Hayatta bazı benzetmeler vardır ki anlatılmak isteneni uzun uzun açıklamaya gerek bırakmadan tek başına gözler önüne serer. Bunlardan biri de intihar girişimlerinde itfaiye ekiplerinin açtığı kurtarma battaniyesidir. Yüksekten düşecek bir insanın betona çakılmasını engellemek için açılan o battaniye, aslında ailelerin ve toplumun gençlere karşı nasıl davranması gerektiğini anlatan güçlü bir semboldür.

Bugünün dünyasında pek çok genç; uyuşturucu, kötü arkadaş çevresi, psikolojik sorunlar, bağımlılıklar veya aile içi problemler nedeniyle hayatın kenarında yürümektedir. Kimisi sessizce içine kapanırken kimisi öfke, isyan ve saldırganlıkla çevresine tepki göstermektedir. İşte tam bu noktada anne, baba, öğretmen ve gencin hayatına dokunan herkesin görevi, onu daha da aşağı itmek değil, düşerse zarar görmesini engelleyecek "merhamet battaniyesini" açmaktır.

MERHAMET Mİ, ÖFKE Mİ?

Bir genç hata yaptığında çoğu zaman ilk tepki öfke oluyor. "Yapma", "Etme" deniliyor; ardından sert sözler, kırıcı ifadeler ve zaman zaman beddualar geliyor. Oysa bu tavır, yüksekten atlamak isteyen birinin altındaki kurtarma battaniyesini toplamakla aynı anlama geliyor.

Gerçek sorumluluk, en zor anda bile evlada sırt çevirmemektir. Hz. Nuh'un oğluna son ana kadar yaptığı çağrı bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Oğlu kendisini reddetmesine rağmen Hz. Nuh vazgeçmemiş, son nefesine kadar kurtuluş çağrısını sürdürmüştür.

Anne ve babaların da çocuklarının en hırçın dönemlerinde aynı sabrı göstermesi gerektiği vurgulanıyor. Çünkü merhamet kapısı kapandığında genç, kendisini beton zemine düşmüş gibi yalnız hisseder.

BEDDUA DEĞİL, SABIR KURTARIR

Konuşmanın en dikkat çekici mesajlarından biri de anne ve babaların çocuklarına beddua etmemesi gerektiği yönündedir. Bir anne ya da babanın öfkeyle ettiği bedduanın telafisi zor sonuçlar doğurabileceği ifade edilirken, bunun yerine sabrın ve duanın tercih edilmesi gerektiği anlatılıyor.

Çocuğun yaptığı yanlışlar ne kadar ağır olursa olsun, onu tamamen gözden çıkarmak çözüm değildir. Çünkü yanlış yapan genç, çoğu zaman zaten kendi hayatını tüketen bir girdabın içindedir. Böyle bir durumda ailesinin görevi, onu daha da aşağı çekmek değil, yeniden ayağa kalkabilmesi için yanında durmaktır.

Gerçek ebeveynlik sadece çocuğu büyütmek değil, ruhunu da besleyebilmektir. Sevgi, sabır ve dua; bu mücadelenin en güçlü araçlarıdır.

ÇEVRENİN ETKİSİ VE YANLIŞ YÖNLENDİRMELER

Ailelerin karşılaştığı en büyük tehlikelerden biri de çevrenin yanlış yönlendirmeleridir. Kimi zaman akrabalar, komşular veya yakın çevre, teselli etmek yerine öfkeyi büyüten sözler söyleyebilir. "Böyle evlat olmaz", "Hak ettiğini yaşasın" gibi ifadeler, aslında açılmış olan merhamet battaniyesini toplamaktan başka bir işe yaramaz.

İnsanı sabra değil, öfkeye yönlendiren her söz, gencin kurtuluş ihtimalini zayıflatır. Bu nedenle ailelerin çevresindeki insanların da yapıcı olması, kırıcı değil destekleyici bir dil kullanması büyük önem taşımaktadır.

Zor günlerde yapılması gereken; aileyi birbirine düşürmek değil, anne ve babaya sabır tavsiye etmek, umut aşılamak ve birlikte dua etmektir.

HERKESİN ELİNDE BİR "BATTANİYE" OLMALI

Konuşmanın sonunda verilen mesaj yalnızca anne ve babalara değil, eşlere, öğretmenlere ve toplumun bütün fertlerine yöneliktir. Çünkü hayatın herhangi bir döneminde herkes tökezleyebilir. O anlarda önemli olan, insanı düşerken karşılayacak bir merhamet zemini hazırlayabilmektir.

Hiç kimse yer çekimini ortadan kaldıramaz; yani hayatın imtihanlarını tamamen yok edemez. Ancak herkes, sevgisiyle, sabrıyla, affediciliğiyle ve duasıyla bir başkasının yere çakılmasını engelleyebilir.

Bugünün en büyük ihtiyacı; öfkeyi büyüten insanlar değil, battaniyeyi açan insanlardır. Gençleri, eşleri ve sevdiklerini kurtarmanın yolu da tam olarak buradan geçmektedir. Sabır, merhamet ve dua ile hareket edenler yalnızca sevdiklerini değil, kendi vicdanlarını ve ahiretlerini de korumuş olurlar.