Türkiye ekonomisi, enflasyon oranındaki yükseliş, işsizlik oranlarındaki artış, büyüme oranlarının düşmesiyle faiz ve kur dengesine yönelik politikalardan dolayı savrulmaktadır.
Dünya Sefalet Endeksi yani perişanlık sıralamasında üst sıralara yerleşen ülkemizin üretim yapmak yerine sadece küresel emperyalizmin enstrümanlarından faiz ve döviz döngüsüne sarılması, dövizi düşürmek için faizcilere kur korumalı mevduat yöntemiyle milletin cebinden para aktarılması, buna rağmen döviz kurundaki yükselişin baskılanamadığı, Türk lirasının pula dönüştüğü günleri, ayları hatta yılları yaşamaktayız.
Gelinen noktada, neredeyse dünyadaki tüm ülke vatandaşlarının mütekabiliyet şartı aranmaksızın ülkemizden toprak ve mülk satın alabilmesi, üstelik bunun Türk lirasının tarihinin en değersiz olduğu, buna mukabil diğer ülke paralarının değerli olduğu yani paramıza oranla katbekat değerli paralarıyla yerli halka oranla çok büyük avantaja sahip oldukları bir dönemde önünün açılması gerçekten son derece tehlikelidir.
Bir ülke, devlete ait birikimleri satmış, bu yetmemiş sıcak para ve döviz getirebilmek için ülkenin topraklarının ve mülklerinin satışının önünü açmış; daha da vahimi, işsizler ordusuna sahipken ucuz işçi sağlamak için dünyanın her yerinden işsizin ülkeye girmesine ve ülkedeki işsizliği artırmasına sebep olmuşsa iş çok vahimdir.
MİLLETİN SIRTINDAKİ YÜK: “KUR KORUMALI MEVDUAT”
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Merkez Bankası Kanunu gereğince bankanın uyguladığı politikalar ve faaliyetlerine ilişkin milletvekillerine sunumda “Kur Korumalı Mevduat’tan (KKM) kaynaklı zararın 833 milyar TL olduğunu” açıklamıştı.
Bilindiği gibi Kur Korumalı Mevduat (KKM), 21 Aralık 2021 tarihinde yürürlüğe konulmuştu. Daha doğrusu milletin başına bela edilmişti. Hedef, döviz kur oranlarını aşağıya çekerek TL’nin değer kaybını önleyeceklerdi. Formüle göre, vadeli mevduatlara uygulanan faiz oranları döviz kurlarından düşük kalması halinde aradaki fark Hazine garantisiyle telafi edilecekti. Bu aslında vatandaşa “Dövizini sat, vadeli yani faizli TL hesabına yatır, eğer faizden kazandığın para, dövizden kazandığından az olursa aradaki farkı Hazine ödeyecek” demekti; öyle de oldu. Aradan geçen 2,5 yıllık sürede devletin kasasından, milletin cebinden tam 833 milyar TL (26 milyar dolar) çıktı. Bu miktar, Türkiye’nin bir yıllık milli gelirinin %2’sine tekabül etmektedir.
Kur Korumalı Mevduat (KKM) sistemiyle devlet 833 milyar TL zarara uğramıştır. Bundan daha acısı, devletin kasasından, milletin cebinden çıkan bu paranın faizcilerin cebine gitmesidir. Üretime katkı sunmayarak ekonomideki istihdamı daraltan, paradan para kazanan faizci, rantiyeci bir grup, faizli sistemden dolayı zenginleşmiş; buna mukabil faiz yükünden dolayı fakirlere ekstra yük binmiştir.
BÜTÇEYE EN BÜYÜK YÜK: FAİZ
Millî Gazete’nin haberine göre, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın “Hazine Finansman Programı”na göre, gelecek yıl 3 trilyon 948,5 milyar lirası anapara ve 3 trilyon 973,3 milyar lirası faiz olmak üzere toplam 7 trilyon 921,9 milyar lira tutarında borç ödemesi planlanmaktadır.
