaşımı çocuğun bütün süreci gözünde büyütmesine neden olabilir.
Dersini yapmadığında öğretmenin üzülmesi, velinin tehdit etmesi, çocuğun korkutulması ve ayıplanması çözüm değildir. Böyle bir ortamda çocuk zamanla ürkek, korkak, itilmiş ve kendisini değersiz hisseden bir hale gelebilir.
Üstelik çocuk kendi kardeşleriyle dahi sürekli kıyaslanıyorsa, hafızlığın kendisi bir ibadet ve güzellik olmaktan çıkıp çocuk açısından ağır bir baskıya dönüşebilir.
Kur’an, aziz insanların kitabıdır. Kur’an'la buluşan çocukların da ezilmiş, korkutulmuş ve hayattan koparılmış bireyler değil; güçlü, yürekli ve şahsiyet sahibi insanlar olarak yetişmesi gerekir.
Bu nedenle hafızlık eğitimi masa başından, herkes için aynı kalıba sokularak planlanamaz. Her çocuk için ayrı bir eğitim planı hazırlanmalı; bunu yapamayacak olanlar çocukların hafızlık yükünü omuzlarına almamalıdır.
Bir çocuğun hafız olması uğruna onun çocukluğu feda edilemez.
ÇOCUĞU KAYBETMEK, HAFIZLIĞI KAZANMAKTAN DAHA AĞIRDIR
Anne ve babaların en önemli sorumluluğu, çocuklarını herhangi bir isim veya hedef uğruna kaybetmemektir.
“Sonra düzelir” diyerek çocuğun bugün yaşadığı sorunları ertelemek doğru değildir. Özellikle ergenlik dönemine gelen bir çocuk, hayatıyla ilgili önemli kararlar almaya ve kendi dünyasını oluşturmaya başlamaktadır. Bu dönemde yaşanan kopuşların ileride kendiliğinden düzeleceği düşüncesi ciddi bir yanılgıya dönüşebilir.
Hafızlık büyük bir nimettir. Ancak elde edilmek istenen nimetin külfetinin de o nimet kadar ciddi olduğu unutulmamalıdır.
Anne ve baba, çocuk hafızlık yapıyorsa her şeyi görmeyebilir, her şeyi duymayabilir. Sabretmeli, çocuğu Kur’an'dan ve kendisinden soğutmamalıdır.
Çünkü ebeveynini yok kabul edecek hale gelmiş bir çocuğun hafızlığından ne hayır geleceği mutlaka sorgulanmalıdır.
Çocuğun doğduğu aileyi anne ve baba belirlemiş olabilir; ancak çocuğun asıl yaratıcısı Allah'tır. Bu nedenle çocuk üzerinde sorumluluk sahibi olan herkes, onun ruhunu ve fıtratını korumak zorundadır.
18 yaşından önce hafızlık yoluna giren her çocuk öncelikle çocuktur. Emsallerinin sahip olduğu haklar onun da hakkıdır. Tatil yapmak, oyun oynamak, yorulmak, zaman zaman üşenmek ve dinlenmek onun da hakkıdır.
Eğer psikolojik veya pedagojik bir problem varsa bunun çözümü bilimsel yöntemlerle aranmalıdır. Çözüm bulunursa hamdedilir; bulunamadığında ise çocuk terk edilmez, dışlanmaz ve değersizleştirilmez.
Çünkü mesele yalnızca bir çocuğu hafız yapmak değildir. Asıl mesele, Kur’an-ı Kerim ile yaşayan, Kur’an'ın ahlakını kuşanan ve hayatını Allah'ın rızasına göre şekillendiren bir insan yetiştirmektir.
Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim ile dolup taşan, onun feyiz ve bereketiyle kulluk hayatını sürdüren ve Kur’an'ın şefaatiyle cennete giren kullarından olmayı hepimize nasip eylesin.
Bu fitne asrında yetişen çocuklarımızı Allah'a emanet ediyoruz.