Bismillâhirrahmanirrahîm!
DÜNYA, bugünkü soykırım, katliam ve vahşeti yaşama ayıbından bir an önce kurtarılmalıdır. Kan ve gözyaşından beslenen zalimler durdurulmazsa, insanlık sonu meçhûl bir âkıbete sürüklenecek. Dünyanın “karar verme” noktasındaki yöneticileri bilsin ki, bütün bunlar siz ve biz yaşarken oluyor. İçinizde; hiç barışçı, arabulucu ve insanlığın geleceği için çalışan insaf, vicdan ve sorumluluk sahibi kimse kalmadı mı?
Bilim, insanın değer ve hakları gibi konularda ilerleme sağlandığını söylüyorsunuz, öyle mi? Son üç yılda Gazze’de 21.500 masum, savunmasız bebek, çocuk dünyanın gözleri önünde katledildi. Yöneticiler olarak siz ve halk olarak biz ne yaptık? Soykırımı önleyebildik mi? Birçoğumuz kibirli, kendi aklını beğenen, çıkarını önceleyen, yaptıklarıyla övünerek dünyaya meydan okuyan bir üslûpla “vatan kurtaran aslan” kesiliyor. Fakat ortada kurtulan bir vatan yok!
Siyonist ve işgalci Sefarat Başhahamı David Yosef, Filistin’i yok sayan “topyekûn katliam” çağrısı yaptı: “Tüm Gazze yok edilsin! Gazze, İsrail toprağıdır(!). Gazze, Nablus, Cenin hepsi bizimdir(!).” (milligazete.com.tr, 25 Ağustos 2026) Bu kan içicilik karşısında dünya barış ve güvenliğini sağlamak için kurulduğunu deklare eden BM nerede? Medenî(!) olduğunu söyleyenler vahşete nasıl seyirci kalabilir?
Trump, gözünü kestirdiği yeri “ABD toprağı” ilân ediyor. Venezuela Devlet Başkanı’nı ABD’ye kaçırmak, Kanada’yı 51. eyalet yapmak, Hürmüz Boğazı’na el koymak, Golan Tepeleri’ni İsrail’e vermek de ne oluyor? Bu korsanlığın sonu nereye varır?
NELER OLABİLİR?
27 EKİM 2026’da İsrail’de “genel seçimler” var; 3 Kasım 2026’da ise ABD’de “ara seçimler…” İsrail yeni yöneticilerini seçecek. Amerika’da 4 yıllık sürenin ortasında “ara seçimler” yapılır. Asıl önem kazanan ABD Senatosu ve Temsilciler Meclisi’nin durumudur. Buralarda görev yapan üyeler 2 seneliğine seçiliyor. Ara seçimle; 4 senenin ikinci bölümünde görev yapacak üyeler için sandığa gidiliyor. Senatörlerin üçte biri yenileniyor.
Amerika’da “ara seçimler” genel seçimler gibi önemlidir. Ekim’de, İsrail’de yapılacak seçimler Netanyahu için, tam anlamıyla “referandum” şeklinde geçecek. Evinin yakınlarına kadar ulaşan “tepki” ve “protesto” gösterileri, Netanyahu’nun koltuğunun sallandığının işareti! Bunun farkında olan Netanyahu, Filistin’e karşı şiddetini artırıyor. Halkı, düşman ilân ettiği İran’a karşı birleşmeye çağırıyor. Fakat soykırım, haksızlık ve zulüm ortada!
Trump da Kasım’da yapılacak “ara seçimler” konusunda tedirgin! İran’a karşı şantaj, tehdit, yalan gibi yöntemlerle halkın desteğini almaya çalışıyor. Filistin’de masum çocuklar ve halkın soykırıma uğramasına verdiği destek, İsrail’e sınırsız silâh yardımı yapması ve Trump’ın uçuk söylemleri yüzünden halkın çoğu “başkan”a güvenmiyor. ABD’de başkanlık değişmeyecek, ama halkın Trump’a “ciddi uyarı” vereceği açık.
Netanyahu ve Trump ikilisi yalnız “dünya barışı” için tehdit olmakla kalmıyor; aynı zamanda İsrail ve Amerika halkını da bıktırıyor. Bu sebeple Ekim ve Kasım seçimleri önemli! İnsanî ve vicdanî duyguları köreltenler cezalandırılmalıdır.
SAVAŞLAR BİTMELİ
BAZILARI 21. yüzyılda yaşıyoruz, diyerek ilericilik havalarına giriyor. Peki, günümüzde insan sevgisi, hoşgörü, insaf, vicdan gibi değerler ne derece hayatımıza yansıyor? Savaşlar, soykırımlar, gerilimler, çatışmalar, kavgalar güzel bir dünyanın(!) göstergesi mi? Bundan 27 asır önce yaşayan Çinli bilge Sun Tzi “Savaş Sanatı” kitabında şöyle diyor: “Savaş, insanların başına gelebilecek en büyük tehlikedir. Ölüm kalım meydanıdır. Asıl zafer, savaşsız olarak kazanılandır.”
Gördüğü her yeri “kendi toprağı” sanmak, başkasının elindekini gasbederek almaya çalışmak, nasıl bir ilkellik örneğidir, dersiniz? “Dünya benim” sanmak korsanlıktan öte bir anlayıştır. Dünya; savaş, kan, öldürme, esir etme, yok sayma gibi kötü duygulara sahip insanlara bırakılamaz. Çıkar ve hırslarının esiri olan insanlar, dünyanın başına gelebilecek en büyük belâdır.
Özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana, Batı’nın insanlığın yaralarına merhem olamayacağı açıkça görülmüştür. İnsanlık, şefkat ve merhamet sahibi insanların yönetimine hasret kaldı. Tarih gösterdi ki, böyle olgun insanlar çoğunlukla İslâm dünyasından çıkıyor. Selâhaddin Eyyûbî, 2. Abdülhamid, Necmettin Erbakan gibi.
Erbakan Hoca’nın İslâm âleminin “güç birliği” yaparak “etkili” hale gelmesi için başlattığı D8 oluşumu aktif hale getirilmelidir. Suudi Arabistan’ın ferasetli kralı Faysal, bu konuda şu vasiyeti bırakmıştı: “Biz Erbakan’ın açıklamalarını ilgiyle izliyoruz. Ona çok güveniyoruz. Erbakan’ı iyi takip etmemiz gerekiyor.” (Millî Gazete, 13 Şubat 2024)