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın internet sitesinde, 2026 yılı gelişmeleri ve 2027 yılı öngörülerini içeren "Hazine Finansman Programı" yayımlandı. Orta Vadeli Program ve Merkezi Yönetim Bütçesi öngörüleri esas alınarak hazırlanan 2027 yılı Hazine Finansman Programı'na göre, nakit iç borçlanmanın ortalama vadesi, bu yıl Ocak-Ekim döneminde 32,5 ay oldu. Sabit getirili Türk lirası cinsi iç borçlanmanın ortalama maliyeti yüzde 38,4 olurken nakit iç borçlanmanın ortalama maliyeti ise yüzde 34,3 seviyesinde gerçekleşti. Sabit getirili Türk lirası cinsi senetlerin iç borçlanmadaki payı ise yüzde 35 oldu. 2026'da dış finansman hedefi olarak 13 milyar dolar belirlenirken Ocak-Eylül döneminde gerçekleştirilen tahvil ve kira sertifikası ihraçlarıyla toplam 12,2 milyar dolar tutarında finansman sağlandı.
Programın 2027 yılı öngörülerine göre, 3 trilyon 948,5 milyar lirası anapara ve 3 trilyon 973,3 milyar lirası faiz olmak üzere 7 trilyon 921,9 milyar lira tutarında borç servisi gerçekleştirilmesi, bunun 6 trilyon 761,4 milyar lirasının iç borç, 1 trilyon 160,4 milyar lirasının dış borç servisi olarak yapılması planlanıyor. İç borç servisinin 5 trilyon 856,3 milyar liralık kısmının piyasaya yapılacak ödemelerden, 905,2 milyar liralık kısmının da kamu kurumlarına rekabetçi olmayan teklif yoluyla gerçekleştirilen satışların ödemelerinden oluşacağı öngörülüyor.
FAİZ ÖDEMELERİ NE KADAR?
Türkiye’nin merkezi bütçesinden faize ödenen paranın son yıllarda artışı dikkat çekmektedir. Bu artış, ülkemizin enerjisini, üretime ve yatırıma yönelmesini engellediği gibi, küresel merkezlerin daha fazla güçlenmesine de sebep olmaktadır.
Türkiye’nin 2024 bütçesinde faiz ödemelerinin oranı, genel bütçe içinde %15’e yükselmiştir. 2026 bütçesinde faiz giderlerinin bütçe içindeki payının %14,4 olması öngörülmüştür. Gelecek 2027 yılı bütçe teklifine göre toplam bütçenin %14,6’sının faiz ödemelerine ayrılması planlanmaktadır.
AKTÜERYAL DENGEYİ FAİZ Mİ BOZUYOR, EMEKLİ AYLIKLARI MI?
Yıllardır topluma empoze edilmeye çalışılan ve aktüeryal dengeyi bozduğu iddia edilen bir grup var: “Emekliler”. Söz ne zaman emeklilerden açılsa, söz ne zaman emeklilik sisteminin kademeli yapılmasından açılsa, “Kademeli Emeklilik” çıkartılmalı denilse, birileri çıkıp aktüeryal denge bozulacak, bütçeye ekstra yük gelecek nakaratını tekrarlar. Hatta, “iki çalışanın bir emekliye baktığı”ndan dem vurulur.
Yıllardır “İki çalışandan kesilen prim, bir emeklinin maaşını ödüyor, emeklilik yaşı yükseltilmeli, buna bütçe dayanmaz” algısı yapılıyor; emeklilerin yıllarca ödedikleri primler/paralar hesaba katmadan.
Unutulmamalıdır ki; mevcut çalışanlar, ileride kendilerine baksın, kesilen ücretler geri dönsün diye prim ödüyor; emekliler için değil. Emekli olanlar da geçmişte devlete ödünç para vermiş, verdiği ödünç paralarını maaş alarak alıyor.
Devletin emeklilere verdiği maaş, sosyal yardım değil, emeklilerin aylıklarından yıllarca kesilen paranın (primin), zamanı gelince maaş olarak geri ödenmesidir. Emekli maaşlarını “karşılıksız ödeme, iane, hibe veya bir lütuf” gibi görmenin; aylıkları düzenli ödeyebilmeyi büyük bir başarı öyküsü gibi sunmanın mantıklı hiçbir izahı yoktur.
Kademeli Emeklilik mağdurları da emekli edilirse, daha önce ödedikleri primlerinin karşılığını geri alacaktır, hepsi bu.
Bütçeye yük olan, daha önce yatırdıkları parayı geri alan emekliler ve emekli olacaklar değildir. Bütçeye asıl yük olan faizdir, kur korumalı mevduattır; yapılan israflardır, lüks, şatafat ve debdebe için harcanan paralardır.