Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke Anlaşması ile üçlü bir savunma ittifakı kuruldu. Elbette üç Müslüman ülkenin savunma ve güvenlik alanında bir araya gelmesi ilk bakışta sevindirici bir gelişme olarak görülebilir.

Bazı yazarlar, kanaat önderleri ve yorumcular şimdiden bu üçlü ittifakı büyük bir heyecanla “İslam NATO’su” gibi göstermeye ve kamuoyunda böyle bir algı oluşturmaya başladılar.

Ben aynı kanaatte değilim.

Çünkü bir yapıya “İslam NATO’su” diyebilmek için sadece üç Müslüman ülkenin bir araya gelmesi yeterli değildir. Öncelikle şu soruya cevap verilmelidir:

Kime karşı birlik oluyoruz?

Eğer gerçekten İslam dünyasının ortak savunmasından söz ediyorsak İran neden bu ittifakta yok? Mısır neden yok? Irak neden yok? Suriye neden yok?

Ancak İran’ı dışarıda bırakıp yarın İran’a karşı kullanılabilecek bir yapıya bugünden “İslam NATO’su” denilmesine itiraz ederim.

Özellikle İran’ın ittifakın dışında bırakılması ciddi soru işaretleri oluşturmaktadır.

Acaba ileride yaşanabilecek bir İran-İsrail veya İran-ABD çatışmasında Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’dan oluşan bu yeni ittifaka bölgesel bir görev mi verilecek?

ABD ve NATO, kendi askerlerini doğrudan sahaya sürmek yerine bölge ülkelerinden oluşan yeni bir askeri mekanizma mı hazırlıyor?

Mekke Anlaşması öncesinde ABD ile herhangi bir görüşme yapıldı mı? NATO içerisinde bu konuda herhangi bir istişare gerçekleştirildi mi? Türkiye’ye İran’a karşı oluşturulabilecek yeni bir güvenlik mimarisinde bölgesel bir görev mi biçildi?

Bunların böyle olduğunu kanıtlayan kesin bir bilgi ortaya konulmuş değildir. Dolayısıyla iddia etmiyorum; soruyorum.

Bu nedenle çağrım açıktır:

Şayet bu ittifak İran’a karşı kurulmadıysa, şayet ABD’nin veya NATO’nun İran’a yönelik gelecekteki planlarının bir parçası değilse, İran, Mısır, Irak ve Suriye acilen bu ittifaka davet edilmelidir.

Üstelik bu çağrıyı yapmamız için çok ciddi bir gelişme daha yaşandı.

İsrail savaş uçakları Suriye’deki Ebu Duhur askeri havaalanını vurdu. İsrail, saldırıyı Türkiye’nin söz konusu üsse asker konuşlandırabileceği iddiasıyla gerekçelendirdi.

Bu son derece ciddi bir mesajdır.

İsrail, Suriye’nin egemenlik alanındaki bir askeri tesisi hangi hakla bombalamaktadır?

Daha önemlisi, Türkiye’nin Suriye ile hangi askeri ve güvenlik iş birliğini yapabileceğinin sınırlarını İsrail mi belirleyecektir?

Bugün “Türk askeri gelebilir” gerekçesiyle Suriye’deki bir havaalanını bombalayan İsrail, yarın Türkiye’nin bulunduğu başka bir noktayı hedef gösterirse ne olacaktır?

İşte kurulan ittifakın gerçek sınavı burada başlayacaktır.

İran’a karşı mı ortak savunma yapacağız, yoksa İsrail’in saldırganlığına karşı da aynı iradeyi gösterebilecek miyiz?

Özellikle İsrail’in “Arz-ı Mevud” anlayışı çerçevesinde dile getirdiği geniş coğrafi tasavvurlar ve İsrail’in bölgede izlediği yayılmacı politikalar dikkate alındığında; bölge ülkelerinin birbirlerini tehdit olarak görmek yerine ortak güvenliklerini düşünmeleri gerekmektedir.

Filistin, Lübnan, Suriye, Ürdün, Irak ve Mısır’ın yanı sıra Türkiye, Suudi Arabistan ve İran’ın da içinde bulunduğu bölgenin güvenliği bir bütün olarak ele alınmalıdır.

