Bizi kulluğuyla şereflendiren Yüce Rabbimiz bize “Müslüman” adını vermiş. (Hac/78) Adımız “Müslüman”, soyadımız “Ademoğulları”dır. Diğer kimliklerimiz “beşeri” alt kimliklerimizdir.

Biz, O’na (C.C.) teslim olmuşuz; söz vermişiz. Ezelde (kelime i tevhit/şehadet ile) “bela, şehidna” demişiz... (Araf/172) Namazda, bu ahdimizi anıyor, tekrarla yeniliyoruz. ( Fatiha/5)

“Mümin, Müslüman “ isimlerinin dışındaki beşeri kimliklerimiz yapay kimliklerdir; ikinci derecede önemli sayılabilir. İnanç temelli, ilahi tanımlamaların/ kelime ve kavramların üstünlüğü ,önemi tartışılmaz ..Üstünlük ölçüsü, ancak/sadece “ takva” dır. Başka bir kimlik,üstünlük sebebi değildir. Bütün insanlar, eşittir... ( Hucurat/10,13)

İslam’ın, bize veya başka toplumlara/ülkelere ihtiyacı yoktur; İslam’a (hakikatinin, bütünüyle doğru bilinmesine, anlaşılmasına, uygulanmasına) ise, herkesin ihtiyacı vardır... İnsana/ topluma göre Kur’an (vahiy),bedene göre, ona can veren “ruh” gibidir. “Ruh”suz bir insan, cesettir. Kur’an (vahiy); hayat ve şifa veren ruh tur. İzzet, şeref de Kur’an’da/Kur’an iledir. Kur’an’dan uzaklaşmakla, cihadı terk ile izzetimizi yitirdik; zillete, dara, zulümlere düştük, parçalandık. Tekrar, O’na dönüşten başka çare yoktur... Her gün doğan Güneş’e, bizim ihtiyacımız var. Allah (C.C.) dilediğini Vahiyle, emanete ehil olanı “hilafetle” de şereflendirir. Cihat etmeyene, hilafet emaneti verilir mi? İslam, kimseyle şereflenmez; herkes İslam ile şeref kazanır. Araplar, Farslar, Türkler. İslam’la şereflenerek, izzetle tarihe yazıldılar. Zamanımızda, bakalım hangi toplum hilafet emanetini üstlenecek? (Maide/54, Enfal/24, Tevbe/38-39, İsra/82, Fatır/10, Enbiya/10, Şura/52)

İslam, kimseyle şereflenmez; herkes, İslâm ile şeref kazanabilir... ( Enbiya/10, Fatır/10)

Bütün insanlar (Herkes, her zaman, her derde deva/şifa) Tek İlahi Hayat Kitabı Kur’an’ın, Sünnetin Rehberliği’ne muhtaçtır. ( Enfal/24,Taha/123-124, İsra/82,89) İnsan ve İslam düşmanı bozguncu Siyonistler, bunun için İslâm’a ve Müslümanlara saldırıyor. Ve elbette, belasını bulacak; sünnetullah gereği… ( Araf/167)

Kâinatın/âlemlerin Rabbi, Melik’i Allah Teala; “kün” ( ol) emriyle dilediğini yapar, dilediğini seçer...” Kitab,Emanet, hilafet” nimetlerini de dilediğine vererek, şereflendirirde,gerektiğinde alır da. Hilafet ve devlet/egemenlik emanetini/ nimetini kimlere vereceğini de bildirmiştir. (Maide/50-56, Tevbe/38-41, Nur/55) Kitab/Kur’an nimetine/ emanetine de, “Ümmeti Muhammed”i mirasçı kılmış, onları seçmiş, bütün insanlara örnek kılmıştır. (Bakara/143, Al- i İmran/110, Fatır/32) Bu mesajlar ortada iken, şu zor soruya cevap verelim: “-Kur’andaki Müslümanlar,” “Ümmeti Muhammed” nerede?

Enbiya/105. ayeti kerimesinin birçok farklı tefsirinde, Fahreddin Razi’ ninki dikkat çekiyor:-“Bu ayetteki “arz”,salih kulların varis/ mirasçı olduğu” arzı mukaddes”tir. Hz. İsa (A.S.) indiğinde, Cenab-ı Hak oraya “Ümmeti Muhammed”i mirasçı kılacaktır.” ( Prof. Dr Ömer Çelik, Meal ve Tefsir) Kıyamete kadar “hak” üzere cihat ederek, kazanacağı bildirilenlerin de bu coğrafyadakiler olduğunu Hz. Peygamber (S.A.V.) bildirmiştir. Bunlar, Siyonizm’e direnen Gazzeli mücahitler olamaz mı? Öyleyse, yakında, Filistin’deki işgalci Siyonistlerin korunaklı muhkem mermer evlerine de, arzı mukaddese de, dünyaya da, yeniden Kudüs merkezli bir medeniyet güneşi doğmaz mı? Gelecek, yakındır...

