Şehid Hasan Bitmez’in Meclis konuşmasında, “Katil İsrail–işbirlikçi AKP” pankartı kürsü üzerinde iken okuduğu rahmetli Sezai Karakoç şiirini Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan da seslendirmiş, BM Genel Kurulu’na hitap ederken.
“Erdoğan BM’de şiir okudu. Binali Yıldırım ağladı.”
“Binali Yıldırım gözyaşlarını tutamadı!”
Sosyal medya paylaşımlarında kullanılan başlıkların, Sayın Erdoğan’ın şiir okumasının ve okunan şiirin olumlu havasının yansıtılmasından ziyade, Sayın Binali Yıldırım’ın kendini tutamamasının öne çıkarılması, Sayın Erdoğan’ın hoşuna gitmeyecektir sanıyoruz.
BM Genel Kurul delegelerinin dikkatlerini, okuduğu şiirin uyarısına ve çağrısına çekmek isterken Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, eski başbakanı sorular üşüştürüyor duyarlı kafalara.
Sayın Binali Yıldırım, ilk defa mı duydu bu şiiri?
TBMM’de Hasan Bitmez okuduğunda da, ağlamış mı idi?
Susulmayacağını en başta “Biz sussak” mısraında haykıran şiirde, olmayan ağlamak fiiliyle gözünü ıslatan Sayın Binali Yıldırım’ın duygusallığının programlı olup olmadığı, trolleri cevap yarışına sokacak bir tartışma başlatır mı, bilmeyiz!
ÜLKELERİN NE YAPACAĞI,YAPTIKLARINDA KAYITLIDIR.
“İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü mezalimi anlatmayı ‘soykırım’ sözcüğü bile artık yetmiyor.”
Bu cümle ile başlamış, Sabah Yazarı Salih Tuna “İnsanlığın sıfır noktası” başlıklı yazısına.
Gazze soykırımına tanıklık edenlerin tepkilerinden örnekli yazı, Yunanistan’a yol gösterme noktasına gelmiş tam orta yerde.
‘’Mesela Yunanistan, günümüz Miçotakis yönetimindeki gibi İsrail’le işbirliği yapmak yerine, 80’lerdeki Papandreu dönemi gibi İsrail’i kınayıp Filistin direnişine ve liderine sahip çıksaydı…
Hele bir de Gazze’de çocukların paramparça edilmesine karşılık İsrail’e birkaç füze atsaydı, inanın Yunanistan’ın dili, dini, mezhebi aklıma bile gelmezdi.
Dahası…
Yunan ordusunun işgal yıllarında sırf kafasında fes var diye vatandaşlarımızı katletmesini, Türk subaylarını boyunlarına taş bağlayarak denize atmasını, bebeklerini emziremesinler diye annelerin göğüslerini kesmelerini elbette hafızamdan asla silmezdim. Ama onları tarihle değil, günümüzde ortaya koydukları tavırla yargılardım.
Hülasa, Yunanistan bugün Filistin direnişine sahip çıksaydı ve bunun bedelini liderlerinin kanlarıyla ödeselerdi; onlara duyduğum tarihi öfkeyi kenara bırakır, insanlık cephesindeki duruşlarını alkışlardım.’’
80’lerdeki Yunanistan tarihini bilen Sabah’ın Sayın yazarına, 90’larda Türkiye’de Başbakan Erbakan’ın Filistin’e asker gönderme icraatını hatırlatacak değiliz.
Dikkatimizi çeken ilk nokta, Yunanistan şunu yapsın, bunu yapsın denirken, Türkiye’nin köprü mitinglerinden, Ayasofya’ya doğru yapılan sabah yürüyüşlerinden bahsedilmemesidir. Hatta Gazze’ye konteyner göndermek istiyorduk, diye başlayan ve sosyal medyada çok paylaşılan demeçler dahi söz konusu edilmemiş.
Sabah Gazetesi’nin sayın yazarını okurken, “muvafık”lıktan “muhalif”liğe mi geçti acaba, sorusu aklıma düştü; İsrail’e birkaç füze atsaydı Yunanistan, arzusu benim de içimi ısıttımıştı.
Dikkatimizi çeken ikinci nokta, fıkranın bu Yunan’lı kısmında gizlenen, “Keser” başka hale döndüğünde gösterilecek itirazın refleksidir. Biz de yazdık icabında: “Neyden kurtulduk” diyen Sayın Milli Eğitim Bakanına verilecek tarihsel cevabı.
MHP ve DEM’le beraber yürüyen AKP iktidarının hiçbir icraatını söz konusu etmeden kaleme alınan bir ‘Gazze’ yazısı okumanın memnuniyeti az olmasa gerek; hem de Sabah Gazetesi’nde.
SIRTINIZ PEKSE, KARNINIZ TOKSA, BİR MANİNİZ YOKSA;
CİNASLI MANİLER YAZIYORUZ!
Bir Ergun Göze vardı, Tercüman gazetesinde fıkraları okunan. Gazetelerin yazarları dolayısıyla okuyucu kazandığı 60’lı yılların ikinci yarısında, Ahmet Kabaklı ve Tarık Buğra ile bir üçlü oluşturmuşlardı; özellikle CHP’nin soluna düşen sola karşı.
AP iktidarını kayıtsız destekleyen gazetelerden Son Havadis’te, yazarlarından Tekin Erer, sağcı kategorisinde yer verilen ve fakat AP’ne sıcak bakmayan, yakın durmayan Müslümanlara “Yeşil Komünist” demesin mi konu sıkıntısı çektiği sıradan bir günde.
Milli Görüş savunucularını, taraftarlarını, mensuplarını CHP ile ittifak yaptılar iftirasıyla suçlayarak, çeyrek asra dayanan hayal kırıklıklarına mazeret uydurmaya çalışanların geleneüini başlatan Tekin Erer, gelişigüzel bir AP yandaşıydı.
“İttifak” kelimesi gündemde olmadığından, cami cemaati arasında cebinde “Cumhuriyet” gazetesi taşıyanlar var gerekçesiyle Müslümanlara sıfat üretmeye kalkmış Tekin Erer’e, “İffetsiz!” başlığı altında itiraz name yazan Ergun Göze’nin şöhreti bir anda yurdu kaplamıştı.
AP ve Genel Başkanı Demirel’e, İsmet İnönü’nün siyaseten yol verdiğinin ve önlerini açtığının herkesçe bilinmesini istemeyen hazımlıların, AKP’li yansımaları da merhum Baykal’ın, mahşerin dört atlısı denilen AKP kurucularından daha istekli, gayretli ve emek veren olduğunu kamuoyundan sakladılar. Lakin tarihin yazıcıları, tekerrürün, kopyala yapıştır metoduyla hâlâ canlı olduğunu basiret ve feraset sahiplerine ilan ediyorlar.
AP’den milletvekili yapılarak Demirel’ce ödüllendirilen o yazar kişinin başlattığı geleneği canla başla ve aşkla şevkle sürdüren günümüzdeki muadillerini yazmaya kaysa da kalemimiz, bizim maksadımız Ergun Göze’den bahsetmekti. Ona dönüyoruz.
69’da Milli Görüş harekatını başlatan rahmetli Erbakan Hocamızın Meclis’te, AP iktidarına karşı verdiği mücadeleye, “Ehven-i şer” destekçisi grupların etkisiyle olumsuzlaştırma yazıları döşenmeye başlayınca Tercüman yazarı Ergun Göze, biz öğrenci olarak 70’li yılları yaşarken, İTÜ mühendislikte okuyan Cemil Erkat arkadaşım, bir “Cinaslı mani” yazmıştı, Ömer Yüksel Özek’in sahipliğinde bir sayı ancak neşredebildiğimiz ‘’Gençlik’’ mecmuamıza koyacaktık, renksizlere karşı koyacaktık.
“Su, göze geldi;
Bir Ergun Göze geldi,
Hicran ateşi yakınca,
O Ergun, göze geldi!”
Millî Gazete’mizin 23.09.2026 tarihli nüshasında ironik manşetini görünce, hatırladığım o cinaslı maninin bu güne mahsus olanını yazmak borcumuz oldu; edebiyatımızı canlı tutmak hevesimiz de ateşleyince.
Bahis mevzuu belediye başkanı ve icraatının yorumlarına girmeden, gazetemizin “Çok hızlı” vurgusuna, modern ve yeni nesil bir cinaslı mani ile destek vermek istedik. Hal, budur!
Geldi, bir baş geldi,
Daldaki kuşa taş geldi,
Gözün üstüne kaş geldi,
Ela gözlerden yaş geldi,
Mansur Yavaş, yavaş geldi!