Hayat, nefes alıp vermek gibi zıtlıklarla devam eder. Dünyada hayatın yanında ölüm, iyiliğin yanında kötülük vardır. Kötülüklerle mücadele ederken plansız ve kapasitesiz hareket etmek ise insanın kendisini boğmasına yol açabilir.
BOĞULMAK, SADECE NEFESİN KESİLMESİ DEĞİL
Bir insanın ağzı ve burnu kapatıldığında ciğerlerine hava gitmez ve boğulur. Buradaki mesele, bunu kimin yaptığı değil, nefesin kesilmesidir. İnsan aynı şekilde kendi kendisini de yanlış düşünceler, yanlış tercihler ve sürekli dertlerin üzerine gitmek suretiyle boğabilir.
Bu boğulma yalnızca gerçek anlamda değil, mecazi olarak da yaşanabilir. Sürekli kötülüklere odaklanmak, insanlarla durmadan mücadele etmek ve her yerde problem aramak insanı zamanla dininden, insanlığından ve çevresinden soğutabilir.
HAYAT, ZITLIKLARLA AYAKTA DURUYOR
Bu fani dünya, zıtlıklarıyla vardır. Yer gökle, beyaz siyahla, hayat ölümle anlam kazanır. Kötüler de bu dünyanın bir gerçeğidir. Kötülüklerin hiç olmamasını beklemek yerine, onlarla nasıl mücadele edeceğimizi bilmemiz gerekir.
Ailede, siyasette, ekonomide veya çevremizde sürekli kötüyü ararsak bir süre sonra kendimizi iyiliğin tek temsilcisi gibi görmeye başlarız. Bu doğru değildir. Eşimizin, çocuklarımızın, dostlarımızın ve çevremizdeki insanların da kusurları olabileceğini kabul etmek zorundayız.
DERTLERLE MÜCADELE EDERKEN KENDİMİZİ BOĞMAYALIM
Dertlerin üzerine gideceksek organize ve ölçülü gitmeliyiz. Her duyduğumuz haberi, her sözü ve her insanı sorgulamadan hayatımıza almamalıyız. Zaten bunalmışsak, bunalımımızı artıracak şeyleri bile bile aramamız doğru değildir.
Dostlarımız, çevremiz ve güvendiğimiz insanlar da melek değildir. Her insanın iyi ve kötü günleri vardır. Bu nedenle insanları tamamen kötü veya tamamen iyi olarak görmemeliyiz.
Geçmişte yaşadığımız yanlışlardan ders çıkarmalıyız. 2000 yılında yaşadığımız bir sıkıntıyı 2010 yılında yeniden yaşamaya kendimizi hazırlamamalıyız. Alınan ders, hayatımıza yansımalı ve bizi daha ölçülü bir insan haline getirmelidir.
İnsanlarla aramızdaki mesafeyi de korumalıyız. Bir insan bize fayda sağlamıyorsa en azından zarar vermemesini isteriz. Zararlıysa beraberlik mesafemizi artırırız. Aksi halde kendi kendimizi boğmuş oluruz.
SÜREKLİ BOĞUŞMAK İBADET DEĞİLDİR
Birileriyle sürekli boğuşmak bir ibadet çeşidi değildir. Bu mücadele zamanla insanı dininden, insanlığından ve çevresinden soğutabilir. Hatta insanı “Her şeyi yak, yık” diyecek kadar uç bir noktaya sürükleyebilir.
Birilerinin bizi boğmasına izin vermediğimiz gibi, kendi kendimizi de boğmamalıyız. Dertlerle mücadele ederken Allah'ın emrettiği ölçüyü, aklı ve imkânlarımızı gözetmeliyiz.
Allah yardımcımız olsun. Huzur ve afiyet içerisinde bir hayat yaşamayı bizlere nasip etsin.
Allah'a emanet olunuz. Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatüh.