Myanmar'ın batısındaki ata topraklarından silah zoruyla kovulan Rohingya halkı, sığınabildikleri çeşitli ülkelerde yaşam mücadelesi vermeye devam ediyor. Dünya onlara “Rohingyalar” ya da “Rakhine” halkı diyor ama biz onları daha çok “Arakan Müslümanları” olarak biliyoruz. Bizden, içimizden, kalbimizden birileri... Onlar mazlum Arakan ahâlisi. Birleşmiş Milletler tarafından dünyanın en ağır zulme uğrayan halklarından biri olarak gösterilen Arakan Müslümanları yakın zamanda iki büyük soykırım dalgasına maruz bırakıldı, son 50 yılda tahmini rakamlara göre 200 bine yakın insanını kaybetti. 2012 ve 2017 yıllarındaki katliamlarda, binlerce Arakanlı Müslüman, Myanmar ordusu ile fanatik Budistlerin vahşi saldırılarında şehit edildi, milyonlarcası topraklarından kovuldu, binlercesi zulümden kaçarken göç yollarında vefat etti. Budist zulmünden canını kurtarmayı başarabilen Arakanlı göçmenlerin büyük bir kısmı Bangladeş başta olmak üzere çevre ülkelere sığınmış durumdalar. Arakanlı mazlumlar uluslararası insani yardım kuruluşlarının destekleriyle çok zor şartlarda ayakta kalmaya çalışıyor. Sürdürülebilir veya öngörülebilir bir hayat standartları yok, bir umut Myanmar yönetimi insafa gelir de topraklarına geri dönebilirler, tarlalarını, bağlarını ekerek düzenli bir hayata kavuşurlar diye beklenti içerisindeler.
Geçtiğimiz günlerde Myanmar Dışişleri Bakanlığından, sürgündeki Rohingya halkının durumuna ilişkin resmi bir açıklama yapıldı. Bakanlık, Arakan'daki “güvenlik durumu” düzeldiği zaman 300 bin Arakanlının ülkeye geri dönebileceğini belirtti. Bakanlığın geri dönüş şartı olarak sunduğu “güvenlik durumu” nereye çeksen oraya gelebilecek kadar esnek ve tutarsız bir açıklamaydı. "Güvenlik durumu iyileştiğinde" ifadesi; başı, sonu, ortası belli olmayan bir muammalar bütünü. Tam bir diplomatik cambazlık ifadesi. Dikta rejiminin hüküm sürdüğü bir ülkede “güvenlik durumu” neye ve kime göre iyileşir? Güvenlik durumunun iyileşme standartlarını hangi kurumlar, hangi prensiplere göre belirler? Bu ifade Myanmar devletinin, üzerindeki uluslararası baskıları azaltmaya yönelik bir ‘zamana oynama’ tekniği. Adeta biz “normalleşiyoruz”, “ılımlılaşıyoruz”, “şefkatli bir politikaya yöneliyoruz” mesajı vermeye yönelik bir algı operasyonu. Myanmar hükümetinin Arakan krizini çözmeye yönelik somut bir hamlesi zaten ortada yok, hem Arakan'daki güvenlik sorununun faili olanlar bu sorunu nasıl iyileştirebilir ki?
Myanmar’ın devlet yönetimi, İslam ülkelerinden Mısır’a çok benziyor. Ordu, ülkenin bütün kurumlarına, kademelerine yerleşmiş ve kökleşmiş durumda. Ordu, holdingleşmiş bir yapıyla ülkenin kaynaklarını tekelleştirmeye devam ediyor. Halk giderek fakirleşirken, orduya hizmet edenler zenginleşmeye devam ediyor. Bu durumda siyasetin de ordudan bağımsız bir şekilde yol alması mümkün görünmüyor. Seçimlerden birinci çıkan partiler de hep ordunun desteklediği isimlerden oluşuyor. Göstermelik seçimlerle dünyaya “biz demokratik biz ülkeyiz” mesajı vermeye çalışsalar da hiç de inandırıcı olamıyorlar.
Myanmar rejimi Arakan meselesinde şeytani bir politika izliyor. Bir yandan Arakanlı Müslümanların topraklarına dönüşünü sağlama vaadiyle uluslararası baskıları bertaraf etmeye çalışırken diğer yandan Arakan topraklarını yaşanmaz hale getirmek için bütün hükümet imkânları seferber ediliyor. Sözde güvenliği sağlama bahanesiyle Arakan Müslümanlarından boşaltılan köyler yakılıyor, camiler yok ediliyor, tarım alanları tahrip ediliyor ve Budist çeteciler için yeni yaşam alanları oluşturuluyor. Aynı İsrail’in Batı Şeria’da uyguladığı zulümlerin kopyası gibi. Aralarındaki fark, İsrail bu yerleşim zulmünü profesyonel ve lüks imkânlarla yaparken, Myanmar rejimi ise tipik Asya modeline uygun şekilde derme çatma, çadırımsı yapılardan oluşan yerleşkelerle Müslümanların arazilerini gasbediyor. Her ikisinde de topraklarını kaybeden Müslümanlar oluyor. Zulüm de, küfür de tek millet. Zalimler birbirinden ilham alırcasına, kendilerini cehenneme sürükleyecek günahları işlemeye, mazlumların yürek dolusu âhlarını almaya devam ediyor. Arakanlı Müslümanlar, esaslı ve güçlü bir İslam Birliği kurulana dek bu zorlu imtihanlarla mücadeleye devam edecekler gibi görünüyor... Ahiretteki mükafatları dünyadaki imtihanlarının zorluğu kadar büyük olsun inşallah...
***
