“SU MÜDÜRÜ” YÜRÜ-DÜ!
Muhatabını “su” üzerinden anlatan, bahis mevzuu eden siyasetçilerimizin ilki merhum Celal Bayar’dır.
Kayseri Cezaevi’nde iken, AP’nin genel başkanı seçilen Süleyman Demirel’i, üç kelimelik bir cümlede tanımlaması, siyasi tarihimizin unutulmayan klişelerindendir.
“Bizim su müdürü!”
Bu tanımı ile Demirel’i sahiplenen Celal Bayar, onu, partisinde arkalandırmış, güçlendirmiş, lider olma yolunu açmıştır. Su müdürlüğünden barajlar krallığına…
Merhum Bayar’ın sulama gücüyle başbakanlığa boy atan ve siyasi hayatı Çankaya’da sonlanan Demirel’i sulu sulu yazmamızın sebebi, medyada, suyun ısınma gücünden bahsedilmesindendir.
SU UYUR, İCABINDA ISINIRMIŞ
“Bir kimsenin işbaşından uzaklaştırılma zamanının yaklaşması, görevinden veya bulunduğu mevkiden edilmek üzere olması” anlamı yazılmış “Suyu ısınmak” deyiminin karşısına TDK sözlüğünde.
“Gözden düşmek, ceza almak zamanı yaklaşmak” kanaatinin topluma kabul ettirlmesinin istendiği bu bileşik fiili, eski Türkiye neslinin anladığı hacimde ve siyaseten söylersek koordinatta, yeni yüzyılın çocuklarının anlaması ve sarsıntısını hissetmesi mümkün değildir.
Eski nesil, “Başında okuyan hocası olsam” hasretini türkülerinde yakan nesildir ve ‘’Kara kazan kaynamasın’’ dedikleri kara kazanlarda ısınan suyun hayatlarından ne götürdüğünü bilir.
Artık eski Türkiye yok iddialılar, neden hâlâ orada hayat bulmuş, anlamı ile yüreklere oturmuş deyimleri kullanırlar; fikir öncülüğüne soyunduklarında, ilk ihbar eden olmak istediklerinde.
Akarsuların “Debi”sini bilmekle öğünen Demirel’in klasını yansıttığı bir cümlesini de ısınan suların derecesini paylaşanlara hatırlatalım.
“Bu ülkenin hangi sokağında topal karınca varsa, bilirim!”
Şahsıyeti ve icraatları her halükarda, her zeminde tartışılan Demirel’i bu cümlesinden bilenler, “Demirel, bizi gözetiyor” inancıyla her gelişinde oylarını ona verdiler; gözetlenme kaygısına hiç bulaştırmadan düşüncelerini…

PARALANANLAR KİMİ PARALADILAR?
Pazar akşamı NOW TV’nin akşam haberlerini sunan spikerin “Paralara bak, paralara!” haykırışını duydum. Ayrıntılarına tahammül gücü zorlanarak vakıf olunan o habere, yayımlanırken ilgi duymamıştım; fakat arşivde bir benzeri üzerine kalem oynatılmışlığını görünce, klasik gazeteciliğin “Geçmiş zaman olur ki” başlıklı haberciliğini canlandırmak geldi aklıma.
Gazetemizin 18 Ocak 2020 tarihli nüshasındaki ikinci yazımız “Çalma alışkanlığından kalpazanlığa” başlığının altında şu paragrafla devam ediyor:
“İktidara, bir bakanına kardeş kadar yakın bir gazeteyi bir sabah açtığınızda, oraya itirazsız asimile olmuş bir yazarın çok güzel bir yazısında anlattıklarını bir bir okursunuz. Sağlığınız için gereklidir böyle yazılar.”
(“Sabah Gazetesi – Engin Ardıç – Koklamaya kıyamam. Benim güzel manolyam – 17 Ocak 2020”)
“Tam 127 milyon 500 bin dolarlık sahte banknot ele geçirilmiş.
Üst üste koymuşlar, dağ gibi, rüya gibi... Orta boy bir otomobil hacminde...
Geçen sene de 271 milyon sahte dolar ele geçirilmişti.
Şaka değil bu rakamlar...
Televizyon kamerası yakından gösterdi, vallahi gerçeğinden ayırt etmek çok zor. ‘Filigranı’ falan her bir şeyi tamam.
Dolarlarını ‘yastık altında’ saklayanlar umarım gece uyuyabilmişlerdir...
Bunları basanlar da FETÖ'nün adamları! Daha doğrusu FETÖ'nün ‘taşeron’ iş yaptırdığı profesyonel kalpazanlar.
FETÖ örgütü bu parayı ‘yurt dışındaki firari üyelerini beslemekte’ kullanıyormuş...”
