Son günlerde kamuoyunun gündemine oturan fon soruşturmasını dikkatle takip ediyorum.

Ortada ciddi iddialar, soruşturmalar, tutuklamalar ve milyarlarca liralık para hareketleri var.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, 26 Eylül’de yaptığı açıklamada 46 tüzel kişi, 18 fon ve 42 gerçek kişinin mal varlığının dondurulduğunu, 37 şüpheli hakkında da yurt dışına çıkış yasağı uygulandığını açıkladı.

Soruşturmanın önceliğinin vatandaşların haklarını korumak, birikimlerinin istismar edilmesini önlemek ve mağduriyetleri gidermek olduğu vurgulandı.

Buraya kadar güzel.

Devlet mağdurun hakkını koruyacak, para hangi hesaba gitmiş olursa olsun izini sürecekse bunu elbette destekleriz.

Fakat aradan sadece bir gün geçti.

Şirketler ve fonlar üzerindeki mal varlığı tedbirlerinin kaldırıldığı açıklandı. Son açıklamalarda 45 firma ve 19 fon üzerindeki tedbirlerin kaldırıldığı, 42 gerçek kişi hakkındaki tedbirlerin ise devam ettiği bildirildi. Gerekçe olarak SPK ve ilgili kurulların yeni değerlendirme ve bildirimleri gösterildi.

İşte benim şüphem tam burada başlıyor:

Bir günde ne değişti?

Bir gün önce vatandaşın birikimini korumak ve mal varlıklarının kaçırılmasını önlemek amacıyla gerekli görülen tedbir, şirketler ve fonlar bakımından ertesi gün neden kaldırıldı?

SPK hangi yeni değerlendirmeyi yaptı?

Savcılığa hangi yeni bilgiler ulaştı?

Elbette bunun hukuki ve teknik bir açıklaması olabilir. Yeni bilgiler ortaya çıkmış, şirketlerle gerçek kişiler arasında hukuken ayrım yapılması gerekmiş olabilir. Tedbirlerin kaldırılması da soruşturmanın bittiği anlamına gelmez.

Ancak tam da bu nedenle kamuoyuna açık ve anlaşılır bir açıklama yapılmalıdır.

Çünkü vatandaş geçmişte yaşananları unutmadı.

Çiftlik Bank ne oldu?

Binlerce insanın parasının söz konusu olduğu sistem Türkiye’nin gündemine bomba gibi düştü. “Tosuncuk” diye tanınan Mehmet Aydın yakalandı, Türkiye’ye getirildi ve yargılandı.

Fakat böylesine büyük bir sistem nasıl kuruldu, nasıl büyüdü ve denetim mekanizmaları neden zamanında devreye giremedi?

Mesele sadece Mehmet Aydın’dan mı ibaretti?

Gri pasaport olayı ne oldu?

Belediyeler üzerinden hizmet damgalı pasaportlarla insanların yurt dışına çıkarıldığı iddiaları Türkiye’nin, hatta Almanya’nın gündemine geldi. Operasyonlar ve soruşturmalar konuşuldu.

Bugün sokaktaki vatandaşa “Bu olayın sonucu ne oldu?” diye sorun. Kaç kişi net cevap verebilir?

Yenidoğan çetesi ne oldu?

Bebeklerin hayatı üzerinden menfaat sağlandığına ilişkin korkunç iddialar Türkiye’nin vicdanını yaraladı.

Mesele yalnızca yargılanan kişilerin cezalandırılması değildir. Böyle bir yapı sağlık sisteminin içerisinde nasıl oluşabildi ve denetimler neden zamanında işlemedi?

Bolu Kartalkaya’daki otel faciası ne oldu?

Onlarca insanımızı kaybettik. Yangın güvenliği, denetimler, bakanlık, belediye ve işletmenin sorumlulukları günlerce tartışıldı.

Vatandaşın talebi basit:

Kim sorumluysa makamına, unvanına ve siyasi yakınlığına bakılmadan ortaya çıkarılsın.

Sahte diploma ve sahte belge meselesi ne oldu?

Elektronik imzaların kötüye kullanıldığı ve sahte belgeler düzenlendiği iddiaları yalnızca birkaç kişinin diploma meselesi değildir.

Mesele devletin kayıtlarına duyulan güvendir.

Devletin sistemlerine müdahale edilmişse bunun nasıl gerçekleştiği ve arkasında kimlerin bulunduğu sonuna kadar araştırılmalıdır.

Yasa dışı bahis meselesi ne oldu?

Yıllardır operasyon haberleri okuyoruz. Devasa para trafiğinden söz ediliyor; sosyal medya fenomenlerinden tanınmış isimlere kadar birçok kişi hakkında soruşturmalar gündeme geliyor.

Ama asıl sorular hâlâ ortada:

Bu sistemlerin tepesinde kim var?

