Mustafa İsmet Garîbullâh rahmetullahi aleyh, Nakşibendi tarikatının otuzikinci postnişinidir. Tam adı “Mevlânâ Mustafa İsmet Garîbullâh Büyük Şeyh Efendi”dir.
1808 (hicri 1223) tarihinde bugün Yunanistan sınırları içinde kalan Osmanlı toprağı Yanya eyaletinde dünyaya geldi. Yanya eyaleti, miladi 1430’dan 1913 yılına kadar beş asır Devlet-i Aliyye-i Osmaniye’nin hâkimiyetinde kalmış önemli ilim ve irfan şehriydi.
Mustafa İsmet Garîbullâh, Risâle-i Kudsiyye adlı eserinde Yanya’da doğuşundan bahisle şöyle demektedir:
“İlâhî Mustafa İsmet ki ismim,
Zuhuru Yanya’da oldu bu cismim,
Musavverdir senin levhinde azmim,
Aman gark et visâl-i bahre resmim,
Bu resmim mahvolup Hakk’a gidelim,
Cemâl-i bâ kemâle seyredelim.”
Günümüz Türkçesiyle şöyle ifade edelim:
“Allah’ım! Benim adım Mustafa İsmet’tir,
Cismimin meydana gelişi Yanya’da oldu,
Senin levh-i mahfuz’unda gayretim tasarlanmıştır,
Aman sûretimi vuslat deryasına daldır,
Bu benliğim ortadan kalksın da Hakk’a gidelim,
Kusursuz yüce cemâlini hep birlikte seyredelim.”
Tahsili ve Mekke-i Mükerreme’ye Yolculuğu
Mustafa İsmet Garîbullâh, Sultan II. Murad Han zamanında fethedilen Yanya’da İslâmî ilimler tahsilinden sonra mahkeme-i şer’iyye kâtipliği görevinde bulunmuş; bu arada tasavvuf yoluna meyletmiş, gönlünde beliren İlâhi aşk, O’nu Mekke-i Mükerreme’ye kadar götürmüştür.
Şehirlerin anası Ümmü’l-Kurâ’da Mevlâna Abdullah Mekkî rahmetullahi aleyhe intisap edip, yedi yıl hizmetinde bulunduktan sonra seyr-i sülûkünü tamamlayarak icâzet almıştır.
Mevlâna Abdullah Mekkî (k.s.) ise icazetini Mevlâna Hâlid-i Bağdâdî rahmetullahi aleyhten almıştır. Hâlid-i Bağdâdî, Tarikat-ı Nakşibendiyye’nin Halidiyye kolunun başı olarak tanınmış, Ehl-i Sünnet dışındaki akımlarla ilmî tartışmalar yapmış, Devlet-i Aliyye-i Osmaniye tarafından desteklenmiş mümtaz bir âlim, mümtaz bir mutasavvıftı.
Edirne’ye Avdeti
Bu nezih silsileden beslenen Mustafa İsmet Garîbûllah rahmetullahi aleyh, Abdullah Mekkî rahmetullahi aleyhin 1894 yılında dâr-ı bekâya irtihallerinden sonra irşad görevine devam etmek üzere Mekke-i Mükerreme’den Edirne’ye avdet etmiş, Sultan Camii’nde irşad vazifesine başlamıştır.
Büyük Şeyh Efendi, Edirne’ye avdeti ve Sultan Camii’ndeki irşad vazifesini Risâle-i Kudsiyye adlı eserinde şöyle anlatmaktadır:
“Edirne’de hususa kemter İsmet,
Ki Sultan Camii’ndedir ikâmet,
Duâ-yı padişahla istikâmet,
Eder leyl-ü nehâr yok asla gaflet,
Teveccüh üzreyim Hakk’a gidelim,
Cemâl-i bâ kemâle sayredelim”.