Bugün İran’ı dışarıda bırakarak oluşturulan bir güvenlik mekanizması yarın İran’a karşı kullanılabilecek bir cepheye dönüşürse bundan kim kazançlı çıkacaktır?

Türkiye mi?

Suudi Arabistan mı?

Pakistan mı?

Yoksa Müslüman ülkelerin birbirleriyle mücadele etmesini isteyenler mi?

Tam tersine yapılması gereken; Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Pakistan, Mısır, Irak ve Suriye’yi birbirlerine karşı konumlandırmak değil, birbirlerinin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruyacak ortak bir savunma anlayışı etrafında buluşturmaktır.

Asıl kurulması gereken ittifak İran’ı hedef alan bir cephe değil; Türkiye’den İran’a, Suudi Arabistan’dan Mısır’a, Irak’tan Suriye’ye kadar bölge ülkelerini saldırganlığa ve sınırları zorla değiştirme girişimlerine karşı bir araya getiren bağımsız bir güvenlik ittifakı olmalıdır.

Bu nedenle Mekke Anlaşması tarihi bir fırsata da dönüşebilir, tehlikeli yeni bir cepheleşmenin başlangıcı da olabilir.

Eğer hükümet diyorsa ki:

“Bu ittifak İran’a karşı değildir.”

O halde bunun ispatı kolaydır:

İran’ı davet edin. Mısır’ı davet edin. Irak’ı davet edin. Suriye’yi davet edin.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın kurduğu üçlü yapıyı bölgenin önemli ülkelerinin katıldığı geniş ve bağımsız bir ortak güvenlik mekanizmasına dönüştürün.

O zaman İsrail de karşısında birbirlerini tehdit gören ülkeler değil, kendi egemenliklerine ve toprak bütünlüklerine birlikte sahip çıkan güçlü bir bölge görecektir.

Bu nedenle “İslam NATO’su kuruldu” diyerek erkenden alkış tutmak yerine, bu ittifakın hangi stratejik hedeflerle ve gelecekte kime karşı kullanılacağını sorgulamak zorundayız.

Çünkü bir ittifakın İslam dünyasının menfaatlerine hizmet edip etmediğini belirleyen üyelerinin isimleri değil; kime karşı kurulduğu, kimin stratejisine hizmet ettiği ve saldırıya uğrayan Müslüman ülkeler karşısında nasıl tavır aldığıdır.

Hele İsrail Suriye’deki bir askeri havaalanını vuruyor ve Türkiye’nin muhtemel askeri varlığını dahi saldırısına gerekçe gösteriyorsa, bu gelişmeyi sıradan bir hadise olarak değerlendiremeyiz.

Bugün Suriye’de yaşananların yarın hangi ülkeye ve hangi sınıra kadar uzanacağını kim garanti edebilir?

İşte bu yüzden bölgenin ihtiyacı birbirine karşı kurulmuş küçük askeri bloklar değil, bölge ülkelerinin tamamının egemenliğini ve toprak bütünlüğünü esas alan güçlü bir ortak savunma iradesidir.

Hükümete çağrım nettir:

Eğer Mekke İttifakı İran’a karşı kurulmadıysa bunu sözle değil, icraatla gösterin.

İran, Mısır, Irak ve Suriye’yi acilen davet edin.

Bu ittifakı Müslüman ülkeleri birbirlerine karşı konumlandıracak bir cepheye değil, İsrail dahil kimden gelirse gelsin saldırganlığa, yayılmacılığa ve sınırların zorla değiştirilmesine karşı caydırıcı olacak bağımsız bir bölgesel güce dönüştürün.

Çünkü Türkiye’nin görevi bölgede yeni cepheler oluşturmak değil, ülkeleri ortak güvenlik anlayışı etrafında bir araya getirmek olmalıdır.

Ve bugün sorulması gereken soru hâlâ çok açıktır:

Mekke İttifakı İran’a karşı bir cephe mi?

Değilse İran neden masada değil?