Paralar nereye gidiyor?

Böylesine büyük para trafiği yıllarca nasıl devam edebiliyor?

Görünen birkaç kişiye fatura kesmek yeterli mi?

Bir de geçmişte SPK etrafında yaşananları unutmadık.

Zehra Taşkesenlioğlu ve SPK etrafındaki iddialar ne oldu?

2022 yılında dönemin AK Parti Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu ile eski SPK Başkanı olan kardeşi Ali Fuat Taşkesenlioğlu’nun isimlerinin geçtiği ciddi iddialar kamuoyunun gündemine geldi.

Sedat Peker birtakım rüşvet ve nüfuz kullanma iddiaları ortaya attı. Mine Tozlu Sineren’in açıklamaları günlerce konuşuldu.

Burada özellikle altını çiziyorum:

Hukuk bütün iddiaları aydınlatmalıdır.

İddialar asılsızsa millet bunu öğrensin. Doğru olan bir şey varsa gereği yapılsın.

Çünkü insanları peşinen suçlu ilan etmek ne kadar yanlışsa kamuoyuna yansıyan ciddi iddiaları cevapsız bırakmak da o kadar yanlıştır.

Şimdi bütün bunların üzerine yeni fon soruşturması geldi.

Devlet, vatandaşın hukukuna sahip çıkacağını ve paranın hangi hesaba aktarılmış olursa olsun izinin sürüleceğini söylüyor.

Bizim istediğimiz de tam olarak budur.

Dosyanın ucu nereye giderse gitsin sonuna kadar gidilsin.

Ancak geçmişte verilen büyük sözlerle daha sonra yapılanlar arasındaki fark da vatandaşın hafızasında.

“Verin yetkiyi, görün bakalım faizle, enflasyonla nasıl uğraşılırmış” denildi.

Rahip Brunson konusunda çok sert sözler söylendi.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi hakkında yıllarca ağır ifadeler kullanıldı; daha sonra el sıkışıldı, karşılıklı ziyaretler gerçekleştirildi.

Suudi Arabistan yönetimine yönelik sert açıklamaların ardından ilişkiler yeniden normalleşti.

Dün söylenenle bugün yapılan arasındaki mesafe büyüdükçe vatandaşın her açıklamaya tereddütsüz inanmasını bekleyemezsiniz.

İşte bundan dolayı bugün şüpheyle soruyorum:

Fon soruşturması da örtbas mı edilecek?

Bunun böyle olduğunu iddia etmiyorum.

Ama son gelişmelere ve geçmişte yaşananlara baktığımda öyle olacakmış gibi geliyor.

Umarım yanılırım.

Bu şüpheleri gidermenin yolu da zor değil:

Bir günde ne değiştiğini açıklayın.

SPK’nın hangi yeni değerlendirmelerinin şirketler ve fonlar üzerindeki tedbirlerin kaldırılmasına yol açtığını kamuoyuna anlatın.

Mağdurların parasının nasıl korunacağını ortaya koyun.

Para hareketlerini son kuruşuna kadar takip edin.

Dosya bir iş insanına gidiyorsa gidin.

Bir bürokrata, milletvekiline veya bakana gidiyorsa gidin.

İktidara yakın birisine gidiyorsa da gidin, muhalefete yakın birisine gidiyorsa da.

Hukukun siyasi adresi olmaz.

Kimse peşinen suçlu ilan edilmemeli; fakat hiç kimse parası, makamı, siyasi bağlantısı veya nüfuzu nedeniyle dokunulmaz da olmamalıdır.

Bu soruşturmanın sonunda birkaç kişinin ismini görüp asıl para trafiğinin ve sorumluluk zincirinin karanlıkta kaldığını görmek istemiyoruz.

Çünkü mesele sadece fon, borsa veya para meselesi değildir.

Mesele vatandaşın devlete ve adalete güvenidir.

Bugün cevap bekleyen soru çok nettir:

26 Eylül’de vatandaşın hakkını korumak için gerekli görülen tedbirlerin şirketler ve fonlar bakımından bir gün sonra kaldırılmasını gerektiren ne değişti?

Buna açık ve ikna edici bir cevap verilirse şüpheler azalır.

Verilmezse vatandaşın aklındaki soru büyür:

Bu defa da birkaç kişiye fatura kesilip dosya kapatılacak mı?

Fon soruşturması da zamanla unutturulup örtbas mı edilecek?

Umarım yanılırım.

Milletin istediği aslında çok basit:

Dosyanın ucu nereye giderse gitsin hukuk işlesin.

Suçsuz olanın adı temizlensin, suç işlediği delillerle ortaya konulan kim olursa olsun hesabını versin.

Ve en önemlisi, birikimini kaybeden mağdurlar unutulmasın.

Çünkü adalet yalnızca suçluyu cezalandırmak değil, mağdurun hakkını korumaktır.