‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…

çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…

Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…

“Nekâlen mine(A)llahi / Allah’tan nekâl olmak üzere” (Maide 38)

Allah” dendiğinde burada kastedilen âlemlerin rabbi olan Allah mı, yoksa O’nun halifesi olan topluluk mu yahut başka bir manası var mıdır?

“Allah” kelimesinin manasını yeniden ele alalım. Kâinatı var eden ve insanları yaratan, doğa kanunlarının sahibi, kimsenin hiçbir müdahalesi söz konusu olmayan Allah kastedilir. Geceyi gündüz yapan, gündüzü gece yapan, insana göz veren, kulak veren Allah. Burada bu mana verildiği takdirde ceza verme yetkisi bizde olamaz. Mademki hırsızın kolunu biz keseceğiz, o halde burada Allah’tan maksat O’nun halifesi olan topluluk anlaşılacaktır. Allah’ın halifesi olan topluluk anlaşıldığı takdirde bundan sonra gelen “Allah” kelimesinin iki haberi de nekre olduğu için topluluk olarak anlaşılması gerekmekte. O halde topluluk manasındaki Allah’ın iki anlamı olmalı. Biri, askeri hükümleri uygulama anlamında hilafettir. Doğal kanunları uygulamadır. Buradaki manası budur. Diğeri ise sözleşmelerden doğan ve hukuk düzeni içinde halkın Allah’ın halifesi olmasıdır. Her insan fert olarak Allah’ın halifesidir. İçtihadını yaparken Allah adına yapar, sonra kul olarak içtihadına göre hareket eder. Burada kişinin Allah’a olan halifeliği söz konusudur. Buna “kıyam” denmekte. “Allah sizi mallara kaim yaptı” denmektedir. Malların kayyumu olduğunuz zaman siz Allah’ın halifesisiniz. Sizin malik olduğunuz mallar sizin değil Allah’ın yani topluluğundur. Siz onun yöneticisisiniz. Ondan yararlanma hakkınız ücretinizdir. Bu hakları devretme yetkisi de size verilmiştir.

Sözleşmelerle oluşmuş hukuk düzeni vardır. İçtihatlar birliği demektir. Bu da ayrı bir hilafettir. Böylece topluluk oluşmuştur. Anayasada “kamu görevi” dediğimiz zaman hilafetten bahsetmiş oluruz, “genel hizmet” dediğimiz zaman da kıyamdan bahsetmiş oluruz. Başka bir deyişle, “kamu hukuku” dediğimiz zaman hilafeti kast etmiş oluyoruz, “özel hukuk” dediğimiz zaman kıyamı kastetmiş oluyoruz. Bu açıklamalardan sonra buradaki “Allah” hilafeti ifade eden yani kamu hukukunu, ceza hukukunu ifade eden Allah’tır. Bundan sonraki Allah ise özel hukuku yani kıyamı ifade eden Allah’tır.

“Ve Allahu aziyzün hakiymün / Ve Allah azizdir hakimdir.” (Maide 38; ayet sonu)

Buradaki “Allah” hukuk düzeni içinde serbest sözleşmelere dayalı olarak oluşmuş topluluğu ifade etmekte, kıyam düzenini ifade etmektedir. “Azizdir” demekle kol kesmedeki nisabı koyanın, yetkili olanın bucak yönetimi olduğunu ifade etmektedir. Yani ne miktarda hırsızlık yaparsa kolu kesilecek; buna bucak karar verir, bucak meclisi veya şûrası karar verir. “Aziz olma” demek, sözünü geçirme, kuralları dinletme demektir.

Neden bucak deniyor?

Çünkü Kur’an’da topluluk dendiği zaman bucak anlaşılır. Çünkü Cuma namazı bunlara farz kılınmıştır. Birbirini tanıyan halk bucağı oluşturur. Daha büyük topluluklar yoktur. Merkez bucaklar vardır. Merkez bucaklar taşra bucaklara hâkim değil hadimdirler. Analar nasıl çocuklarına hizmet ederlerse, onun gibi merkez bucaklar da taşra bucaklarına öyle hizmet ederler. Velayet yetkilerini babalar kullanırlar. Kur’an’da “umme’l-kura” denmektedir.

Aziz olma; kanun yapma, kural koyma, emretme gücüdür. Hakim olma da konan kanunlara verilen emirlere uymayan kimselere uygulanacak cezalardır. Bu da yargı işidir. Yargılama vasfı “hakim” ile infaz hükmü “aziz” ile ifade edilmekte. Hükümleri uygulayandır anlamındadır. Sıfat mevsuftan sonra gelir. Birbirinin bedeli olarak düşünülebilir.

Nelerin harz sayılacağını da o bucağın şuraları tespit eder. O bucak yönetimi de buna göre yargılar. Örnek: Balkona konan bir eşyayı alıp götüren harzden mi almış olur? Yahut apartmanın girişinden merdivenden alınan eşya harzden mi alınmış olur? Merdivene konan ayakkabının o apartmanda oturan biri tarafından alınması ile, dışarıdan apartmana izinsiz giren biri tarafından alınan ayakkabı harzden almadır. (Devamı var)