Aksa Tufanı’nın sarsıntıları Türkiye’den İran’a, Yemen’den Suriye kadar tüm coğrafyayı yakıp kavururken şehit liderler Yahya El Sinvar ve İsmail Heniye’nin bu tarihi hamlesine "hesap hatası" ya da "zamansız bir hamle" etiketi yapıştırmak Siyonist çetenin ve onların akıl hocalarının ezikçe sığındığı bir hezeyandır. Kararı veren kadronun coğrafyayı ve küresel dengeleri okuyamadığını öne sürmek köleleşmiş bir zihniyetin kendi hezimetini direnişin öncülerine ihale etme çabasından başka bir şey değildir.
İşin aslı şudur: Gazze’li bir avuç yiğit, İsrail denilen Siyonist aparatla teke tek kaldığında onu ilk günden paçavraya çevireceğini gayet iyi biliyordu. Nitekim öyle de oldu. Ancak asıl mide bulandırıcı gerçeklik İsrail’in bozgununu engellemek için başta ABD olmak üzere Almanya, İngiltere, Fransa ve İtalya’nın tüm askeri, istihbari ve lojistik imkânlarıyla bu barbarlığa doğrudan bizzat dahil olmasıydı. Batı, tarihi boyunca biriktirdiği tüm Haçlı kinini ve sömürgeci duruşunu küçücük bir kara parçasına yığdı.
Ama bundan daha kahpece ve daha alçakça olanı evlatları parça parça edilen Gazze’nin burnunun dibindeki İslam dünyasının sergilediği mide bulandırıcı ihanettir. Bilmem kaç milyarlık Müslüman coğrafyası yanı başındaki kardeşlerinin katledilişini, çadırlarda diri diri yakılışını bir tiyatro izler gibi izledi. Gazze, kalleş Batı’nın doğrudan saldırısına uğramaktan ziyade korkak, pısırık ve basiretsiz İslam dünyası tarafından bilerek ve isteyerek ölüme ve yalnızlığa terk edildi. Siyonist canilere en büyük cesareti veren de tam olarak Müslüman ülkelerin liderlerinin bu utanç verici sessizliği ve sinmişliğidir.
Ancak en büyük tokat da bu değildir. Arkasına Batı’nın devasa askeri ve ekonomik çarklarını alan, en gelişmiş silahlarla donatılmış bu barbar Siyonist makine her yanı kuşatılmış, topu topu birkaç mahalleden ibaret olan Gazze’yi yıllardır işgal etmeyi başaramadı! Bütün dünyayı arkasına alan terör devleti iki adım ötedeki birkaç mahalleye diz çöktüremedi, o topraklara hakim olamadı ve askeri olarak günün sonunda tam olarak çözümsüz kaldı.
Aksa Tufanı’nın öncesini hatırlamayanlar bugün yazılan destanı anlayamazlar. Bu hamleden önce Filistin davası küresel güçlerin ve bölgedeki satılmış rejimlerin eliyle tarihin çöp tenekesine süpürülmek üzereydi. "İbrahim Anlaşmaları" adı verilen o kepaze ihanet belgeleriyle bölge ülkeleri Siyonist çeteyle sıraya girip kucaklaşıyor, Filistin halkının çığlığı işbirlikçilik girdabında boğulmak isteniyordu. Filistin artık unutulmuş, üzeri örtülmüş bir meseleden ibaretti. İşte Aksa Tufanı bu kokuşmuş düzenin masasını tam ortadan devirdi; kurutulmak istenen damarlara Tufan’ın kanıyla yeniden hayat üfledi.
Bununla da kalmadı. Siyonist lobinin onlarca yıldır milyarlarca dolar harcayarak inşa ettiği propaganda kalesi yerle bir oldu. Tufan’ın ardından Batı’nın başkentlerinden Doğu’nun sokaklarına kadar tüm dünyada devasa bir hakikat uyanışı başladı. Maskeler düştü, Siyonizmin ne kadar aşağılık bir çete olduğu kitlesel olarak ilk kez bu kadar net görüldü. Batılı toplumlar kendi hükümetlerinin ikiyüzlülüğünü sorgulamaya, sokakları inletmeye başladı. Gazze’deki bir avuç yiğit küresel Siyonist lobinin kurduğu zihinsel prangaları kırdı ve insanlığın vicdanını yeniden diriltti.
Aksa Tufanı’nın liderleri bir hesap hatası yapmadı. Onlar sadece insanlığın ve bilhassa İslam dünyasının bu derece alçakça bir omurgasızlığa gömüleceğini tahmin edemedi. Buna rağmen Gazze, bir yanda küresel Haçlı ittifakına, diğer yanda İslam dünyasının kepaze yalnızlaştırılmasına rağmen birkaç mahallede Siyonizmin ve hamilerinin karizmasını yerle bir ederek direnmeye devam ediyor. Aksa Tufanı başarısız olmadı; dünyayı yönettiğini sananların ve onlara tapanların maskesini tamamen düşürdü ve o ilahi adalet gününde Heniyeler, Ubeydeler, Deifler hasımlarını bin iştiyakle bekliyor olacaklar.