Türk ordusu Yemen'e saldırır mı?
Asla.
1918’de imparatorluk dağılırken herkesin sırtını döndüğü o zifiri karanlıkta bile dağlık Yemen’in Zeydi lideri İmam Yahya ve o yiğit insanlar Türk askerine ihanet etmediler. Yahya, savaş öncesinde sorunlar yaşadığı Osmanlı yöneticilerine savaşın başlaması ile sadakatini etti. "Kafirlerle savaşan Osmanlı'ya karşı savaşılmaz; Osmanlı ile beraber kâfire karşı savaşılır" diyerek cihadı ekbere dahil oldu.
İngiliz altınına tamah edip arkadan vuran -bir avuç da olsa- gafillere inat, Osmanlı sancağını Yemen dağlarında gururla dalgalandırdılar. Türk ordusu çekilirken bile askerimizin kılına zarar gelmesine izin vermediler, emanete hürmet ettiler.
Sadakatleri o kadar derindi ki; İstanbul işgal edilip Ankara’da TBMM açıldığında Yemenliler bağlarını koparmak yerine gözünü yine Anadolu’ya çevirdi. "Biz hâlâ aynı ümmetin, aynı kaderin parçasıyız" diyerek Ankara’ya haber saldı, kurulan Milli Meclis’e Yemen’den milletvekili göndermek istediler.
Padişahın, halifenin, koca imparatorluğun çekildiği o en yalnız günümüzde bile Yemenlilerin kalpleri bizimle çarptı.
İşte bu yüzden Türk devletinin hafızası da, milletinin vicdanı da Yemen’i asla unutmaz. Suud ailesi mi, Haşimi ailesi mi yoksa Zeydiler mi? Elbette Zeydiler. Tarafımız belli.
Tarih değişti mi? Aktörler değişti mi? Bugünkü Husi liderleri o günkü İmam Yahya ile aynı çizgide değil mi? Peki ya Suud ailesi? Bunlar hep tartışılır. Ama hakikat şu; Türk askerinin bot izi, şehitlerimizin duaları o dağlardadır. Aradan asır geçse de, iklimler değişse de bizim için Yemen ellerin memleketi değil; canımızdan bir parça, öz kardeşimizdir.
Türk devlet aklı da, milletin yüreği de o zor günde yanımızda duranların torunlarına asla namlu yöneltmez.