Bismillahirrahmanirrahim.

Elhamdülillah vessalâtü vesselâmü alâ Resûlillah.

Müslüman için asıl olan, evinde yaşamaktır. Kadınlarla ilgili, özellikle Peygamber Aleyhisselam Efendimiz’in hanımları, annelerimizle ilgili Kur'an-ı Kerim'de, “Evlerinizde kalın” buyuruluyor. Erkeklere de Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, evinin kıymetini bilmeyi öğretiyor.

Bir Müslüman’ın işi, gücü, camideki ibadeti ve varsa sosyal hizmetleri dışında günü nerede geçer diye sorsak, evinde geçer deriz. Kadın için ise bu süre daha da fazladır.

Ancak aziz kardeşlerim, ev insan içindir. İnsan rahat etsin diyedir.

EVLERİMİZ EŞYALARIN DEPOSUNA DÖNDÜ

Bugünkü hayatımızda ise sanki ev eşyanındır. Evde bizden çok eşya var. Evin içindeki eşyalar, neredeyse orada yaşayan insanlardan daha önemli ve daha değerli hale gelmiş durumda.

Gerekli gereksiz, acil lazım olan ve olmayan ne varsa mutfakta, oturma odasında, banyoda, hatta evin her köşesinde biriktiriyoruz. Müslümanların evlerinde oturacak yeri yok desem, “Eşyalar oturmuş önceden” desem, biraz mübalağalı olur ama yabana atılacak bir söz de değildir.

Evlerimiz dış görünüşüyle, yapısıyla, mobilyasıyla göz doldurdu. Deyim yerindeyse evler nazara geldi. Bunun sonucunda da evde yaşayanlar, özellikle kadınlar, evlerinden bunalır hale geldi.

Hem bir ev sahibi olmak için çuval çuval para ödüyoruz hem de o evde durdukça bunalmaya başlıyoruz. Dünya kurulduğundan beri bu kadar ağırlaşmış bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Üstelik bu sorun giderek büyüyor.

Eskiden çamaşırlarımız için dolap, ayakkabılarımız için ayakkabılık vardı. Şimdi neredeyse kargolarımız için bile evin içinde özel bölümlere ihtiyaç duyuyoruz. Her gün yeni bir eşya çıkıyor, eşyayı koyacak yeni bir dolap gerekiyor.

Kısacası kardeşlerim, evler kalabalık şehirlerin insanı bunalttığı gibi bizi de bunaltmaya başladı. Fakat biz bunun farkına varamıyoruz.

Çünkü evimize çok para verdik. Evimizi çok seviyoruz. Güzel bir yerde oturuyoruz. Camdan baktığımızda güzel bir manzara görüyoruz. Belki deniz kenarındayız. Ama bütün bunlara rağmen evin kendisi bir bunaltma nedeni haline gelebilir.

EVİN SİZİ EZDİĞİNİ NASIL ANLARSINIZ?

Bunu anlamanın bazı işaretleri var.

Evin şu odası, bu odası size dar gelmeye başladıysa, çocuklarınızın kapıyı hızlı kapatmasına kızıyorsanız, “Bu perde buraya uymamış”, “Bu eşya burada neden duruyor?” demeye başladıysanız, mutfakta pişen yemeğin kokusundan bile rahatsız oluyorsanız eviniz sizi bunaltmaya başlamış olabilir.

Bunlar onlarca örnekten sadece birkaçı.

Böyle bir durumda hemen bir çuval para daha harcayıp, on yıl daha borca girerek ev değiştirmeyi çözüm zannetmeyin. Çünkü bugün değiştirdiğiniz ev, iki yıl sonra sizi yine aynı şekilde bunaltabilir.

O zaman ne yapacağız? Oradan kaç, bu evi beğenme, öbürünü beğenme... Bunun sonu nereye varacak?

Ben bunu bir psikolog veya psikiyatrist tavsiyesi olarak söylemiyorum. Hayatı gözlemleyen bir insan olarak söylüyorum: Eşinizle, çocuklarınızla, evde varsa aile büyüklerinizle zaman zaman evi terk edin.

Köyünüze gidin. Şehir parklarına gidin. Ormanlara, sahillere, geniş caddelere gidin. Yürüyüş yapın. Yapabiliyorsanız spor yapın.

Bırakın ev sizi ezmesin. Siz evinizi ezin. Anahtarı kapatın ve çıkın.

Evinizde böcek veya haşere olduğu zaman ne yapıyorsunuz? Evi ilaçlıyorsunuz, akşama kadar içeri girmiyorsunuz. Haşereler ölsün, akşam temizleriz diyorsunuz.

