Direnişin bunca bedele rağmen sarılmaktan vazgeçmediği bu silah ne anlama geliyor? Ne başardı ki hâlâ elden bırakılmıyor? Hamas’ın silahlarını teslim etmesi Gazze halkının selameti ve güvenliği için daha hayırlı olmaz mıydı? Zihinleri meşgul eden sorular bunlar.
Evvela coğrafyanın ve tarihin ağır yükünü masaya koyup hakikati tek tek anlatmak gerekir. Karşımızda sadece bir askeri envanter durmuyor. Ablukanın, ambargonun ve imkânsızlığın ortasında tırnaklarla oluşturulmuş ve şehit kanları ile sulanmış bir silah duruyor. Küresel çarkların faizli kredileriyle satın alınmayan, milyar dolarlık kirli komisyonlarla elde edilmeyen ve uluslararası vesayet şartlarına boyun eğmeyen bu silah her şeyden önce şehadetin ve onurun simgesi. Kendi elleriyle, kendi imkânlarıyla ürettikleri ve üzerlerine şehitlerinin adlarını kazıdıkları bu Kassam’ın silahlarını anlamak modern insan için biraz zor, evet.
Askeri Bilanço
HAMAS’ın silahlarının ne başardığını anlamak için sahadaki askeri bilançoya ve işgal ordusunun uğradığı ağır kayıplara bakmak kâfidir. Amerika ve Avrupa’nın devasa mühimmat stoklarını tükenme noktasına getiren, küresel güçlerin tam desteğini arkasına almış bir askeri makineye karşı iki yıla yakın süredir direnç gösteren işte bu silahtır. Bu silah, işgalin on bine yakın askerini toprağa serpmiş, yüz bine yakınını savaş dışı bırakmış ve İsrail ordusunun sarsılmaz sanılan zırhlı araçları ile tanklarının yarısından fazlasını Gazze’nin dar sokaklarında hurdaya çevirmiştir. İşgalcilerin Gazze’de her adımını cehenneme çeviren yegâne unsur sahadaki bu askeri varlıktır.
Şayet HAMAS o silahları bu sabah teslim edilmiş olsa çok geçmeden Gazze toprağı üzerinde küresel şirketlerin işgal projeleri yükselirdi. Nitekim tarih bunun açık örnekleriyle doludur. Filistin Kurtuluş Örgütü silahlarını bırakıp Lübnan’ı terk ettiğinde Sabra ve Şatila’da silahsız ve savunmasız kalabalıkların nasıl katledildiği, liderlerinin ise sürgünde nasıl tek tek avlandığı unutulmamalıdır. Karşımızda tarihin gördüğü en acımasız ve kalleş düşman varken celladından merhamet dilenmek kendi tarihine kör kalmaktır.
İslam Dünyasının İhaneti
Ancak madalyonun diğer yüzünü de görmek zorundayız. Bugün Gazze’de verilen mücadele sadece bir ordunun değil, bütün bir halkın varlık mücadelesidir. Ne var ki İslam dünyası bu tarihi imtihanda Hamas’ı ve Gazze halkını derin bir yalnızlığa terk etmiştir. Milyarlık nüfuslara, devasa ekonomilere ve askeri imkânlara sahip coğrafyalar kılını kıpırdatmazken Gazze tek başına küresel bir kuşatmanın hedefi olmuştur.
Bu ihanet nedeniyle Hamas, halkının hayatta kalması ve yıkımın boyutlarını sınırlamak adına masadaki her türlü seçeneği değerlendirmek zorunda kalabilir. Yarın bir gün direniş hareketi mevcut şartların ağırlığı altında her türlü diplomatik anlaşmayı imzalamak durumunda kalırsa onu yalnız bırakan hiçbir odağın veya devletin tek bir söz söylemeye, tek bir eleştiri getirmeye hakkı olmayacaktır. Sahada yalnız bırakılan bir aktörün masadaki kararlarını sorgulamak, sorumluluktan kaçanların hakkı değildir.
Saha Gerçekleri
Sahadaki ve masadaki şartları en iyi bilen, şüphesiz ki bizzat ateşin ortasında olan Hamas’tır. Askeri kayıpların, insani krizin, lojistik imkânların ve halkın dayanıma sınırlarının ne noktada olduğunu en iyi görecek olanlar karargâhta ve mevzide duranlardır. Dolayısıyla, Gazze’nin geleceğini ve halkın bekasını korumak adına belirli tavizlerin verilmesi gerekirse bu kararı verme yetkisi ve basireti de yine sahadaki iradeye aittir.
Stratejik hamleler, askeri başarıların diplomatik kazanımlara dönüştürülmesi veya halkın nefes almasının sağlanması amacıyla dönemsel esneklikler gerektirebilir. Mücadelenin bu aşamasında verilecek hiçbir taviz ya da atılacak hiçbir geri adım sahada yazılan o büyük askeri destanı ve gösterilen tarihi direnişi gölgeleyemez. Çünkü direniş, askeri gücüyle dengeleri değiştirmiş ve bundan sonra atacağı adımların kararlarını da yine kendi tecrübesiyle belirleyecek olgunluğa sahiptir.
HAMAS ağır silahları teslim edebilir mi?
Son not olarak, mevcut saha gerçekliği göz önüne alındığında, Gazze’nin yakın sınırlarının tamamen işgal edildiği ve düşmanın doğrudan göğüs göğüse çarpışmak yerine ezici hava gücüyle uzaktan yıkım taktiği uyguladığı bu yeni safhada Hamas’ın elindeki ağır askeri mühimmat ve roket sistemleri stratejik işlevini büyük ölçüde yitirmiştir. Nitekim bu aşamada işgalciye karşı direncin yegâne vurucu gücü meskûn mahal çatışmalarında ve yakın savunmada kullanılacak bireysel ve hafif silahlardır. Dolayısıyla, düşmanın hava üstünlüğüyle hedef aldığı ağır silahların insani yıkımı azaltmak ve diplomatik masada kritik bir koz kazanmak adına denetim altında depolara kaldırılmasını veya devre dışı bırakılmasını kabul etmek gayriihtiyari bir teslimiyet değil, aksine sahanın askeri matematiğini okuyan son derece rasyonel ve basiretli bir stratejik hamle olabilir.