Yakın geçmişte gündemde pek yer bulamayan Doğu Türkistan meselesi, son günlerde bir grup gazetecinin bölgeye gerçekleştirdiği tartışmalı ziyaretle yeniden konuşulmaya başlandı. Çin Komünist Partisi’nin Doğu Türkistan'daki Müslüman halka yönelik işlediği insanlık suçları tüm açıklığıyla ortadayken, Çin hükümeti ısrarlı bir şekilde Uygur halkına karşı hiçbir yasa dışı eylemde bulunmadığını iddia ediyor. Bu iddiasını da Türkiye’deki iş birlikçi medya kanalları eliyle yayarak, halkımızı Doğu Türkistan’da şiddet ve asimilasyon olmadığına ikna etmeye çalışıyor.

Türkiye’de Çin hükümetinin himayesinde faaliyet gösteren bazı oluşumlar, yılın belli zamanlarında Türkiye’den seçtiği heyetleri Doğu Türkistan’a (Çin’in resmi söylemiyle Şincan Özerk Bölgesi) götürüyor, gezdiriyor, buralarda belli başlı noktalarda turistik turlar attırdığı heyetlere “Bakın burası ne kadar da güzel değil mi, Uygur halkına yönelik hiç bir suç işlendiğine şahit oldunuz mu?” dercesine bir göz boyama operasyonu gerçekleştiriyor. Özellikle takipçi kitlesi yüksek kişilerden seçilen bizim yerli turistler de, milyonluk kitlelerine, “Doğu Türkistan’da şiddete rastlamadık” mesajı vererek Çin’in algı operasyonlarına bilerek veya bilmeyerek alet oluyor. Çin'in ziyaretçi heyetlerine gösterdiği şeyler ile gizledikleri arasındaki farkı sorgulayabilmek, katılımcıların ideolojik yaklaşımları ve milli şuur dereceleriyle doğrudan bağlantılı bir durum. Bugün yaşanan olayların arka planını, 2021’de basılan Hilal Coğrafyası kitabımın “Doğu Türkistan" bölümünde “Çin'in Gözlemci Heyeti Oyunu” başlıklı bahsinde tartışmaya açmıştım. Gerçekten Doğu Türkistan'da her şeyin güllük gülistanlık olduğunu iddia edenler vicdan taşıyorlar mı? “Gittik gördük hiçbir aykırılık göremedik” diyenlerin aslında şunu diyebilmeleri daha vicdani olurdu: "Çin’in bize gösterdikleri bunlardı ama arka planda neler olduğunu bilemiyoruz.”

Yakın zamanda Doğu Türkistan'ı ziyaret eden bir dostumla telefonla görüştüm. Kendisiyle görüştüğümde, birkaç gündür çok tartışılan bu gazeteci ziyaretleri henüz gerçekleşmemişti. Amacım Doğu Türkistan’daki güncel durum hakkında net ve doğru bilgiler alarak şuurlu bir kardeşimizin bakış açısıyla orada yaşananları, köşe yazımda okurlarımızla paylaşmaktı. Ziyareti gerçekleştiren dostum, özetle şunları söyledi: "Çin yönetimi, Uygur Türklerine kimliklerini ve köklerini unutturmak için yoğun çaba içerisinde. Doğu Türkistan da ibadet yasağı yok diyenler herhalde Cuma namazına gitmeyen kimseler olmalı, çünkü bizim orada Cuma namazı kılabilmemiz için resmi izin almamız gerekti, camiler zaten sadece namaz vakitlerinde açıktı. Çinli yetkililer bunun sebebini de şöyle açıkladı, daha önce Cuma namazlarında toplanılıp protesto eylemleri yapılmış ve Çin polisi bu protestoları bastırmakta çok zorlanmış. Ayrıca Çin yönetimi, Uygur halkı üzerinde büyük bir asimilasyon yapıyor adeta ‘siz Çin’le var oldunuz, sizin Çin’den başka bir tarihiniz ve kültürünüz yok’ fikrini dindaşlarımızın zihnine kazımaya çalışıyorlar. Özetle Çin, Doğu Türkistan’da ne Müslümanlığa ne de Türklüğe yer bırakıyor.”

Doğu Türkistan’daki gerçekler bunlar. Daha geçtiğimiz yıllarda Çinli bir yetkili, Uygur Türklerinin de içinde bulunduğu Müslümanları kast ederek, “Her bir Çin vatandaşının seçmesi gereken en doğru yol ateizm yoludur, inançlara tahammülümüz yok” itirafında bulunmuştu. Bir diğer Çinli yetkili de toplama kamplarının varlığını kabul etmek zorunda kalmış, buralarda Uygur Türklerine Çin kültürünü ve Çin Komünist Partisi’nin ideolojilerine sadakati öğrettiklerini dile getirmişti. Bunun adı asimilasyon ve dinsizleştirme politikası değilse nedir? Doğu Türkistan’daki toplama kamplarına kapatılıp kendilerinden haber alınamayan binlerce Müslüman esirin ve ailelerin yaşadığı mağduriyetler, ‘insan hakları ihlali’ değilse nedir? Hem siz ne hakla, binlerce yıldır hamuru İslam’la yoğrulmuş Müslüman bir toplumu ateistleştirmeye çalışıyorsunuz? Sonra da “Çin Doğu Türkistan’da Müslümanlara zulmediyor” dediğimizde bin bir türlü savunma moduna geçiyorlar.

Çin rejimi, Doğu Türkistan konusunda çok yanlış bir yolda, Çin, Müslüman Uygur halkını dinsizleştirme, tarihi ve kültürel bağlarından kopararak asimile etme politikalarından vazgeçmediği sürece, ne kadar zenginleşirse zenginleşsin, çok büyük önem verdiği uluslararası itibarını geliştirme konusunda sınıfta kalmaya devam edecek.