31 Mart Vakası, miladi takvime göre 13 Nisan 1909, Rumi takvime göre 31 Mart 1324 tarihinde gerçekleşmiştir.
Sultan II. Abdülhamid Han’ın tahtan indirilmesiyle sonuçlanan 31 Mart Vakası’nı tertipleyenlerin kim olduğu sorusuna araştırmacılar ve tarihçiler farklı cevaplar vermiştir:
Cevat Rifat Atilhan’a göre hadisenin sorumlusu İttihat ve Terakki Cemiyeti’dir.
H.Kemal Karpat, askerler arasındaki hoşnutsuzluk ve partiler arasındaki çekişme olduğuna inanmaktadır.
Mevlanazade Rıfat, bu hadisenin tertipleyicilerinin Prens Sabahattin ve Sadrazam Kamil Paşa’nın önderliğindeki Ahrar Fırkası olduğunu iddia etmektedir.
Necdet Sadakoğlu’na göre bu hadisede “Ahrar Fırkası, İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti, muhalif basın, askerler arasındaki hoşnutsuzluk ve İttihat ve Terakki Partisi’nin payı vardır”.
Kimileri liberallerin işi olduğunu, kimileri ise İttihad-ı Muhammedî fırkasının tertibi olduğunu iddia etmektedir.
Görünen o ki, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin payı hepsinden fazladır. Çünkü 31 Mart Vakası öncesi 1907 yılında Paris’te toplanan Jön Türkler Kongresi’nde Abdülhamid Han’ın hal edilme kararı alınmıştır.
Sultan Abdülhamid’in 23 Haziran 1908’de II. Meşrutiyet’i ilan etmesi ve 17 Aralık 1908’de Kânûn-i Esâsî’yi tekrar yürürlüğe koyarak Meclis-i Mebûsân’ı toplaması, bu meş’um hadisenin gerçekleşmesini önlemeye yönelikti. Ancak eş zamanlı olarak Avusturya-Macaristan’ın Bosna Hersek’i işgali (5 Ekim 1908), Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilan etmesi, Girit’in Yunanistan ile birleşmesi, Meclis-i Mebûsân seçimlerinde Rum, Arap, Arnavut, Ermeni, Slav ve Musevi unsurların Osmanlı Devleti’nin bütünlüğüne yönelik faaliyetleri, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin örgütlenmesi vb. olaylar, 31 Mart Vakası’nı hazırlayan sebeplerdi.
İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti (Partisi) lideri Derviş Vahdeti’nin Volkan gazesindeki yazıları, Ermenilerin Adana’da çıkan ayaklanmada Türkleri katletmesi gibi sebepler de bunun üzerine eklenince günlerce süren kargaşa başlamış, Selanik’ten çıkan Hareket Ordusu’nun İstanbul’a gelerek ayaklanmaları bastırması ve sonrasında Abdülhamid Han’ın tahtan indirilmesine kadar uzanmıştır.
Başıbozuk bir topluğun başlattığı ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin gizlice organize ettiği görülen bu hadiseye Sultan II. Abdülhamid’in bakışı, “Müslüman kanı dökülmemesi için kendi ikbalinden ve tahtından vazgeçmesi” şeklinde tezahür etmiştir. Zira, Sultan II. Abdülhamid Han, emrindeki I. Ordu ile Hareket Ordusu’nun dağıtılması teklifini Müslüman kanı akacağı endişesiyle kabul etmemiştir.
27 Nisan 1909’da Meclis-i Mebusan’da Sultan Abdülhamid Han’ın hal edilmesi kararı çıkartılmıştır. İslâm halifesi ve Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid’in hal’ini tebliğe Selanik mebusu Yahudi Emanuel Karaso, senatör Ermeni Aram, Draç mebusu Arnavut Es’ad Toptani Paşa ve senatör Bahriye Feriki (Koramiral) Gürcü Arif Hikmet Paşa görevlendirilmiştir. Bunlardan hiçbirinin Türk olmaması, 31 Mart Vakası ve sonrasında yaşananlar hakkındaki karanlık teşkilatı göstermeye kâfidir.