Gerek yazdığı eserleri, gerek vaz u nasihatleri, gerekse Türkiye’nin dört bir yanına yayılan ilim ve irfan yuvası medreseleri, gerek nefsi tezkiye yolundaki gayretleriyle bir döneme damgasını vuran, İslâm âlimi ve mutasavvıfı Mahmut Ustaosmanoğlu rahmetullahi aleyh, Risâle-i Kudsiyye tercüme ve şerhinde Büyük Şeyh Efendi’nin yukarıdaki dizelerini şöyle tercüme etmektedir:
“Ziyâde noksan olan İsmet bahusus Edirne vilayetinde vazife görüyor. Sultan Camii’nde ikamet ediyordu. Gece-gündüz padişaha dua etmeye devam ediyordu, bundan asla gaflet etmezdi. Teveccüh ediyorum Hakk’a gidelim. Mevlâ’nın kemâl üzere olan cemâlini (güzelliğini) görmeye seyredelim.”
Kocamustafapaşa’daki İrşadı
Mustafa İsmet Garîbullâh, bir müddet Edirne’de irşad faaliyetlerinde bulunduktan sonra İstanbul’daki Kocamustafapaşa semtine gelerek irşad faaliyetlerine devam etmiştir. İrşad halkasına dâhil olanlar arasında Sultan Abdülmecid Han ve Sultan Abdülhamid-i Sâni zamanında Dâhiliye Nazırlığı görevini deruhte eden Mehmed Memduh Paşa gibi ricâl-i devletten zevâtın da olduğu rivayet edilmektedir.
Fatih Çarşamba’ya İntikali
Mustafa İsmet Garîbullâh, bir müddet İstanbul Kocamustafapaşa’da irşad faaliyetlerini sürdürdükten sonra Fatih Çarşamba semtine intikal etmiş, satın aldığı arazi üzerine tekke yaptırmıştır.
Kırmızı Kilise’ye hâkim bir tepede, kilisenin üst tarafındaki arsanın Rumlar tarafından satın alınıp Kırmızı Kilise’ye ait bir müştemilât yapılmak istenmesi ve yüksek meblağlar teklif edilmesine rağmen arazinin sahibi teklifi reddetmiş, arazisini Büyük Şeyh Efendi’ye satmıştır.
Mustafa İsmet Garîbullâh, İsmailağa Camii ile Yavuz Sultan Selim Camii arasında kalan tekkesinde kısa bir süre irşad faaliyetlerinde bulunduktan sonra 1872 tarihinde dâr-ı bekâya irtihal etti.
Hazretin, Kırmızı Kilise’nin üst tarafına bir kartal gibi yerleştirdiği tekkesi ve aynı yerde bulunan haziresi bugün muhibbanı ve her türden insan tarafından ziyaret edilmektedir.
RİSÂLE-İ KUDSİYYE
Mustafa İsmet Garîbullâh rahmetullahi aleyhin Osmanlıca nazım şeklinde kaleme aldığı Risâle-i Kudsiyye’si gerek itikat, gerek ahlâk, gerekse tasavvuf konularını anlatması yönüyle dinî-ilmî, nazım şeklinde kaleme alınması bakımından da edebî eser örneklerindendir.
Sahn-ı Semân Fatih Medreseleri Fıkıh Müderrisliği, padişahın Huzur dersleri baş muhatablığı ve Şeyh İsmet Efendi dergâhının postnişinliği görevlerini deruhte eden Ahıskalı Ali Haydar Efendi rahmetullahi aleyh, Risâle-i Kudsiyye hakkında şöyle demektedir: “Dünyada iki kitap vardır ki, itiraz kabul etmez. Birisi Mesnevî, diğeri ise Risâle-i Kudsiyye’dir. Lâkin Risâle-i Kudsiyye, şerî ilimleri ihtiva etmesi yönünden daha ağırlıklıdır.”
İslâm âlimi ve mutasavvıfı Mahmut Ustaosmanoğlu (1929-2022) rahmetullahi aleyh de tercüme ve şerhini yaptığı Risâle-i Kudsiyye hakkında, “Bu Risâle-i Kudsiyye, Mektûbât’ın metni gibidir” demektedir.