Gel gel balonları işletmecilerin insanların geçiş güzergâhlarına yerleştirerek, işletmelerinin görünürlüğünü artırmayı hedeflediği, bu minvalde de herkese “gel gel” yapıyormuş gibi görünmesi sağlanan balonlardır. Aslında “gel gel” dahi yapmazlar. Belli bir matematik ile tasarlandıkları için “gel gel” yapıyormuş gibi görünürler. İçleri dışları havadır. Sevmezler. Sevinmezler. Kalpleri yoktur. Sinirlenmezler. Üzülmezler. Duygu ve düşünceleri yoktur. Belli bir ideolojiyi benimsemezler. Etliye sütlüye karışmazlar. Yanlarında adam öldürülse dönüp bakmazlar. Son derece hayırlı evlattırlar. Patlamadıkları sürece garanti bir meslekleri vardır. Modernisttirler. Zamana ve mekâna göre şekillenirler. Belli bir karakterleri, omurgaları yoktur. Parayı verenin düdüğü çalacağına iman ederler. Zorluğa gelemezler. En ufak rüzgârda, yağmurda çabucak sönerler. İnsan silüetinden yapılırlar. Putlara olan özlemimizi gideriyorlarsa demek ki… (!)
Gel gel balonları nereye çağırdıklarını bilmezler. Bir pastaneye de çağırıyor olabilirler. Bir lastikçiye de… Bir markete de çağırıyor olabilirler. Bir dişçiye de… Gel gel balonları çağırdıkları yerin İslami hassasiyetini bilmezler. Alkollü bir mekâna da çağırıyor olabilirler. Kitap okunan bir mekâna da… Boykot hassasiyeti dahi olmayan bir dönerciye de çağırıyor olabilirler. İsrail’i yıkmak için kurulmuş bir çiğköfteciye de… Gel gel balonları kime çalıştıklarını bilmezler. Dükkânının bulunduğu civardan geçen karıncaların hakkını gözeten bir esnafa da hizmet edebilirler. Çalışanlarının kanını içerek hayatta kalan bir özel sektör işletmesine de…
Gel gel balonları kimi çağırdıkları ile de ilgilenmezler. Kafatasçı ırkçı bir adama da gel gel yapabilirler. Feminist sapık bir hanımefendiye de… Dini değerlerini muhafaza etmek için yıllarca hapis yatmış çıkmış muttaki bir adama da gel gel yapabilirler. Kendi konforundan ödün vermemek için Kur’an-ı Kerim ayetlerini yorumlamaktan dahi geri durmamış modernist sapkın bir siyasetçiye de… Gel gel balonları, çağırdıkları işletmede usta olmak gibi bir kaygı barındırmazlar. Dönerciye çağıran, dönerci olmak zorunda değildir. Tatlıcıya çağıran, tatlı ustası olmak zorunda değildir. Kaportacıya çağıran, sanayide yetişmiş olmak zorunda değildir. Her balon; hiçbir ehliyet, liyakat kaygısı gözetmeksizin, her işletmeye gel gel yapabilir. Onlar havasına bakarlar.
Ancak garibim balonların hiçbir suçu yok… Akılları yok. İradeleri yok. Biz ürettik. Bizim zihin ve gönül dünyamızı yansıtan cansız bir maddeden söz ediyoruz. Cansız, kansız, karaktersiz, duygusuz, düşüncesiz, idealsiz, hayalsiz, hesapsız, kitapsız hizmet ettiği işletmenin popülerliğini artırmak için tasarlanmış, başka hiçbir kırmızı çizgisi bulunmayan insan icadı bir şey yani…
Gel gel balonu davetçiliği ne demek?
Mevlana Celaleddin-i Rumi’ye mal edilen ancak aslında Ebu Said-i Ebu’l Hayr’a ait olan meşhur bir dörtlük vardır.
"Gel, gel, ne olursan ol yine gel! İster kâfir, ister Mecusi, ister puta tapan ol, yine gel! Bizim dergâhımız, ümitsizlik dergâhı değildir! Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel..."
