Tarih, adamları yazar. Bir duruşu olmayanları tanımaz. Silik yaşayanları duymaz. Varlığı ile yokluğu bir olanları umursamaz. Korkakça yaşayanlar da ölür. Yiğitçe yaşayanlar da ölür. Biri gömülür. Ceset olur. Börtü böcek bayram eder. Kâinata tek faydası bu olur. Diğerinin nurunu toprak kapatamaz. Yüzyıllar boyunca sabilerden, kocamışlara değin ruh suyuyla yuğulur. Çürümez. Pirüpak kokar. Çam ağaçlarından daha uzun yaşarlar umut arayan gönüllerde…
Ahir zamanda, vesveselerimiz ile olan mücadelemiz belirler duruşumuzu… Vesveselerimiz; alacağımız kararların, atacağımız adımların akıbetine direkt tesir eder. Eğer vesveselerimizin yani kaygılarımızın, yani korkularımızın esiri haline gelirsek, gazoz olmaktan öteye geçemeyiz. Eğer vesveselerimiz ile baş etmeyi öğrenirsek kaliteli bir duruşa, kaliteli bir karaktere, kaliteli bir ömre sahip olabiliriz. Vesveselerinin tamamının kökeninde korkularımız vardır. Korkuların tamamının kökeninde ölüm korkusu vardır. Dolayısıyla vesveselerin tamamı ölüm korkusundan kaynaklanır. Ölümden korkmayan kul yoktur. Ölümü kabullenen müminler vardır. Ölümü daha fazla kabullenerek şehadeti arzulayan kahraman canlar dahi vardır. Ancak peygamberler dahi ölümden korkmuşlardır der Nureddin hocam.
Ölümü kabullenen müminler rızık kaygısı çekmezler. Kırk derde gark olsalar, kırk birinci çözüme cesaret ederler. Çünkü kaybetmekten korkmazlar. Çünkü ölümü kabullenenlerin, kaybedecek hiçbir şeyi yoktur. Nihai varlığı olan canı dahi gözden çıkaranlar; çaba sarf etmekten, koşmaktan, uykusuzluktan, sıkıntılardan, yorulmaktan yorulmazlar. Ölümü kabullenen müminler, yani kaybedecek bir şeyi olmayanlar, kullardan da korkmazlar. Makam kaybetmekten, itibar kaybetmekten çekinmezler. Adam yerine konmak gibi bir dertleri yoktur. Diğer insanların kendileri hakkında ne düşündükleri ile ilgilenmezler. Sadece Rablerinin kendileri hakkında ne düşündüğü ile ilgilenirler. Ömürleri boyunca sadece onun rızasını kazanmak için çaba sarf ederler.
Ölümü kabullenen müminler, cesur adımlar atmaktan geri durmazlar. Davası hak olana, kimin yardımcı, kimin yoldaş olacağını bilirler. Kaybederlerse imtihan, kazanırlarsa da farklı bir imtihan olduğunun farkındadırlar. Rabbin asıl talebinin, “kulun hakkın tarafında batıl olana karşı çabaladığını görmek” olduğunun idrakindedirler. Ölümü kabullenen müminler için karada gemiler inşa etmek yahut şeftali üretilemeyen bir ülke de motor üretmek mesele değildir. Zamandan, mekândan bağımsız hür bir zihne, hür bir yüreğe sahiptirler çünkü…
Tüm zamanların ve tüm mekânların Rabbine iman ederler. İnsan aklı ile yapılamaz, imkânsız denen her şeyin, Rahman’ın ol emriyle mümkün olabileceğine inanırlar. Denemekten çekinmezler. Kendilerine deli, mecnun denmesine alışıktırlar. Peygamber mesleğidir normları yani modern putları alaşağı etmek… Anormal olmak şeref nişanesidir şehadetin tarihçesini bilen canlar için!
Ölümü kabullenen müminler, ölene kadar durmazlar. Duracak bir sebep bulamazlar. Durmamak için yaratıldıklarının idrakindedirler. Dururlarsa durmamaları gerektiğini unutacaklarının, batıla dalanlarla beraber batıla dalacaklarının farkındadırlar. Ayakları kaymasın diye, cehenneme yuvarlanmamak için koşarlar. Duran yığınların arasında kaybolmamak için; omuz ata ata, kalabalığı yara yara vuruşurlar ömürleri boyunca… İstirahati kabre ertelemişlerdir. “Onlar rablerinden, rableri de onlardan razıdır.” Beyyine - 8
Ölümü kabullenen müminler, kalp kırmaktan çekinirler. Dünya hayatının kırılan kalbin onarılmasına fırsat vermeyebileceğini bilirler. Kul hakkına girmekten ürperirler. Korkarlar hâkimin kendisinin tanık olduğu zulümlere imza atmaktan… Yaşatmak için halife olarak gönderildikleri kâinatta, buruk bir sinenin vebalini sırtlanmaktan hayâ ederler. Kendileri kırılırlar. Ses etmezler. Kan yutarlar. Yalan söyleyemedikleri için kızılcık şerbeti içtim bile diyemezler. Yine susarlar. Her şeyi; her şeyin susacağı ve her şeyin konuşacağı zamana, hesaba bırakırlar. Ezilirler ama ezmezler. Zulüm görürler ama asla zulüm etmezler. Ölürler ama yine de öldürmezler.
Ölümü kabullenen müminler, gördükleri herhangi bir haksızlık karşısında susmazlar. Herhangi bir zulme boyun eğmezler. Suratına tükürmeden, canını yakmadan geçmezler hiçbir zalimi… Nemrutların önünde eğilip bükülmezler. Firavunlarla oturup, güle oynaya kahve içmezler, ahmakça stratejileri gereği… Hiçbir köprüyü geçerken, hiçbir ayıya dayı demezler. Köprünün ortasında ayının yeğeni olarak ölme ihtimallerini bilirler. Omurgaları vardır, sürünmezler. Vicdanları vardır, sinmezler. Akılları vardır, korkulması gereken tek şeyin Rabbin gazabı ve cehennem azabı olduğunu bilirler. Bu yüzden ölürler ama gömülemezler. Bu yüzden her yiğidin kırk zalimle ayrı ayrı kavgası vardır. Çünkü maslahat gereği bile olsa üç günlük dünya için hiçbir güç odağına eyvallah etmezler.
Hasılı
Duruş sahibi olmak için dünyevi vesveselerden arınmak gerekir. Bunun yolu da ölümü kabullenecek imana sahip olmaktan geçer. Ölüm ile barışan, acziyete küser. Hak namına çarpışan, yaşamaktan çekinmez. Sıradan insanların ne yaptığını bilmiyoruz. Çünkü sıradan yaşarlar. Muhtemelen vesveselerini de alıp ceset olup gidiyorlardır. Rabbim bizlere yumruğunu sıktığında kâinatı avucunun içerisinde hisseden o civan mertlerin imanını, duruşunu nasip eylesin! Rabbim bizlere yüreğini söktüğümüz her Yahudi askerinin kulağına eğilip “Yahya’nın selamı var!” diye fısıldayabileceğimiz kuvvet, imkân, iman nasip eylesin! Allah’a emanet olunuz canlar.