Bismillâhirrahmanirrahîm!
HEMEN her alanda “kokuşma” noktasına ulaşan rüşvet ve yolsuzlukları birlikte izliyoruz. Devlet kurumlarında, belediyelerde, hatta sivil kuruluşlarda; başka ülkelerin Türkiye yapılanmasında gördüklerimiz geleceğimizi tehdit ediyor. Allah’a şükür inancımız ve tarihimizden kaynaklı bir sosyal direncimiz var. Bitmek tükenmek bilmeyen toplumsal çürümeye karşı direncimiz her geçen gün azalıyor? Bu ne zamana kadar sürecek?
Belediyelerde yaşanan ürpertici iddialara bir bakın! Şafak operasyonlarıyla gözaltına alınan başkanlarla birlikte, yakın çalışma arkadaşlarından da pek çok kişiye suç isnadı yapılıyor. Bu iddialar suçun “organize” olarak işlendiğini düşündürüyor. Bu kurumlardaki pek çok insan “suç”lanıyor. Organize suç iddiaları toplumun her kesimine bulaşma eğiliminde. Mutlaka “tedbir” alınmalıdır.
Devletin takip ve denetleme mekanizmaları bu kadar zayıf mı? Aslolan suç işlenmeden önce tedbir almak değil midir? “Sayıştay” diye “köklü” bir kuruluşumuz var. Bu kurum; merkezî yönetimdeki idarecileri, güvenlik kurumlarını, mahalli idareleri TBMM adına denetleme yetkisine sahiptir. Bu denetimler konusunda zaaflar mı var?
Türkiye’yi kemiren unsurlar o kadar çoğaldı ki! Takip, kontrol ve denetleme konusundaki eksiklikler “iyice” araştırılmalıdır. Yabancılarla iş birliği halindeki yapılara karşı çok dikkatli olmalıyız. Onların karanlık odaklardan “güç” alarak çalışması devlet mekanizmasına güç kaybettiriyor. Özellikle millî güçleri cezalandırmak, devleti yıkmaktan başka ne anlama gelir? ABD ile bağlantısı belli olan FETÖ el üstünde tutulurken; Millî Görüş hareketinin cezalandırılması büyük bir gafletti.
BU NASIL TİYATRO?
TÜRKİYE iki haftadır, aziz milletimizin iyi niyet, merhamet ve yardımlaşma duygularını istismar edip zedeleyen bir “dolandırıcılık operasyonu”yla çalkalanıyor. Yüksek miktarlarda paraya hükmeden Ahbap Derneği’nin iç yüzünü tanıdık. Bunca büyük organizasyonun birilerinin desteği olmadan gerçekleşemeyeceği konuşuldu. Haksızlığa duyarlılığıyla bilinen Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan konuyu TBMM’ye taşıyarak, “Ülkeyi tiyatro sahnesine çevirdiler” dedi.
Sayın Arıkan, yolsuzluğun görünenlerle sınırlı olmadığını belirterek hükûmetten şu soruların cevabını istedi: “Ahbap belli, içeri aldınız. Peki, ‘çavuş’ kim? Bürokraside bu yolsuzluklara göz yumanlar kim? ‘Ahbap’ varsa, orada onu koruyup kollayan ‘çavuş’ da vardır.” Saadet Genel Başkanı, olayın üzerine sonuna kadar gidilmesini isteyerek şöyle sordu: “Makam odalarında boy boy fotoğraf verenleri, belediyelerde ağırlayanları, sahnelerde ödül verenleri ne yapacaksınız?”
Saadet lideri, skandallarla ülkenin gerçek gündeminden koparıldığını anlattı. “Her konuda olduğu gibi, benim ahbabım, senin ahbabın diyerek kendinizi mi aklayacaksınız?” sorusunu yöneltip, “‘Cambaza bak’ oyunuyla ahbabı verip çavuşları kurtaramazsınız! Bu kadar büyük yolsuzluk, birileri göz yummadan asla gerçekleşmez” ifadelerini kullandı.
Muhterem Arıkan, suni kavgalar çıkarılarak asıl sorunların dikkatlerden kaçırıldığını belirterek gerçek gündemi şöyle açıkladı: “Valinin giydiği tayt değil; işçinin bakanlığın önünde yere vurmak zorunda kaldığı BARETİDİR. Pazar filesinin nasıl dolduğudur. Ahbap çavuş düzenini yıkıp adil düzeni kuracak, hakkı sahibine teslim edeceğiz.” (29 Temmuz 2026)
DEVASA YAPILANMA
“DOLANDIRICILIK Operasyonu”na en büyük tepki, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı, gazeteci Mustafa Yılmaz’dan geldi. Sayın Yılmaz “Ahbap Soruşturması” için, “Bu, basit dolandırıcılık vakası değildir” diyerek Cumhuriyet tarihinin en büyük; dünyada benzeri görülmemiş dolandırıcılık örneği olduğunu anlattı. Galata Köprüsü’nü, tramvayları satan Sülün Osman, bu organizasyon karşısında stajyer bile olamayacağını söyledi. (Millî Gazete, 18.7.2026)
Mustafa Yılmaz Bey’in açıklamaları oldukça ciddidir. Soruşturmada bunların da dikkate alınmasının “isabetli” olacağını düşünüyorum. Türkiye’nin yıllardır illegal yapılarla mücadele ettiğini hatırlatan Yılmaz, iddialar doğruysa, devasa bir HEDO yapılanmasıyla karşı karşıya olduğumuzu, bazı siyasilerin de isimlerinin geçtiği iddialarını da anlatarak şunları söyledi:
“Hangi makam ve mevkide olursa olsun; bu kirli çarkın dişlisi olmuş; bu hortumdan nemalanmış kim varsa sonuna kadar üzerine gidilmelidir. Gazeteciden siyasetçiye, bürokrattan iş adamına kadar bu çarkın içinde yer alan herkes hukuk önünde hesabını vermelidir.”
Mustafa Yılmaz, boyutları ve ciddiyeti sebebiyle, “Yargılanma süreci”nin TV’ler ve dijital mecralardan canlı yapılması çağrısı yaptı. Sürecin takipçisi olacaklarını söyleyerek, “HEDO’ya, medyadaki savunucularına; ticarî ve siyasi koruma kalkanlarına geçit vermeyeceğiz” diyerek sözlerini şöyle bitirdi: “Bu temiz topraklar iyilik maskesi takmış haramzadelerin cirit alanı olmayacaktır.” (Millî Gazete, 18.7.2026)
Toplumda istismarcılığın bitmesini istiyorsak, Mahmut Arıkan, Mustafa Yılmaz gibi cesur ve kararlı davranmak zorundayız.