“Bir toplum kendi (inanç, ahlak, eylem) durumunu değiştirip bozmadıkça, Allah da onların durumunu değiştirip bozmaz...” (Rad/11) “Bir toplum, kendi durumunu değiştirmedikçe Allah, onlara verdiği nimeti/durumu değiştirmez...” (Enfal/53)

“Islah” (düzeltme, doğrultma, fayda...) için; öncelikle “ifsad”ın (bozgunculuk, yanlış, zarar) önlenmesi gerekir... (Mecelle)

İçinde bunaldığımız zilletten şikâyetçiyiz; çıkış, izzet arayışındayız… Her şeyin beyanı/açıklaması, Hayat Rehberi’miz Kur’an-ı Kerim’de bildirilmiştir. (İsra/89, Nahl/89) Bütün sorunlarımızın sebebi özetle; Kur’an’dan yüz çevirmemiz/O’na uygun bir hayat yaşamıyor oluşumuzdur. (Şura/30, Nahl/112, Taha/123-124, Mücadele/5)

Fert ve toplum olarak, kendimizi (inanç, ahlak ve eylemlerimizi) düzeltmeye/ıslaha/doğrultmaya muhtacız; bu çabayı göstermeden, sadece “Allah bizi düzeltsin!” sözleriyle/dualarıyla kendimizi kandırmayalım; Allah (cc) bizden gayret/kesp istiyor. Bundan sorumluyuz. Biz, bu çabayı göstermezsek, Allah (cc) bizi düzeltmiyor; sünnetullah/İlahi yasaları gereği. Bu nedenle; fert ve toplum olarak, acilen bir “ıslah” seferberliğine mecburuz. Islah için de, öncelikle temizliğe/tezkiyeye/istiğfara muhtacız. “Allah (cc) temizlenenleri/arınanları sever.” (Bakara/222)

“Nefsini arındıran kurtulur…” (Şems/9)

“Kalbimiz temizlenmeden/düzelmeden de organlarımız temizlenip, düzelmiyor...” (sav) “Dilimiz/sözlerimiz, düzelmeden/doğrulmadan, işlerimiz de doğrulmaz… Sözümüz doğru olduğunda, Allah da işlerimizi düzeltir, hem de affeder.” (Ahzab/70)

Yalan, büyük günahlardan… Onu terk ederek, arınmaya, düzelmeye ilk adımı atalım, inşaallah.

“Yalan, sözünde durmamak, emanete hiyanet nifak alametlerindendir...” (sav)

İlk yalan söyleyen, şeytandır...

Yalan olmasa, işler düzelmez mi?

Allah’a (cc) ezelde verdiği sözünde (Araf/172, Maide/1, 7) durmayanlar, insanlara verdiği sözlerinde durmazlar.

İstikamet/doğruluk (inançta, ahlakta, eylemlerde) emrediliyor. (Hud/112)... Kalbimiz temizlenip doğrulmadan, organlarımız da günah kirlerinden arınmadan, doğrulmaları mümkün olmaz; iman düzelmeden, ahlak da, ameller de düzelmiyor… (sav) Kalbimiz, günah kirlerimizle hastalanıyor; tedavisi için de, manevi hekimlere/hakiki mürşidlere ihtiyacımız var. Doktorlar bile, tedavi için doktorlara muhtaç. Kulaklarımız, gözlerimiz, dilimiz, el ve ayaklarımızla işlediğimiz günahlarla kalplerimiz kirleniyor/paslanıyor. Onları; haramlara kapalı, emirlere, helallere açık tutmalıyız. Bedeni hastalıklarımızın tedavisi için doktora/ilaca gideriz. Kalbi/manevi hastalıklarımız daha önemli ve sinsidir de. Hem ahiret hayatımızla ilgilidir. Bu nedenle, tedavi için çare/şifa aramalıyız. Kur’an; bütün dertlerimize derman ilaçların bulunduğu “eczane”ye, sünnet de, tedavi edilen “şifahane” gibidir. Buna hem inanmak hem de ilaçları kullanmak ihtiyacındayız. Ne yazık ki, yasak levhalar, eczaneye ve şifahaneye giden yolu kapalı tutuyor. Nasıl tedavi olabileceğiz?

