Kısa bir süre önce üst üste iki defa ziyaret ettiğim Ürdün’ün rüzgârı sert esen bir tepesinde durup gözlerimi ufka diktiğimde içimde tarif etmesi zor, kahredici bir sızı belirdi. Tam karşımdaki vadilerin ötesinde Nablus uzanıyordu. Ölü Deniz’e doğru inip Mukavvir Kalesinden baktığımda ise Kudüs’ü görebiliyor ve Mescid’i Aksa’nın silüetini bir şekilde seçebiliyordum. Yaptığım drone ölçümleri dahi haritanın hakikatini adeta haykırıyordu. Nablus’a bakarken yanı başımda kendi vatanlarına sadece birkaç kilometre öteden ve yapay sınırların ardından bakan Filistinliler vardı. Onlardaki o dinmeyen hasreti, buruk özlemi ve sessiz öfkeyi gözlemlediğimde meselenin vicdanları kanatan canlı bir insanlık dramı olduğunu bir kez daha hissettim. Ancak o tepeden bakarken toprağa değen rüzgârın bana fısıldadığı tek şey hüzün değildi. Ağır bir işgalin arkasındaki o devasa makinenin ne kadar kırılgan olduğunu gösteren yalın bir askeri hakikati de o tepeden net olarak görebiliyordum.
İsrail işgali tıkandı, sınırlarına ulaştı
Siyonizm son yüzyılda arkasına aldığı küresel finans gücü, Batı merkezli medya manipülasyonları ve kurduğu baskı mekanizmalarıyla bölgede kendince bir mutlak güç illüzyonu yarattı. Muazzam bir hava gücü, gelişmiş mühimmatlar ve kesintisiz istihbarat desteğiyle icra edilen nokta suikastlar veya halı bombardımanları dışarıdan bakıldığında yenilmez bir askeri güç imajı çiziyor olabilir. Fakat askeri terminoloji ve angajman kuralları açısından bakıldığında 21. yüzyıl harp sahası bu ezberleri çoktan bozmuştur. Yakın geçmişteki çatışma dinamikleri göstermiştir ki teknolojik olarak saklanabilen, mobil ve katmanlı modern Hava Savunma Sistemleri (HSS) sayesinde 20-25 bin metre ve altı irtifalarda klasik "hava hâkimiyeti" kavramı fiilen çökmüştür. Bugün eldeki güç artık mutlak bir hâkimiyet değil, geçici ve maliyetli bir "hava üstünlüğü"nden ibarettir. Eğer iddia ettikleri gibi kahredici, mutlak bir askeri güce sahip olsalardı bölgesel rakiplerini çoktan denklem dışı bırakırlardı. Oysa Lübnan cephesinde 6 ay gibi uzun bir sürede kara unsurlarının ancak 6 kilometre derinliğe ilerleyebilmiş olması taktik seviyedeki bu derin tıkanmanın ve yetersizliğin en açık kanıtıdır. Hele 20 yıla yakındır toplu iğnenin bile kontrollü girdiği Gazze’de 2.5 yıldır yaşadıkları askeri çaresizlik tam bir tıkanmadır. İsrail, birkaç mahalleden oluşan Gazze’yi bile kontrol edemedi. Soykırım, zafer değildir.
Stratejik Derinlik Yoksulluğu
Bütün bu devasa ateş gücüne, ordu imkânlarına ve stratejik hava desteklerine rağmen ulaştıkları netice şudur. Henüz daha üç adım ilerimizdeler. Başkenti Tel Aviv başta olmak üzere işgal altındaki hiçbir yerleşim birimine gerçek anlamda askeri bir stratejik derinlik veya kalıcı bir güvenlik alanı kazandırabilmiş değillerdir. Coğrafi dar boğazlar ve operasyonel alan yetersizliği İsrail’i her an asimetrik bir baskı karşısında kırılgan kılmaktadır. Buna karşılık Ürdün’den Mısır’a, Gazze’den Batı Şeria’ya, Lübnan’dan Suriye’ye kadar uzanan hatta toprağına kenetlenmiş, muazzam bir insan kaynağı ve direniş potansiyeli beklemektedir. Teknolojik üstünlük alanları geçici olarak kontrol edebilir, binaları yıkabilir; fakat coğrafi kenetlenmeyi ve toprağın tarihsel hafızasını ortadan kaldıramaz. İsrail, ulaştığı muazzam maddi güce rağmen bölgede kalıcı bir jeopolitik zemin inşa edememiştir ve her an denize dökülme tehlikesi ile karşı karşıyadır.
İşgalin Sonu
Nablus’u izlediğim o tepede hissettiğim hüzün yerini sarsılmaz bir inanca bıraktı. Kendi evine bir iki kilometre öteden bakan Filistinli kardeşimin gözlerindeki ışık geçici olanın işgal, kalıcı olanın ise bu toprakların öz sahipleri olduğunu söylüyordu. İsrail’in yenilmezlik miti sahadaki yıpranma savaşları ve asimetrik direnç karşısında günden güne erimektedir. İslam dünyasının ve bölge halklarının kendi içindeki dağınıklığı gidermesi, stratejik bir birlik ve dirilik sergilemesi halinde arkasındaki küresel desteğe rağmen bu yapay güç odağının bölgedeki varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Üç adım ötede bekleyen o özlem bölgesel bir derlenişle birleştiğinde işgal çok hızlı bir süreçte sona erecek; Nablus, Kudüs ve tüm Filistin toprakları zincirlerini kırarak hak ettiği özgürlüğe kavuşacaktır.