Tevhid/kulluk/hilafet/ıslah, adalet ve imar görevleriyle sınav için çıkartıldığımız bu sıkıntılı, engebeli yolculuğumuzda; önümüzde, biri doğru/hak, diğerleri de yanlış/batıl yollar ve onlara çağıran rehberler, yollarda işaretler, levhalar var... Güvenliğimiz için, “doğru” tercihler yapmak sorumluluğumuz var. Bunun için, doğru bilgiye, doğru rehbere, öndere, örneğe muhtacız. Yanlış tercihlerimiz bizim için hem dünyada hem de ahirette mutsuz bir hayat demektir... İlahi mesajlarla; güvenli, güzel yolculuğun nasıl yapılması gerektiği hem bildirilmiş hem de gösterilmiştir. Doğru/hak yol İslam, diğerleri de yanlış ve batıldır...

Güvenli yolculuk için; “dost-düşman” ölçülerini/kriterlerini bilmemiz ve bu ilahi ölçülere uygun tercihler yapmamız gerekiyor. “Allah (cc) için sevmek ve buğzetmek farz; amellerin de üstünü de...” (sav) Allah’ın (cc) düşmanlarını sever, dostlarına da düşman olursak, halimiz nice olur?

DÜNYA/“Oyuncakistan” sahnesinde; seçimini, kendimiz yaptığımız “iyi ve/ya kötü” rollerindeki oyuncularız. Filmimizin dünya perdesi, ruhumuz/irademiz alındığında/vefatımızla kapanacak; ahiret perdesi de açılmış olacak...

ÖLÜMÜ; “yok” olmak sandığımız için korkuyoruz. Bütün evren/her şey gibi, biz de, Yüce Rabbimiz’in “ol” emriyle, yok iken var olduk; “dön”/öl emriyle de O’na (cc) döndürülüyoruz. Yok iken yaratıldık; var olduk. “Var” olmak, büyük bir nimet; şükür gerekmez mi?

ÖLMEK, yok olmak değil; ruhumuzun, bedenimizi terk etmesiyle “var”lığımız/hayatımız, başka bir âlemde/boyutta, formda var olmaya sonsuz olarak devam edecek. Ölüm de öldürülecek. Değişimler, dönüşümler var; yok olmak yok. Ahiret var; cennet ve/ya cehennemde sonsuz hayat var...

Yüce Rabbimiz’in emriyle, Dünya’da emanet olarak giydirildiğimiz beden elbisemizden ölümle soyundurularak, O’na (cc) döndürülüyoruz.

Bedenimiz; ruhumuz için dünyadaki kimlik/emanet konak, binek ve elbise gibidir…

İnsan kimliğimiz, Allah’a (cc) kulluk sözümüz, hilafet görev ve sorumluluklarımızla cennetten dünya yurduna/misafirhanesine indirilmiş yolcular olarak sınavdayız. Ahirette, yaşantımızdan sorgulanacağız. Dünyada Yüce Rabbimiz’in iradesine/rızasına, buyruklarına uygun/Resulü’nün (sav) önderlik, rehberlik ve örnekliğinde bir hayatı seçebilmek, yaşamak özgürlüğümüz ile görev ve sorumluğumuz var. Bunların karşılığını da ahirette göreceğiz...

SEÇİMLERLE/SEÇENEKLERLE SINANIYORUZ Allah Teala; biz insanlara, peygamberleri/elçileri aracılığıyla "güzel bir hayat" için ihtiyacımız olan hak düzeni/yasaları, ilkeleri ve ölçüleri (tevhid-şirk, iman-küfür, hidayet-dalalet, doğru-yanlış, hak-batıl, hayır-şer, faydalı-zararlı, güzel-çirkin, iyi-kötü, ıslah-ifsad, helal-haram, adalet-zulüm vb.) bildirmiş ve bu zıtlar arasında, "akıl ve irade" nimetiyle (gücümüz, özgürlüğümüz ve sorumluluğumuzla) doğru seçimler yapmamızı; cin ve insan şeytanlarına/tağutlara uyarak, yanlış tercihlerden de kaçınmamızı emrederek bizi imtihan ediyor. Kazanmak için, "doğru" seçenekler, sadece Fatiha'daki "sırat-ı müstakim"de/tevhid'de/doğru yolda/İslam'da toplanmıştır. (Enam/153, İsra/9, Yasin/4, 60-61)

İnanç, ahlak ve hukuk sınırlarının/ölçülerinin korunması, tercihlerin doğru yapılması ADALET; ölçülerin/sınırların ihlali ile tercihlerin yanlış yapılması da ZULÜM’dür. Adalet; hem ahlaki bir erdem hem de zorunlu bir hukuk ilkesidir. Adaletin en yücesi/tacı tevhid’dir; zulmün en büyüğü/affedilmez günah da, itikattaki zulüm şirktir. (Nisa/48, Lokman/13)

Şeriat/ilahi yasalar, hükümler; adalet, rahmet, hikmet ve dünya ve ahiret maslahatları/zararların önlenmesi, faydaların sağlanması (güzel bir hayat) için; insanın, ailenin, toplumun, ümmetin ıslahı/düzeltilmesi; fıtratın/imanın, ahlakın korunması, düzeltilmesi, güçlendirilmesi içindir.” (İbn Kayyim rh)