Aslında 31 Mart Vakası’nda İttihat ve Terakki Cemiyeti baş aktör olmakla birlikte, Ahrar Fırkası (Prens Sabahattin ve Sadrazam Kamil Paşa), askerlerin hoşnutsuzluğu, partiler arasındaki çekişmeler, liberaller, muhalif basın ve İttihad-ı Muhammedî Fırkası ve başkanı Derviş Vahdeti’nin ayrı ayrı katkısı vardır. Ancak en çok zararı Derviş Vahdeti görmüştür. İttihad-ı Muhammedî Fırkası’nın da bu süreçteki tutumu kendi sonunu hazırlamış, lideri Derviş Vahdeti ve üst kadro idam edilmiştir.
Volkan gazetesinin 104’üncü sayısında (14 Nisan 1909) Vahdeti imzalı açık mektupta II. Abdülhamid’i İttihatçıların bulunmadığı tarafsız bir kabine kurmaya davet edilmesi Derviş Vahdeti ve cemiyetinin, İttihat ve Terakki karşıtlığı saikiyle Sultan Abdülhamid Han’a muhalefet ettiği, ancak yaptıkları muhalefet sonucunda hem kendilerinin hem de İslâm halifesinin zararlı çıktığı görülmektedir.
Derviş Vahdeti ve Cemaleddin Afgani
Sultan II. Abdülhamid Han idaresi, payitahta Derviş Vahdeti ve cemiyetinin düşüncesiz ve pervasız hareketinden dolayı zarar görmüş; Osmanlı’nın elinin zayıfladığı ülkelerde ise masonluğa girdiği tescilli Cemaleddin Afgani’den zarar görmüştür.
Sultan II. Abdülhamid Han hayattayken, Müslümanların halifesi rolü halihazırda Osmanlı Devleti’nin uhdesindeyken Cemaleddin Afgani’nin “İslâm birliği” sloganıyla ortaya çıkması, İngilizlerin yardımıyla dünyayı dolaşması ve fitne yayması akla ziyandır. Prof. Dr. Muhammed Hüseyin, Afgani’nin tavrını şöyle eleştirmektedir: “Acaba hangi yetkiyle Ruslara karşı Türklere yardımcı olması için İngiltere ile görüşmelerde bulunuyor, Sudan’ın bağımsızlığı için Mehdi ile görüşme yoluna gidiyordu? Nasıl oluyordu da, avazının çıktığı kadar İslâm toplumunun bozulmaya yüz tuttuğunu söyleyen ve bütün Müslümanları bu bozukluğu düzeltme yolunda birlik ve beraberliğe çağıran Cemaleddin’in etrafında Yahudi ve Hıristiyan kimseler toplanabiliyordu?”
Derviş Vahdeti ve partisinin payitahta, mason localarına girdiği tescilli Cemaleddin Afgani’nin dışarıda pervasızca muhalefeti art niyetli değilse bile akılsızcadır. Zira, Devlet-i Aliyye-i Osmaniye ayaktadır, padişah ve İslâm halifesi Abdülhamid Han iktidardadır. Üstelik padişahın dindarlığı, ileri görüşlülüğü ve gayreti herkesin malumudur. Bütün Müslümanların İslâm halifesi Sultan Abdülhamid-i Sâni’nin etrafında birleşmesi gerekirken, kendilerine pay çıkartan bu iki kişiden hangisi daha art niyetli denilirse hiç şüphesiz o isim Cemaleddin Afgani’dir.
31 Mart’ta kim fayda sağladı, kim zarar gördü?
Cui bono ilkesi, Latincede “kimin yararına, kime fayda sağlıyor?” anlamına gelir ve suçun failini bulmadaki yöntemlerden biri olarak kabul edilir.
31 Mart Vakası’na da bu şekilde bakıldığı zaman İttihat ve Terakki Partisi’nin önünün açıldığı, ittihatçılara muhalif gazetelerin, cemiyetlerin ve siyasilerin tamamen tasfiye edildiği; en büyük engel gördükleri Sultan II. Abdülhamid Han’ın tahtan indirildiği bir sonuç ortaya çıkmıştır. Burada en fazla faydayı İttihat ve Terakki Partisi sağlamıştır. Bu yönüyle 31 Mart Vakası’nın ardında görünmeyen İngiliz parmağı olabilir ancak asıl fail İttihat ve Terakki Partisi’dir. Zira, sürecin sonunda en fazla yararı sağlamıştır.
31 Mart Vakası’ndan en fazla zararı gören İslâm halifesi Sultan Abdülhamid-i Sâni ve masum Osmanlı halkıdır. İttihadi Muhammedi Cemiyeti (Partisi), lideri Derviş Vahdeti ve arkadaşları de zarar görmüş; sürecin sonunda bedelini canlarıyla ödemişlerdir.