‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…

çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…

Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…

***

“Mâ tukubbile minhüm / Onlardan kabul olunmaz” (Maide 36)

Buradaki kabulü bu dünyadaki hayır olarak da değerlendirebiliriz. Yani cizye vermediği halde çok iyi insan olabilir, birçok iyilikler yapmış olabilir ama ahirete vardıkları zaman onlardan bu iyiliklerine karşılık soruşturma esnasında bir farklılık görülmez. Mutlaka onlar askeri soruşturma usulü ile soruşturmaya tâbi tutulur.

Askeri soruşturmada işkence meşrudur.

İşkenceye göre tazminat ödenir ama işkence yapılır.

Gerekirse öldürülür ama diyeti ödenir. Sadece kısasa tâbi tutulmaz.

İşte, “mümin” ve “müslim” ile “kâfir müşrikler” arasında bu tür farklar vardır.

- Kur’an’ın ayetleri iyice tetkik edilmelidir.

- Bunlar arasında mevcut olan dünyevi ve uhrevi farklar ortaya konmalıdır.

- Sadece atalarımızdan duyduklarımıza inanmak yanlıştır.

“Azab”ın marife olması bütün kâfirlerin aynı statüye tâbi olmaları nedeniyledir. Yani soruşturma usulünde iyi olan kâfirler de askeri soruşturmaya tâbi olacaklardır. Kötü olan müslimler de hukuk soruşturmasına tâbi olacaklardır. Bu hususta kâfirler eşit muamele göreceklerinden ve azapları aynı olacağından azap marife gelmiştir.

Bu manada anlarsak, oradaki soruşturma bizim soruşturmamıza benzemeyebilir.

***

“Ve lehüm azabün eliymün /

Ve onlar için elim azap vardır.” (Maide 36; ayetin sonu)

Azab” kelimesi yukarıda marife gelmişti. İki soruşturma sisteminden askeri soruşturma uygulanacaktır demektir.

Şimdi burada ahirette karşılaşılan ikinci “azab” vardır. O da soruşturma bittiğinde muhasebede çıkan aleyhteki hesap onları cehenneme götürür. Soruşturma kötü geçmekle beraber beraat edebilirler ve cennete gidebilirler. Kâfir olmak cehenneme gitme anlamına gelmez ama askeri muhakeme ile muhakeme olunma anlamına gelir.

Burada “elim azap”tan bahsedilmektedir.

Azab” kelimesi nekredir, çünkü bizim bilmediğimiz azab/p şeklidir.

Mesela, ateşte yakma azabı bizim bildiğimiz bir azap değildir. Çünkü biz birisini ateşe atsak külleri bile kalmaz. Ahirette ise insanlar ateşe atılacak ama orada yok olmayacaklardır, dolayısıyla oradaki azap bizim bilmediğimiz ve anlamadığımız bir azaptır.

Azab” kelimesinin nekre olmasının başka bir sebebi ise bütün kâfirlere eşit şekilde uygulanmamasıdır. Kâfirlerin yaptıkları ameller kötü ise cehenneme gidecekler ve orada cezalarını çekeceklerdir; yaptıkları ameller iyiyse ve müşrik de değilseler, onlar da cennete gidebilecekler yahut belki arasatta kalıp sonra cennete gideceklerdir. Bu kelimenin nekreliği açıkça delalet eder ki, kâfirlerin iyi niyetle yaptıkları salih ameller de boşa gitmeyecektir. Müminler gibi hesaba çekilecekler ve iyiliklerine karşılık iyilik bulacaklar, kötülüklerine karşılık kötülük bulacaklardır. Zerre kadar olanların da karşılığını görmek de bu demektir.

Elîm” kelimesi sıkıntılı demektir.

Ayakkabı sıkı geldiği zaman sıkıntı duyarsınız, acı duyarsınız; işte o sıkıntının adı “elem”dir. Bu elem sizi öldürmez ama yürümenizde size büyük eziyet verir.

Ahiret cezası da işte böyledir. Bedenin uzuvlarına bir şey olmayacak ama oradakiler sıkıntılı bir hayat süreceklerdir. Ruhların olgunlaşması böyle mümkün olmaktadır. Bu sebepledir ki, dünyadaki en büyük sıkıntıları peygamberler çekmişlerdir.

(Devamı var)