Tarih bazen insanın önüne öyle belgeler çıkarıyor ki ister istemez soruyorsunuz:
Aradan gerçekten 38 yıl mı geçti, yoksa biz hâlâ aynı ekonomik tartışmanın içinde dönüp duruyor muyuz?
28 Mart 1988 tarihinde düzenlenen Karayolları Bölge Müdürleri Toplantısı’nda dönemin Başbakanı Turgut Özal, akaryakıt zamlarını savunurken Türkiye’deki petrol fiyatlarının Avrupa ülkelerine göre yüzde 30 daha ucuz olduğunu söylüyor.
Özal, yapılan zamların gerekçesini anlatırken de:
“Parayı bir yerden almam lazım. Bu parayı milletten isteyeceğim. Başka çare yok.”
diyor.
Takvim yapraklarını çeviriyoruz.
Aradan 38 yıl geçiyor.
Yıl 2026.
Bu defa Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye’deki mazot fiyatlarını Avrupa ile karşılaştırıyor ve Avrupa’nın birçok ülkesinde bir litre mazotun Türk lirası karşılığının 150 liranın altında olmadığını, Türkiye’de ise 100 lira civarında bulunduğunu söylüyor.
İnsan sormadan edemiyor:
38 yılda değişen ne?
1988’de vatandaşa Avrupa’daki akaryakıt fiyatları gösteriliyordu.
2026’da yine Avrupa’daki akaryakıt fiyatları gösteriliyor.
Fakat meselenin çok daha ilginç bir tarafı var.
Bugün Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın 1989 yılında Refah Partisi döneminde yaptığı bir konuşmayı dinlediğinizde, 37 yıl öncesinden bugünkü tartışmaya verilmiş bir cevapla karşılaşıyorsunuz.
Erdoğan, Türkiye’deki benzin fiyatlarıyla Almanya’daki fiyatların karşılaştırılmasına itiraz ederek:
“Sen nasıl oluyor da Almanya ile benzini mukayese ediyorsun?”
diye soruyor.
Ardından asıl ölçünün ne olması gerektiğini söylüyor:
“Ekonomide kaide alım gücüyle ölçülür.”
Ve çok daha sert bir ifadeyle:
“Saf olma kardeşim, uyan! Kendine gel!”
diye sesleniyor.
Elbette Recep Tayyip Erdoğan 1989 yılında bu sözleri Mehmet Şimşek’e söylemedi.
Ancak bugünkü açıklamayla o günkü konuşmayı yan yana koyduğunuzda ortaya gerçekten düşündürücü bir tablo çıkıyor.
1988’de Turgut Özal:
“Avrupa’da daha pahalı.”
1989’da Recep Tayyip Erdoğan:
“Sen nasıl oluyor da Almanya ile benzini mukayese ediyorsun?”
2026’da Mehmet Şimşek:
“Avrupa’da mazot daha pahalı.”
İsimler değişmiş, yıllar geçmiş ama savunma neredeyse aynı kalmış.
Almanya ile Türkiye’yi karşılaştırmayı doğru bulmuyorum
Burada özellikle altını çizmek istediğim bir husus var.
Ben Almanya ile Türkiye’yi ekonomik olarak birebir karşılaştırmayı katiyen doğru bulmuyorum.
Çünkü iki ülkenin üretim yapısı, sanayisi, ihracatı, verimliliği, ücret sistemi ve ekonomik şartları birbirinden farklı.
Almanya uzun yıllardır güçlü bir sanayi ve üretim ekonomisine sahip. Türkiye’nin ise üretimini, sanayisini, teknolojisini ve yüksek katma değerli ihracatını çok daha ileriye taşıması gerektiğine inanıyorum.
Dolayısıyla normal şartlarda kalkıp “Almanya’da mazot şu kadar, Türkiye’de bu kadar” diye bir karşılaştırma yapmayı doğru bulmam.
Peki bugün neden yapıyorum?
Çünkü bu karşılaştırmayı başlatan ben değilim.
Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek, Türkiye’deki mazot fiyatını Avrupa’daki mazot fiyatlarıyla karşılaştırdı.
Madem karşılaştırmayı Avrupa üzerinden Sayın Bakan yaptı, o hâlde biz de bu karşılaştırmayı yarıda bırakmayalım.
Sadece pompadaki rakama değil, vatandaşın cebindeki paraya da bakalım.
Yani 37 yıl önce Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediği gibi:
Alım gücüne bakalım.
Bugün Almanya’da mazot 2,359 avro
Ben yaklaşık 45 yıldır Almanya’da yaşayan birisi olarak buradaki şartları yakından biliyorum.
Bugün, 18 Eylül 2026 tarihinde bir akaryakıt istasyonunun önünden geçerken fiyat tabelasının fotoğrafını bizzat çektim.
Mazotun litresi:
2,359 avro.
Evet, Almanya’da mazot Türkiye’den pahalı.
Buraya kadar Sayın Şimşek’in fiyat karşılaştırmasına itirazım yok.
Fakat hesabı burada bırakırsanız karşılaştırmanın yalnızca yarısını yapmış olursunuz.
Çünkü mesele pompanın üzerinde kaç avro veya kaç lira yazdığı değildir.
Asıl mesele, bir aylık emeğinizle o pompadan kaç litre mazot alabildiğinizdir.
Almanya’da 2026 yılı yasal asgari ücreti saat başına 13,90 avro brüt.
