Geçtiğimiz günlerde Ürdün’de, Amman ve Salt tepelerinde durup ufka, doğrudan tarihin ve coğrafyanın kalbine baktım. Salt tepelerinden vadiye çöken pusun ardında beliren o kıvrımlar sadece birer coğrafi oluşum değil medeniyetlerin çarpıştığı, krallıkların gömüldüğü kanlı birer sahnedir. Bir yanda İsrail’in barbarca işgali ve zorbalığı altında inleyen Nablus, diğer yanda Selahaddin-i Eyyubi’nin Haçlı işgalcilerini hezimete uğratıp ateşe boğduğu Hıttin Kayalıkları... Birkaç adım ötede ise Sultan Kutuz ve Komutan Baybars’ın Doğu’dan gelen Moğol kasırgasını yerle bir ettiği Ayn Calud vadisi. Hepsi bir arada. Bu toprakların hafızası masa başında çizilen yapay haritalardan okunmaz. Bizzat tepelerine çıkıp o yakıcı rüzgarı kokladığınızda anlarsınız. Bu vesileyle, o kadim toprakları adımlarken rehberliğini ve ev sahipliğini esirgemeyen Türkiye Maarif Vakfı Ürdün Temsilcisi Veysi Hocama da içten şükranlarımı sunayım.
Firavun II. Ramses ile Hitit Kralı Muvatalli’yi Asi Nehri kıyısında karşı karşıya getiren Kadeş Savaşı’ndan bu yana bu dar koridor, küresel hesaplaşmaların değişmeyen kilit noktasıdır. Baktığınız her tepe size aynı hakikati haykırır. Dün Batı’dan gelen Haçlı barbarlığı ve Doğu’dan sökün eden Moğol yıkımı bu topraklara neyse, bugün Doğu Akdeniz’in kalbine bir hançer gibi saplanan Siyonist terör ve işgal de tamamen aynıdır. Aynı coğrafya, aynı tarih, aynı sonuç. İnşallah.
Yabancı İşgaller
Bu toprakların binlerce yıllık haritasında çok net bir çizgi var. Bu coğrafyanın ruhuyla, sosyolojisiyle bütünleşenler ve bu topraklara dışarıdan enjekte edilip halka savaş açan barbarlar. Osmanlı ve Memlük devletleri yüzyıllar boyunca bu coğrafyaya hakim olurken yerel halkla hiçbir zaman çatışmadı. Aksine bölgenin inancını, kültürünü ve mukaddesatını baş tacı etti. Bölge halkını tebaa değil medeniyetin asli unsuru olarak gören bu devletler halkıyla savaşmak yerine onları koruduğu için asırlar süren bir hakimiyet kurabildiler.
Buna karşın Roma, Doğu’dan gelen Moğollar, Batı’dan akın eden Haçlılar ve bugün onların tarihsel mirasını devralan Siyonist rejim hüküm sürdükleri her gün bu topraklara kan, vahşet ve yıkım getirdiler. Haçlılar, güya kutsal toprakları kurtarma vaadiyle geldikleri Kudüs’te halkın kanını dizlerine kadar akıtacak kadar gözü dönmüş bir fanatizmin ve Batı sömürgeciliğinin temsilcileriydi. Moğollar, geçtiği her şehri taş üstünde taş bırakmayarak yakan harami bir yağma aygıtıydı. Bugün Siyonizm ise Batı emperyalizminin Doğu Akdeniz’deki şımartılmış, hukuk tanımaz ileri karakolu ve terör şebekesidir. Meşruiyetini bölgenin sosyolojisinden değil, kaba kuvvetten, katliamlardan ve Okyanus ötesinden aldığı lojistikten alan hiçbir yapay organizma bu topraklarda kalıcı sulh kuramamıştır, kuramayacaktır. Dışarıdan beslenen bu işgalci zihniyetler yerel halka savaş açtıkları her gün kendi sonlarını hazırlamışlardır.
Kaçınılmaz Son
1187 yılında Selahaddin-i Eyyubi’nin, parçalanmış ve tefrikaya düşmüş İslam dünyasını önce siyasi olarak kenetleyip ardından Haçlı ordusunu Taberiye Gölü yakınlarındaki susuz Hıttin Kayalıkları’nda lojistik hatlarından keserek imha etmesi rastlantı değildir. Tıpkı 1260’ta Memlüklerin, Ayn Calud’da Moğol ordusunu taktik sahte ricat ve imha pusularıyla tarihin çöplüğüne gömmesi gibi... İslam coğrafyası ne zaman silkelenip iç çekişmelerini bir kenara bıraktıysa bu topraklara dışarıdan musallat olan işgalci ve yağmacı yapıları söküp atmıştır.
Salt tepelerinden bakıldığında bugün Nablus’u, Gazze’yi ve tüm Filistin’i kan gölüne çeviren Siyonist işgal, dünkü Haçlı işgalinin ve Moğol tecavüzünün günümüzdeki kopya versiyonudur. Kadeş’ten Hıttin’e, Ayn Calud’dan günümüze kadar bu coğrafyanın sarsılmaz yasası açıktır. Bölge halkına zulmeden, bu toprakların hamuruna yabancı olan ve varlığını sürekli bir savaş haliyle sürdürmeye çalışan yapay güçler ne kadar gelişmiş silahlara sahip olurlarsa olsunlar sonunda tarihin ve coğrafyanın kaçınılmaz diyalektiği karşısında hezimete uğramaya mahkumdur. Dün Haçlı kulelerini yutan, Moğol atlılarını hezimete uğratan bu kudretli coğrafya hiç şüphesiz Siyonist parantezi de kapatacak ve bu terör aygıtını tarihin hezimet sayfalarına gömecek birikime ve güce ziyadesiyle sahiptir.