Müslümanların davetçi özelliğinin altını çizmek, kimseyi günahlarından dolayı ötekileştirmemek anlamında çok sık kullanılan bir dörtlüktür. Gönül kazanma hassasiyeti İslam’ın genel özelliklerinden biridir. Allah kelamının, Rasul ölçüsünün tüm kâinata yayılması için var olan, olmazsa olmaz farzlardan biridir. Ancak bütün davet ayetlerini, hadislerini, her şeyi pas geçip sadece bu dörtlüğü baz alsak dahi dikkat edilmesi gereken, kıldan ince kılıçtan keskin iki nokta vardır. Birincisi çağıran; kim olduğunu, ne için çağırdığını, kendini biliyor. İkincisi çağırdığı yer hakkında bilgi sahibi…
Günümüzde
Allah’ı bilmiyorlar. Kur’an-ı Kerim’in anlamını ömürleri boyunca bir kere bile tamamen okumamışlar. Rasulullah’ı tanımıyorlar. Hadisler, sünnetler hakkında hiçbir fikirleri yok. Hakikat arayışları yok. Tarih bilgileri yok. İstikbal kaygıları yok. Namaz niyaz yok. İnfak yok. Kılık kıyafetleri, oturmaları, kalkmaları, konuşmaları, davranışları davaya uygun değil. Zevk-ü sefa var. Hazlar var. Haramlar var. Günahlar var. İrade yok. Bağımlılıklar var. Gayret yok. Tembellik var. Hizmet yok. Menfaat var. Allah korkusu yok. Bol yalan var. İhlas yok. Bol bol fotoğraf çekiyorlar. Ama sorsan Müslümanlığa çağırıyorlar.
Yolu, yordamı bilmiyorlar. Usulü, erkânı bilmiyorlar. Daveti, cihadı bilmiyorlar. Allah için yaşamanın ve Allah için ölmenin önemini bilmiyorlar. İnsan psikolojisini bilmiyorlar. Her ferdin; ayrı bir davet metodu, ayrı bir müfredat gerektirdiğini bilmiyorlar. Part-time davetçi olunmayacağını bilmiyorlar. Hakka çağırmanın, batıl olanın karşısında durmanın hobi olarak icra edilemeyeceğini bilmiyorlar. Zalimlerin zulmünün ne denli şedid, mazlumların ahının ne denli can yakıcı olduğunu bilmiyorlar. Ama sorsan Müslümanlığa çağırıyorlar.
İbrahim gibi güneşe, ateşe tapanları gezmemişler. Musa gibi Firavun sarayında, Firavun’la mücadele etmemişler. Yusuf gibi kuyuları, iftiraları bertaraf edip zindanları medreseye çevirmemişler. Nuh gibi evlat bırakmamışlar artlarında… Yunus gibi kalmamışlar balık karnında… Zekeriya gibi şehit edilmemişler ağaç kovuklarında… Sorsan tahkike dair hiçbir mesafe kat etmemişler. Bir kere bile sormamışlar. Ben kimim? Nasıl doğdum? Nasıl yaşıyorum? Nasıl öleceğim? Öldükten sonra beni ne bekliyor? Merak etmemişler hakka dair hiçbir şeyi… Bundan dolayı da hiçbir şey bilmiyorlar. Ama sorsan Müslümanlığa çağırıyorlar.
Olmaz. Olmaz. Bunun adı davetçilik olmaz. Bunun adı “gel gel balonu” olur.
Şeytanın sağdan yaklaşması!
- Adam yok. Ne yapalım?
Gölge etmeyin başka ihsan istemez breh! Hakkın davasını müdafaa etmek size mi kaldı? Yapamıyorsanız bırakın! Siz birilerini görevlendiremeyince güneş batıdan mı doğacak? Rasulullah’ın dahi terk ettiği bir kâinatı kurtarmak iddiası nasıl büyük bir cehaletin ürünüdür Ya Rabbi! Bizim inancımızda dünya hayatı geçicidir. Küçük ve büyük kıyamete inanırız. Öleceğiz ve O’na döndürüleceğiz. Nokta. Dünyayı kurtarmak söylemi mantık hatasıdır. Dünya kurtarılmak değil, yok olmak üzere vardır. Önemli olan, imtihan kavramıdır. İlk insandan son insana kadar Hakk’ın tarafında olanlar ve batıla saplananlar var olacaktır. Günahsız bir kâinat söylemi, imtihan kavramına karşı çıkmaktır. Haşa! Size ait olmayanı kurtarmaya çabalamaktan ve tanrılık iddiasından vazgeçin! Ehliyetsiz insanlara söz hakkı vererek, temsili ve daveti ayaklar altına düşürmeyin! Birkaç vilayette de olmayıversin mübarek cemaatinizin cafcaflı tabelası…
Hasılı
Su sıvıdır. Abdest alınır. Alkol de sıvıdır. O zaman onunla da abdest alalım... (!) Hayır efendim! Necis olan bir yol ile hak olan bir sonuca ulaşılamaz. Hakkı temsil edecek olanın, Hakk’a davet edecek olanın asgari düzeyde sağlaması gereken şartlar vardır. Ehliyetle yapılmayan davetin, gel gel balonundan farkı kalmaz. Hatta daha zararlı hale gelir. Gel gel balonunun bir zararı yoktur. Ama yarım hekim candan, yarım hoca dinden eder! Haydi Allah’a emanet olunuz.