“Allah’ın (cc) ahlakı ile ahlaklanın; ahlakınızı güzelleştirin.” Günahlarınızı/hastalıklarınızı istiğfar ve tevbelerle tedavi edin…” (sav)

“İstikamette”/sırat-ı müstakim”de/doğru yol’da olabilmek (hidayet); öyle büyük bir nimettir ki, dünya ve ahiret saadetinin/nimetlerinin sebebidir. Kitap’daki ilk sure olan, namazın her rekatında günde kırk kez okuduğumuz, Kitab’ın başlangıcı, anası özü, özeti sayılan Fatiha’da Rabbimiz bize “istikamet” duası yaptırıyor. Burada, zor bir soru sorulur: - Günde kırk kez bu duayı yapanların bile “doğrulukları” zor ve belirsiz iken, ya, hiç namaz kılmayan/bu duada/dilekte bulunmayanlar hangi yoldadır; halleri nice olur?! Hem istikamette bulunanların, ayaklarının sabit olarak kalma, istikamet üzere/imanla vefat güvencesi de yok… Zemin de çok kaygan… Peygamberler bile, son nefeslerinde güzel dönüş duasında bulunmuşlar… (Al-i İmran/8, Yusuf/101) “Ey kalpleri çekip çeviren Rabbimiz! Kalbimizi, ayaklarımızı, dinin üzerinde sabit kıl!” (sav)

Islah ve istikamet için rehberlere muhtacız; Kur’an ve Sünnet

İKİ REHBER Dünya ve ukba/ahiret saadeti için, uymamız şart olan iki rehberimiz var: Biri Kitap/Kur'an, diğeri de insan/Resulullah (sav) ikisi de Rahman'ın (cc) yoluna/tevhid'e/sırat-ı müstakim'e/tek doğru yol İslam’a/cennete çağırıyor... İki rehber de, Yüce Rahman'ın emirlerine açık, yasaklarına kapalıdır. Önümüzdeki rehberlerin de, Kur’an ve Resulullah’ın (sav), emanet ve mirasçıları olarak, haramlara kapalı/kilit, emirlere de açık/anahtar/örnek ve rehber/doğru tebliğ ve temsil konumunda olmaları, gerekmiyor mu? Neredeler?!

ÖRNEK İNSAN Hayat Kitabı’mız Kur’an; insanlara hayat veren, hayatımızı düzenleyen hayat kanunlarını, ölçülerini/en güzel hayat projesini, programını; Resulullah’ın (sav), hayatımızın her alanındaki önderlik, rehberlik ve örnekliğiyle bildirmiş, göstermiş/en güzel hayat tarzı olarak sunmuştur. Bizim de, O’nun (sav) izinde yürümemiz tavsiye ve emrediliyor… (Al-i İmran/31, Ahzab/21)

ŞEYTAN DA REHBER İnsan düşmanı şeytan da tabiatı gereği, “dalalet”/sapıklık rehberi konumuyla, insanları; İslam’ın dışındaki dinlere (yollara, düzenlere, hayat tarzlarına, ölçülere, ilkelere) tağutlara uymaya/cehenneme çağırıyor… (Fatiha/5-7, Nisa/119, Enam/ 153, Araf/16-18, İsra/9, Nahl/36, Yasin/60-61, Nas/son)

Hakikatte; “hidayet” de, “dalalet” de Allah Teala’dan/O’nun yaratmasıyladır… Peygamberler/insanlar, hidayete çağıran birer vesile, sebeptir. İnsan ve cin şeytanları da dalalete çağıran vesileler, sebeplerdir… Biz de iki zıt seçenek arasında sınavdayız... Fatiha ile hidayet diliyoruz…

Sünnetullah/İlahi yasa gereği, adalet/şükür/itaat halindeki toplumlara; Allah Teala izzet, güven, huzur ve refah verir. Zulümle azgınlaşan, nankörlük halinde olan toplumlara ise zillet, korku ve yoksulluk azabı/cezası verir. Toplumların izzet ve zilletiyle ilgili (sebep-sonuç) yasası böylece kıyamete kadar yürürlüktedir. (Enfal/53, Araf/167, Rad/11, Nahl/112, İsra/4-8) Zamanımızda azgınlaşan Siyonistlerin, akıbetini/hüsranını/cezalandırılmasını heyecanla, umutla bekliyoruz; Allah (cc) vaadinden dönmez... (Araf/167)

İZZET DE, ÇÖZÜMLER DE Kur'an’da/Hak kapısında iken, iki yüz yıldan beri başka kapılarda/yollarda/adreslerde aramak şaşkınlığına devam ediyoruz. Bulamadık, bulamıyoruz, bulamayız... İslam'dan başka adreslerde izzet, çare, çıkış, güvenli sığınak yoktur... Vesselam...