“Adil Ekonomik Düzen İstanbul Çalışmaları-2”; kaldığımız yerden devam…
Adil Düzen ve Adil Ekonomik Düzen ile Millî Ekonomi Modeli ve Büyük Aile yaklaşımını aynı zeminde karşılaştırarak, her birinin ekonomiye hangi noktadan baktığını ortaya koyuyoruz. Adil Düzen para-kredi-üretim mekanizmasını, Millî Ekonomi Modeli vatandaşın alım gücünü ve ekonomik bağımsızlığı, Büyük Aile şeffaf süreç, yerinden katılım ve vatandaşın paydaşlığını öne çıkarıyor. Temel vurgu, yalnızca faizi ya da parayı tartışmanın yetmeyeceği; sürecin nasıl işlediği, kimin denetlediği ve değerin nasıl paylaşıldığının da görülmesi gerektiği üzerine kuruluyor. Yazının ana fikri ise net: Pansuman değil, sistem.
Cevdet Tellioğlu 16 Eylül 2026 tarihinde bu konuda bir çalışma yaptı ve yazı yazdı.
Bu önemli çalışma ve yazı söz konusu üç yaklaşımı kapsıyor.
Ekonomiyi konuşurken yıllardır aynı cümlelerin etrafında dönüp duruyoruz. Faiz kötüdür, borç ekonomisi sürdürülemez, küresel finans sistemi ülkeleri bağımlı hale getiriyor, gelir dağılımı bozuluyor, üreten kazanamıyor, çalışan geçinemiyor, vatandaş borçlanmadan hayatını sürdüremiyor. Bunların önemli bir kısmında zaten geniş bir mutabakat var. Fakat benim uzun zamandır üzerinde durduğum mesele başka: Yanlışın ne olduğunu söylemek yetmiyor, yerine ne koyacağınızı da göstermeniz gerekiyor.
Hatta o da yetmiyor. Kuracağınız sistemin kim tarafından ve nasıl denetleneceğini, paranın nereden nereye gittiğini, yetkinin nasıl sınırlandırılacağını, vatandaşın sisteme nasıl katılacağını ve ortaya çıkan değerden nasıl pay alacağını da göstermek zorundasınız. Çünkü iyi niyet bir sistem değildir. Doğru teşhis de tek başına çözüm değildir. Bir düşüncenin hayata dokunabilmesi için mekanizması, denetimi ve uygulama zemini olması gerekir.
Bu açıdan baktığımızda Türkiye'nin yakın tarihinde üzerinde ciddi biçimde durulması gereken iki önemli ekonomik arayışla karşılaşıyoruz: Merhum Prof. Dr. Haydar Baş'ın ortaya koyduğu Millî Ekonomi Modeli ve Süleyman Karagülle'nin içinde bulunduğu fikrî çizginin geliştirdiği Adil Düzen ve Adil Ekonomik Düzen yaklaşımı. Ben bunlara üçüncü bir başlık daha ekliyorum: Büyük Aile-Şeffaf Süreç Yönetimi Modeli. Bu üç yaklaşımı birbirini yok eden modeller gibi değil, farklı sorulara cevap arayan ve birbirlerinin bıraktığı boşlukları görmemizi sağlayan düşünceler olarak okumak gerektiğine inanıyorum.
Millî Ekonomi Modeli: Önce Vatandaşın Alım Gücü
Millî Ekonomi Modeli'nin en dikkat çekici çıkışlarından biri klasik iktisadın “ihtiyaçlar sınırsız, kaynaklar kıttır” kabulüne yaptığı itirazdır. MEM, insanın temel ihtiyaçlarının sınırlı olduğunu, kaynakların ise bilgi, teknoloji ve üretim kabiliyeti geliştikçe çok daha geniş biçimde değerlendirilebileceğini savunur. Modelde asıl sınırsız olanın insanın ihtirasları olduğu belirtilir. Bu yalnızca teorik bir itiraz değildir; ekonomiye nereden baktığınızı değiştiren bir düşüncedir. Haydar Baş'ın önemli tespitlerinden biri de tüketimin ekonomi içerisindeki yeridir. Fabrikalar kurabilirsiniz, üretimi artırabilirsiniz, çiftçiyi destekleyebilirsiniz, sanayiciye imkân sağlayabilirsiniz. Fakat vatandaşın cebinde o malı satın alabilecek para yoksa ürettiğiniz malı kime satacaksınız? Millî Ekonomi Modeli bu nedenle özellikle alt gelir gruplarının satın alma gücünün yükseltilmesini ekonomik sistemin önemli unsurlarından biri haline getirir. Devletin para politikası, senyoraj imkânları ve sosyal destekler yoluyla piyasadaki talebin güçlendirilmesini savunur.
Burada ortaya konulan soru önemlidir: Üretim büyürken halkın alım gücü büyümüyorsa bu ekonomi kimin ekonomisidir?
Bu soruyu görmezden gelemeyiz.
Ancak hemen arkasından başka bir soru gelir: Devlet vatandaşın satın alma gücünü artıracaksa bunu hangi ekonomik karşılık üzerinden yapacaktır? Para neyin karşılığında üretilecektir? Kaynağı kim dağıtacaktır? Kime ne kadar verileceğine kim karar verecektir? İşte, Adil Ekonomik Düzen’in itirazı burada başlamaktadır.
(Devamı var.)