İki yol ayrımında/ kavşağında akıl ve irademizle özgür bırakılmışız... İlki hidayet, diğerleri de dalalet yolları. Sınavımız bu...

“KUR’AN UYARIYOR Bakara/3, Al-i İmran/100, En’am/153, İsra/9, Tekvir/26. vb. ayetlerine/ ilahi mesajlarına rağmen; ikiyüz yıldan beri, dillerimizle” hidayet”te, ayaklarımızla da “dalalet”te(Fatiha/5-7) değil miyiz? Batıl’daki ayaklarımızı, hak/tevhit söylemimizin yanına almadıkça/ kendimizi düzelterek tevbe etmedikçe de, zilletten kurtuluş görünmüyor.( Rad/11)

Emperyalist düşmanlarımızın; kültür ve medeniyetini/ hukukunu iktibas/ ithal ederek, “anti- emperyalist” ve “bağımsız” olabilir miyiz?!

Allah’ın (C.C.) yardımını ve rızasını; D-8 ile mi, yoksa, AB ve NATO ile mi, alabiliriz? O ( C.C.)’na rağmen, kim kime yardım edebilir? Rahmani/ Doğru tercihimizle kurtulur, şeytani/yanlış tercihimizle de helak oluruz. Şeytan,düşman olarak hep yanlış tercihi süsler,ona çağırır. ( Enam/112, 153; Araf/16-17; Zuhruf/36-37, Nas/son)

Hangi yoldayız? Dillerimizle Kur’an/ Fatiha okuyor, “doğru yol” duası yapıyorken, ayaklarımızla, yasaklanan AB yolunda yürüme gayretimiz, tam bir şaşkınlık ve çelişki değil midir? Dostumuz Rahman, bizi İslam’a; düşmanımız şeytan da aykırı yollara çağırıyor. ( Fatiha/5-7,Enam/153, Araf/16-18,İsra/9,Yasin/60-61,Zuhruf/36-37,Nas/son)

Doğru yol/”sıratı müstakim” öyle büyük bir nimettir ki,dünyanın ve ahiretin nimetlerini kapsar”Bize,ilk yaptırılan dua,budur...Kimi, doğru yolu göremez; kimi görür,girerekyürür,koşar...Sürçse de,terketmez..Kimi de yürürken kayar,sapar,düşer...İtibar da sona/ son nefesedir.Doğru yolun sonu, cennettir...Namaz kılanlar, doğru yol duasında bulunuyor; kabulünü umuyor..

BİZ KİMİZ? Alemlerin Rabbi ile ezelde yaptığımız” kulluk” sözleşmemize uymak yerine,ona aykırı olarak,düşmanlarımızla yaptığımız andlaşmalara uymayı tercih etmemiz/ Kuran’dan yüz çevirmemiz sebebiyle zillete düştüğümüzün farkında bile değiliz!.. ( Araf/172, Fatiha/5, Maide/1,7,51-55)

Andlaşmaları onlar yazar, biz imzalarız. Onlar, senaryo yazar, biz oynarız. Onlar, projeler üretir, biz uygularız. Tarihimizi onlar yazar, biz okuruz. Haritalarımızı onlar çizer... Özetle; hayatımızı,Veren Rahman yerine onlar düzenler; biz de uyarız!? Biz, nasıl Müslümanız(?!)

Haramlar helal oldu; helaller de haram… İslam’ın ahlakı, ahkamı nerede?

Düşmanlarımız; Müslümanlara saldırırken, "Sünni-Şii", "Arap- Fars" vb. ayırımı yapmıyor iken, biz de, mazlum kardeşlerimize yardım yerine, dualarımızda bile, "Sünni-Şii" ayırımı yapmaktan çekinmiyoruz. Bu,tam bir "akıl tutulması" değil midir?

Kendimize/ bize yapılan zulme karşı durmak, adalet; başkalarına yapılana karşı durmak da, fazilet(erdem) dir.

Zulme; ancak, diriler direnir; ölüler değil.

Yüce Rahman; İslam/Din/Kur'an emanet nimetini, insanların, dünyada adalet ve barışı, ahirette de sonsuz saadeti / mutluluğu için indirmiş/ göndermiştir.

Doğru yol, üstündeki" eğri"leri de düzeltirken, yanlış yol da üstündeki" doğru"ları eğriltir. Keramet, yolda/istikamettedir. Kendilerine nimet verilen peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerin üzerinde bulunduğu yol, "doğru yol" dur. (Fatiha/6-7, Nisa/69)

Yüce Rabbimizin kereminden, bizi Müslüman olarak kendisine döndürmesini diliyoruz, vesselam.