Ne yazık ki, "doğru" tercihlerde bulunmak nimetine ulaşabilmek/doğruluk, günümüzde oldukça zor. Bunun için; akıl, hidayet, ilim, furkan, temiz lokma vb. nimetlerine, özetle "takva" nimetine ihtiyaç var. Nerede, kimlerde, ne kadarı var? Fıtratlar/akıllar çeliniyor/bozuluyor. Eğitim-öğretim "milli"/besmeleli değil. Kur'an; ahkam ve ahlakıyla uzağımızda. Din ticareti ve vehn hastalığı yaygın. İslam hakikatinin; doğru bilinmesi, tebliği ve temsili sorunumuz var. Kültürel kuşatma içindeyiz... vb. sorunlarımız, doğru seçimlerimizi zorlaştırıyor. Farkları doğru seçebilmek, Kur'an’la/"Furkan" ile, "takva" ile/ilahi yasalara saygıyla, uygun yaşamakla mümkün... (Enfal/29)

Takva da, furkan da kalptedir. Günahlarla kirlenen, paslanan, kilitlenen kalpler, doğru seçimi nasıl yapabilir ki?!. Bu nedenle kalbin, günahlardan arındırılması olmadan, yine doğru görüş ve tercih olamaz… Kalp, haramlara kapalı, farzlara açık olmalı ki, seçebilsin...

Doğru seçim için, Kur’an/Peygamber (sav) ve sadıkların/doğruların, salihlerin rehberliğine, birlikteliğine ihtiyaç var. (Al-i İmran/31, Nisa/69, Hud/112, Şems/9)

Bütün peygamberler (as) insanları; sadece Allah’a kulluk etmeye, affedilmez, en büyük günah/zulüm ve şirk olan tağutlara kulluktan da kaçınmaya çağırmıştır. (Bakara/256, Nahl/36, Enbiya/25, Zümer/17, Nisa/48, Lokman/13, Yasin/60-61)

Rahman'ın (cc) hükümlerini önemsemeyip, görmezden gelenlere; şeytan, rehberlik ve arkadaşlık ederek, onları doğru yoldan çıkartarak, yanlış tercihler yaptırır; onlar da kendilerini doğruda, hakta sanırlar. Yanlışlarına kör olduğu için, istiğfar-tevbe de yapmazlar... (Zuhruf/36-39) Din, mezhep, fırka, ırk, cemaat, tarikat, siyasi parti, spor vb. taassubu/bağnazlığı; tefrika ve çatışmalar sebebi değil mi?

Dil doğru olmadan, kalp ve diğer organlar/ameller de doğru/salih olabilir mi? Doğru/sahih/halis iman olmadan, doğru/salih ameller de olmaz. İman sahih olmadan, ahlak da güzel olamaz. (sav)

Kendimizi düzeltmeye; niyetimizden ve (iman, ahlak ve amellerimizin temsilcisi/sözcüsü) dilimizden başlamalıyız... Kalbimiz doğrulmadan, hiçbir organımız doğrulmaz; ilk gösterge de dilimiz/sözlerimizdir. Sözlerimiz doğru olmadan; kulluğumuz doğru olamaz; arınma, tevbe de, doğruluğa ilk adımdır. Biz, kendimizi arındırıp düzeltmedikçe, Allah (cc) da bizi düzeltmiyor. Islah olmadan, iflah/kurtuluş da olmuyor... (Enfal/53, Rad/11)

BİRLİĞİN/BERABERLİĞİN ADRESİ Hepimiz, herkes; kendi sözümüzde, egemenliğimizde, dinimizde, yolumuzda, mezhebimizde, fırkamızda, ırkımızda, partimizde, tekkemizde, cemaatimizde, görüşümüzde... vahdete/birlik ve beraberliğe/toplanmaya, dayanışmaya çağırıyor. Bu çok farklı adreslerde gözüken vahdet/birlik çağrıları, gerçekte tefrikaya, kendimize/nefsimize, şeytanımıza/sözümüze/egemenliğimize çağrı olup, batıldır. "Hak ve doğru olan vahdete çağrı" ise tevhid'de/ilahi egemenlikte vahdete, ümmet olmaya çağrıdır. İzzet ve kurtuluş da ancak, tevhid'deki vahdetle mümkündür. (Al-i İmran/103, Enam/153, Şûra/13)

Tevhid'de vahdete/birliğe çağırmayan bütün birlik çağrıları; gerçekte tefrikaya/şeytana, nefse çağrı olup yanlış ve batıldır...

TEFRİKA VE VEHN Biz Müslümanların kitlesel/yaygın iki büyük sorunumuz; öyle ki, bu dertlere düşmeyene, varsa, saygı duyar, ellerini de öperiz. İkisi de büyük azabımız ve fitnemiz/sınavımız… Tevhid'de vahdet/birlik farz; tefrika, çekişmeler de yasak; yeryüzünde zulmün, fitne ve fesadın yayılmasının sebeplerinden...

(Al-i İmran/103, Enfal/46,73) İhtilaflar, tefrikalar mukadder… Bu hastalıklardan ancak, Allah'ın (cc) rahmetiyle korunabiliriz. (Hud/118-119) Resulullah'ın (sav) "miraç"la şereflendiğinde kabul olmayan duası da, ümmetinin tefrikaya düşmemesiydi... VEHN/dünya muhabbeti/tutkunluğu, ölümü unutmak, ölümden, düşmandan korkmak da hataların büyüğüdür… (sav) "Cihadın terki de zillet sebeplerinden..."

Vehn, tefrika ve cihadın terki; düşmanlarımızın, birleşerek bizi kuşatmaları felaketimize, zilletimize sebeptir.