Haftada 40 saat çalışan bir kişinin aylık brüt kazancı yaklaşık 2.409 avro ediyor.
Evli, eşi çalışmayan bir çalışan için net ücret vergi sınıfına, çocuk durumuna, sağlık sigortasına ve diğer kişisel şartlara göre değişiyor. Belirli şartlar altında yaklaşık 1.890 avro civarında bir net ücret üzerinden örnek hesap yapılabiliyor.
Yani:
Brüt yaklaşık 2.409 avro.
Örnek net yaklaşık 1.890 avro.
Benim bugün bizzat gördüğüm 2,359 avroluk mazot fiyatından hareket edersek:
1.890 ÷ 2,359 = yaklaşık 801 litre mazot.
Şimdi gelelim Türkiye’ye.
2026 yılında Türkiye’de brüt asgari ücret 33.030 TL, net asgari ücret ise 28.075,50 TL.
Mazotu Sayın Şimşek’in açıklamasındaki gibi yaklaşık 100 TL kabul ettiğimizde:
28.075,50 ÷ 100 = yaklaşık 281 litre mazot.
Ortaya çıkan tablo şu:
Almanya: yaklaşık 1.890 avro net gelirle 801 litre mazot.
Türkiye: 28.075,50 TL net asgari ücretle 281 litre mazot.
Yaklaşık 2,85 katlık bir fark ortaya çıkıyor.
İşte alım gücü dediğimiz mesele budur.
Burada başka meslekleri veya yüksek gelir gruplarını da karşılaştırmıyorum.
Almanya’daki yasal asgari ücreti esas alıyorum.
O hâlde Sayın Şimşek’e şu soruyu sormak gerekiyor:
Avrupa’nın mazot fiyatını Türkiye’ye örnek gösteriyorsunuz da Avrupa’daki ücretleri ve alım gücünü neden aynı karşılaştırmanın içine koymuyorsunuz?
Ben Almanya ile Türkiye’nin bu şekilde karşılaştırılmasını tasvip etmiyorum.
Ama madem karşılaştırmayı siz yaptınız, o zaman hesabın tamamını yapalım.
Mazotta Avrupa’yı gösterecekseniz, alım gücünde de Avrupa’ya bakacaksınız.
Yoksa yalnızca pompanın üzerindeki rakamı göstermek vatandaşın gerçek ekonomik durumunu anlatmaz.
Nitekim 37 yıl önce Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediği söz bugün kendisine yeniden yer buluyor:
“Ekonomide kaide alım gücüyle ölçülür.”
Peki çözüm nerede?
Ben meseleye yalnızca eleştirmek için bakmıyorum.
Türkiye’nin bu tartışmaları geride bırakabilecek potansiyele sahip olduğuna inanıyorum.
Geçmişte farklı iktidarları gördük. Bugün de yaklaşık çeyrek asırlık bir iktidar döneminin sonunda aynı tartışmaları yapıyoruz.
Demek ki mesele yalnızca isimlerin değişmesi değil.
Ekonomik anlayışın değişmesi gerekiyor.
Benim siyasi kanaatim açıktır:
Türkiye’nin tüketim ve borçlanma ağırlıklı yapıdan üretim ekonomisine yönelmesi; sanayiyi, teknolojiyi, tarımı ve yüksek katma değerli üretimi güçlendirmesi gerekiyor.
Devlet yönetiminde ehliyet ve liyakatin esas alınması, kaynakların israf edilmemesi ve milletin alın terinin karşılığını alabileceği bir ekonomik düzen kurulması gerekiyor.
Ben bu anlayışın Milli Görüş’ü temsil eden Saadet Partisi tarafından hayata geçirilebileceğine inanıyorum.
Saadet Partisi’nin tek başına iktidarında üretim ekonomisinin esas alınacağına, ehliyet ve liyakatin öne çıkacağına, kaynakların üretime yönlendirileceğine ve milletimizin alım gücünü yükseltmenin temel hedeflerden biri olacağına inanıyorum.
Benim özlemini duyduğum Türkiye, Almanya’daki mazot fiyatıyla kendi mazot fiyatını yarıştıran bir Türkiye değildir.
Benim özlemini duyduğum;
Üreten Türkiye’dir.
Alım gücü güçlü Türkiye’dir.
Ehliyet ve liyakatin hâkim olduğu Türkiye’dir.
Kendi kaynaklarını harekete geçiren Türkiye’dir.
Ve Milli Görüş’ün yıllardır ortaya koyduğu hedefle:
Yeniden Büyük Türkiye’dir.
Böyle bir Türkiye’ye kavuştuğumuzda “Almanya’da mazot kaç avro, Türkiye’de kaç lira?” diye hesap yapmaya ihtiyaç duymayacağımıza inanıyorum.
Çünkü hedefimiz Avrupa’da mazotun bizden daha pahalı olduğunu söyleyerek teselli bulmak değil; üretimiyle, sanayisiyle, teknolojisiyle ve vatandaşının alım gücüyle güçlü bir Türkiye ortaya çıkarmak olmalıdır.
O nedenle bugün Sayın Şimşek’in yaptığı karşılaştırmaya verilecek en dikkat çekici cevaplardan birini yine 37 yıl önceki Recep Tayyip Erdoğan’ın sözleriyle verelim:
“Ekonomide kaide alım gücüyle ölçülür.”
Çünkü vatandaş deposunu “Avrupa’da mazot daha pahalı” sözüyle değil, alın terinin karşılığıyla dolduruyor.