Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu, bir dosyada İstanbul Adli Tıp Kurumunda görevli İsmail Çoban, Çağdaş Köse ve Samet Çalışkan hakkında “kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği”, diğer dosyada ise Denizolgun’un olay tarihinde özel doktoru olduğu belirtilen Nurettin Demirkol hakkında “yalan tanıklık” suçundan kamu davası açtı.

OTOPSİ VİDEOSU İÇİN ÜÇ KEZ YAZIŞMA YAPILDI

Denizolgun’un ölümüne ilişkin soruşturmanın yeniden derinleştirilmesiyle Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, 24 Şubat 2026’da İstanbul Adli Tıp Kurumuna yazı göndererek otopsi işlemine ait görüntü kaydı bulunup bulunmadığını sordu.

Adli Tıp Kurumu ilk aşamada yalnızca fotoğrafların bulunduğunu bildirdi. Savcılık 1 Haziran’da video ve fotoğraf kayıtlarının gönderilmesini istedi. Kurumdan gönderilen CD'nin içerisinde 145 fotoğraf çıktı.

Bunun üzerine Başsavcılık 14 Temmuz’da üçüncü kez yazı yazarak özellikle video kaydının bulunup bulunmadığının araştırılmasını istedi.

“VİDEO YOK” DENİLDİ, AYNI GÜN “VİDEO VAR” CEVABI GELDİ

Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi, 16 Temmuz tarihli cevabında otopsi işlemine ilişkin video kaydının bulunmadığını bildirdi.

Soruşturmanın dikkat çeken gelişmesi 18 Ağustos'da yaşandı. Denizolgun’un mezarının açılarak yeniden inceleme yapılması için fethi kabir kararı alındı.

Aynı gün Adli Tıp Kurumundan Başsavcılığa bu kez farklı bir cevap gönderildi. Kurum, otopsi videosunun bulunduğunu, kayıtların flash bellek ve CD'ye aktarılarak Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiğini bildirdi. Fethi kabir işlemi ise 19 Ağustos da gerçekleştirildi.

Başsavcılık, video kaydı mevcut olduğu halde daha önce “video yok” cevabı verilmesine ilişkin üç Adli Tıp görevlisinin ifadelerini aldı.

Samet Çalışkan, yaptığı sorgulama sonucunda 145 fotoğrafı teslim ettiğini; Çağdaş Köse, “video kaydı yoktur” cevabını verdiğini; İsmail Çoban ise bu cevabın yer aldığı yazıyı onayladığını söyledi.

Savcılık, videonun bulunduğunun ortaya çıkması ve şüphelilerin de kaydın varlığını kabul etmeleri üzerine, otopsi videosu mevcut olduğu halde Başsavcılığa gerçeğe aykırı şekilde “video yok” cevabı verildiği değerlendirmesinde bulundu.

Üç görevli hakkında TCK 204/2 kapsamında “kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği” suçundan dava açıldı. İddianamede, Adli Tıp Kurumunun üç görevli hakkında idari soruşturma yürüttüğü ve kınama cezası verdiği bilgisi de yer aldı.

İKİNCİ İDDİANAME ESKİ DOKTORA HAZIRLANDI

Denizolgun soruşturmasındaki ikinci iddianame ise olay tarihinde Özel Hisar Hastanesinde dahiliye uzmanı olarak çalışan Nurettin Demirkol hakkında hazırlandı.

İddianameye göre Demirkol, 26 Ağustos 2026’da Başsavcılıkta yeminli tanık olarak dinlendi. Demirkol ifadesinde Denizolgun’un özel doktoru olmadığını, ölümü şüpheli değerlendirmediğini ve polisi kimin aradığını bilmediğini söyledi.

Demirkol ayrıca Denizolgun’un yüzünde ve vücudunda kan görmediğini, olay yerinde yalnızca Murat Bayrak ile yabancı uyruklu bir kişinin bulunduğunu ifade etti.

155 kaydı ifadesiyle çelişti

Savcılık, tanık ifadesinin ardından HTS kayıtlarını, 155 Acil Çağrı Merkezi kayıtlarını, olay yeri tutanaklarını ve diğer tanık anlatımlarını dosyaya aldı.

155 ihbar kayıtlarında polisi arayan kişinin Nurettin Demirkol olduğu, kendisini “ailenin hekimi” olarak tanıttığı ve ölümün şüpheli olduğunu söylediği tespit edildi.

Olay yerine ilk ulaşan polis memuru da kendilerini arayan kişinin maktulün özel doktoru olduğunu söylediğini ve ölümü şüpheli değerlendirdiğini anlattı. Olay yeri inceleme görevlisi de Demirkol’un kendisini Denizolgun’un özel doktoru olarak tanıttığını belirtti.

Demirkol’un 2026'daki ifadesinde “kan görmedim” dediği, 2016 tarihli olay yeri ve ölü muayene tutanağında ise Denizolgun’un ağzının sağ tarafından kan sızdığı ve kanın yastığı ıslattığının kayıt altına alındığı aktarıldı.

Bilirkişi doktorun da Denizolgun’un yüzünün kanlı olduğunu ve ağzından kan geldiğini tutanağa geçirdiği belirtildi.

Demirkol'un olay günü Kısıklı'daki evinde bulunduğu yönündeki beyanının da HTS kayıtlarıyla örtüşmediği ifade edildi. Savcılık, kayıtlar üzerinden Demirkol’un o saatlerde Kısıklı bazında bulunmadığını tespit etti.

Demirkol’un çiftlikte yalnızca iki kişinin bulunduğu yönündeki anlatımının da Hilmi Tuna Kuriş ve Alihan Kuriş’in olay yerinde bulunduğunu gösteren olay yeri kayıtları, HTS verileri ve tanık beyanlarıyla çeliştiği belirtildi.

Ahmet Gökçen’in Adli Tıp Kurumunda olmadığını söyleyen Demirkol’un bu anlatımının da HTS kayıtlarıyla çeliştiği kaydedildi.

Denizolgun’un ölümüne ilişkin iki ayrı iddianamenin ardından dosyadaki çelişkilerin yargılama sürecinde nasıl değerlendirileceği merak konusu oldu.

Kaynak: HABER MERKEZİ