Evin kendisi sizi bunaltmaya başladığında da zaman zaman aynı şeyi yapın. Evinizi ara sıra terk edin.

Yoksa ev put olur. Maneviyatınızı etkiler, maddiyatınızı etkiler, sizi bunaltır, sizi ezer.

TABİATIN İÇİNE ÇIKIN, KURALLARI BİR SÜRELİĞİNE BIRAKIN

Evden çıkarken bu kez evdeki bütün kuralları yanınıza almayın.

Ormana gidiyorsanız ormanda çocuklar rahatça oynasın. Pikniğe gidiyorsanız her şeyi milimetrik ölçülerle kontrol etmeye kalkmayın. Deniz kenarına gittiğinizde dalgalar sizin için durmak zorunda değil. Ormanda köpek de olabilir, karga da olabilir.

Rahat olun. Çocukların zıplayabileceği, oynayabileceği, sizin de nefes alabileceğiniz yerlere gidin.

Aksi takdirde evinizi büyütmüş olursunuz, derdinizi de büyütmüş olursunuz.

Babanızın evine üç günlüğüne gitmek de aynı şey değildir. Çünkü oradan yine bu evin kurallarını, beton görüntülerini, “Şuraya basma, buraya tutma, perdeye yanaşma, koltuk takımının önünden geçme” gibi kuralları alıp geliyorsunuz.

Bizim ihtiyacımız olan şey askeri nizamla yaşadığımız evlerden bir süreliğine sıyrılmak ve tabiatın seslerinin içine girmektir.

“Böyle bir yer yok” demeyin. Allah'ın izniyle vardır. Belki evinizin dibinde yoktur ama bir şehir ötede, 10 kilometre ötede vardır.

Fakat bakıyorum, insanlar doğaya giderken bile evlerini yanlarında götürüyorlar. Bir sepet temizlik malzemesi, başka bir sepette havlular, terlikler... Gittiği yeri temizlemekle saatler geçiriyor.

Kardeşim, sen ne yapıyorsun? Evde dur daha iyi! Hiç olmazsa eşya taşımamış olursun.

Biz bebekken dünyaya nasıl savrulduysak, biraz o rahatlığa dönmemiz gerekiyor. Sonra yaşımız, işimiz, konumumuz, evliliğimiz, çocuklarımız derken bir disiplinimiz, kurallarımız oluştu. Elbette bunların olması gerekiyor. Fakat biz bütün bunları üzerimize aldık ve yorulduk.

Bazen eşimizin bizi üzmeyeceği, bizim eşimizi üzmeyeceğimiz, birbirimize fazla karışmayacağımız yerlere gitmeliyiz.

Mesela namaz kılacaksak, illa seccademizi bulmak zorunda değiliz. Çimlerin üzerinde namaz kılınabilir. Temiz bir yer Allah'ın bize sunduğu büyük bir imkândır.

Kendimize işkence malzemesi üretmeye gerek yok.

Bir günlüğüne, iki günlüğüne, mümkünse bir haftalığına böyle yerlere gidelim. Ayda bir gidelim, hiç olmazsa altı ayda bir, bari senede bir gidelim.

Bunun adı tatil olabilir, yürüyüş olabilir, sahile çıkmak olabilir, ormana gitmek olabilir. Adını ne koyarsak koyalım, evlerimizin askerleşmiş disiplininden kendimizi bir miktar kurtaralım.

Evlerimiz yine mübarektir, yine değerlidir. Allah Teâlâ'nın “evlerinizde kalın” buyurduğu yerlerdir. Ama Allah bize “camınızı açmayın, nefes almayın, orada boğulun” demedi.

KENDİ PSİKOLOĞUNUZ OLUN

Değerli kardeşlerim, insan zaman zaman kendi ruhunu da dinlemeli.

Kendi psikoloğunuz olun. Kendi tedavinizi kendiniz yapın.

Çünkü sizi sizden daha iyi anlayacak kimse yoktur. Elbette sağlıkla ilgili ciddi sorunlarda uzmanlara başvurmak gerekir. Benim söylediğim ise hayatın içinde kendimize nefes alacak alanlar açmamızdır.

Eşimizle, çocuklarımızla tabiatın içine çıkalım. Betonun, eşyanın ve evin üzerimizde oluşturduğu ağırlığı zaman zaman geride bırakalım.

Eviniz sizi yönetmesin. Eşya sizi yönetmesin. Siz evinizi yönetin, eşyanızı yönetin.

Allah yardımcımız olsun. Kalplerimize huzur, evlerimize bereket ihsan etsin.

Sizleri Allah'a emanet ederim.

Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatüh.