‘SOSYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…
ÇARE VE ÇÖZÜM önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…
Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…
***
“Ve(A)llahualâ külli şey’inkadiyrun / Ve Allah her şeye kadirdir.” (Maide 40)
Dilin özellikleri vardır
Bir cümleyi söylediğiniz zaman onun dört kademe manası vardır.
1. Biri, dilin lügat ve gramer manasıdır. Herkesin cümleyi aynı şekilde anladığı manadır. “El” deyince herkes başka manalar anlar ama bir de herkesin ortak anladığı manadır. Bu manaların çarpımı ile anlaşılan manadır.
2. Kişinin kastettiği manadır. Bu her zaman lügat manasına uymaz. Hayvanların dillerinde lügat manası ile istimal manası aynıdır, çünkü onlarda evrim yoktur, yeni bilgiler edinme yoktur. Ama insanlar her gün yeni şeylerle karşılaşır ve yeni kavramlar üretirler, bunu da dilleri ile ifade ederler. Mecazi ve kinaye ifade şekilleridir ve lügat manalarını içermez. Delalet ve iktiza delaletleri de böyledir.
3. Üçüncü mana ise muhatabın anladığı manadır. Bu da farklıdır. Dolayısıyla mütekellim ile muhatap arasında tam mutabakat sağlanamaz.
4. Dördüncüsü de hakemlerin anladığı manadır. Söyleyen ile dinleyen arasında çıkan ihtilafı hakemler çözer. Onların anladığı mana da ayrı manadır.
İşte insanların dili böyle değişkendir. Bir kelimenin lügat manası yani herkesin anladığı mana yavaş yavaş ve zamanla değişmektedir. Eski lügatlerde yazılanlar artık bugün lügat manasında değildir. İstanbul’un yirmi sene önceki manası ile bugünkü manası farklıdır.
Bu durumda lügat manasını ne yapacağız?
Kur’an’ın lügat manası olarak biz Kur’an’ın nazil olduğu dili anlarız. Kur’an’ın yüklediği manaları da esas alarak lügat manasını veririz. İslâm dilcileri buna son derece riayet etmişler, Kur’an’ın lügat manasını tespit ederken Kur’an’dan önceki şiirleri mesnet kabul etmişlerdir. Arapların Kur’an’dan önceki halk deyimleri sözlerini esas almış, bir de Kur’an’ın kendisinin yüklediği manayı esas almışlardır.
Biz şimdi Kur’an’ı ele aldığımızda kelimelerin lügat manasını yeniden tespit etmemiz gerekir. “Şey” kelimesini esas alalım. Bugün biz nesne manasında kullanırız.
“Şey” kelimesi Kur’an’da 285 defa geçmektedir.
“Şey” ne manadadır; bunun tespiti bir doktora tezi çalışması olmalıdır.
Bu ayetteki “Allah” kelimesi topluluk anlamındadır. Bunun iki delili vardır. Biri, bundan öncekinin göklerin ve yerin rabbi olarak bahsedilmesi, diğeri de her şeyi bilenin nekre olması. Bu durumda topluluğun her şeye kadir olduğu söylenmektedir.
Bugün bizim anladığımız anlamda topluluk her şeye kadir değildir. O halde burada ya “kadir” kelimesine başka mana verilecektir, ya da “şey” kelimesine başka mana verilecektir. Biz şimdi “şey” kelimesine kendi çıkış manasını vermekteyiz “Şey” aslında karaltı varlık demektir. Beyinde düşünülen de şeydir. Örnek olarak sinüs, kosinüs, sanal sayı da şeydir. Şeyin dışarıda var olması gerekmez. Diğer taraftan eğer beyinde düşünülmemiş ve ona isim verilmemişse o şey değildir. Onlar Allah için “şey” olabilir, insan için “şey” değildir. Bir de çelişkili bir kavram da şey değildir. Mesela öyle bir “varlık” düşünelim ki o hem “bir” hem “üç” olsun. Bu hayali varlık şey değildir. Bu ayetin anlattığı budur. Topluluk için “şey” onun yapmaya muktedir olduğudur.
Buradaki “kadir” kelimesini gücü yeten anlamında değil de ölçümlendiren, sayan anlamında anlayabiliriz. Bunun anlamı da topluluk her şeyi sayı ile belirtmelidir, yani cezaları ve suçları tespit ederken kesin sınır ve sayıda olmalıdır.
“Şey”in nekre/tekil olması ile onda istiğrak manası yoktur.
(Devamı var.)