Bu yıl izin vesilesiyle Türkiye’nin farklı yerlerinde bulunma, eş dostla ve vatandaşlarımızla sohbet etme, ülkemizin meseleleri hakkında insanların ne düşündüğünü doğrudan dinleme imkânım oldu.
Bu sohbetlerde özellikle bir husus dikkatimi çekti.
Kamuoyunda “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan süreç konuşuluyor. Bu süreç kapsamında çerçeve yasa da çıkarıldı. Ancak görüştüğüm insanların neredeyse hiçbiri bu çerçeve yasayla hangi düzenlemelerin yapıldığını, bundan sonra hangi yasa değişikliklerinin yapılacağını ve sürecin nereye doğru gideceğini bilmiyor.
Fakat hemen herkesin üzerinde birleştiği ortak bir temenni var:
Terör bitsin. Silahlar sussun. İnsanlarımız ölmesin. Türkiye huzura kavuşsun.
Buna kim karşı çıkabilir?
Ancak konuştuğum vatandaşlarımızın tamamına yakınının dile getirdiği çok önemli bir endişe de var:
“Bu süreç Türkiye’nin üniter devlet yapısına dokunur mu? Federasyon, özerklik veya buna benzer bir yapılanmanın önü açılır mı?”
İşte milletin asıl endişelerinden biri burada.
Terörün bitmesini isteyen insanların aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devlet yapısının korunmasını istemesi bir çelişki değildir. Millet terörün bitmesini istiyor; fakat bunun karşılığında devletimizin yapısının tartışmaya açılmasını istemiyor.
Bu endişeleri küçümsemek yerine gidermek gerekiyor.
İşte burada Türkiye Büyük Millet Meclisine ve özellikle TBMM Başkanına büyük bir görev düşüyor.
Milletin kafasındaki soru işaretlerini giderecek, neyin yapıldığını ve bundan sonra neyin yapılacağını açıkça ortaya koyacak yer Türkiye Büyük Millet Meclisidir.
Provokatif açıklamalar endişeleri daha da artırıyor
Üstelik DEM Parti’den bazı milletvekillerinin süreç devam ederken kullandıkları provokatif ve toplumun hassasiyetlerini zorlayan ifadeler, vatandaşların kafasındaki soru işaretlerini azaltmak yerine daha da artırıyor.
Bir taraftan kardeşlikten, toplumsal barıştan ve terörün sona ermesinden söz edilirken diğer taraftan Türkiye’nin geleceğine ilişkin hassas konularda yapılan açıklamalar ister istemez insanlarda şüphe oluşturuyor.
Eğer gerçekten yeni bir dönemden söz ediyorsak herkes kullandığı dile dikkat etmelidir.
Toplumdan güven bekleyenler önce topluma güven vermelidir.
Türkiye’nin üniter devlet yapısının, millî egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün hiçbir pazarlığın veya siyasi projenin konusu olamayacağı açıkça ortaya konulmalıdır.
Tam da bu noktada, yıllar önce çıkarılan ve kamuoyunda “İkiz Yasalar” olarak anılan 4867 ve 4868 sayılı kanunlara dikkat çekmek istiyorum.
Bugün yapılması gereken, İkiz Yasaların kaldırılmasıdır.
İkiz Yasalar nedir?
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 16 Aralık 1966 tarihinde kabul edilen Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ile Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, Türkiye tarafından 15 Ağustos 2000 tarihinde imzalandı.
Bu iki sözleşmenin onaylanmasının uygun bulunmasına ilişkin 4867 ve 4868 sayılı kanunlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 4 Haziran 2003 tarihinde kabul edildi ve 18 Haziran 2003 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.
Kamuoyunda bu iki düzenleme “İkiz Yasalar” olarak anılıyor.
Her iki sözleşmenin de 1’inci maddesinde bütün halkların “kendi kaderlerini tayin hakkına” sahip olduklarına ilişkin düzenleme bulunuyor.
İşte bugün, Terörsüz Türkiye sürecinin devam ettiği ve çerçeve yasanın da çıkarıldığı bir dönemde, bu maddelerin yeniden gündeme gelmesi milletimizin üniter devlet yapısına ilişkin hassasiyetleri açısından önemlidir.
Vatandaşın zihninde federasyon, özerklik veya benzeri yapılanmalara ilişkin endişeler varsa, siyaset kurumunun görevi bu endişeleri küçümsemek değil, ortadan kaldırmaktır.
Bunun için atılabilecek somut adımlardan biri açıktır:
İkiz Yasalar kaldırılsın.
TBMM’de grubu bulunan siyasi partilere çağrım
Buradan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına, TBMM’de grubu bulunan siyasi partilere ve bütün milletvekillerimize açıkça sesleniyorum:
2003 yılında çıkarılan ve kamuoyunda “İkiz Yasalar” olarak anılan 4867 ve 4868 sayılı kanunlar kaldırılsın.
TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin milletvekilleri bunun için kanun teklifi verebilir.
İktidarıyla muhalefetiyle bütün siyasi partilere çağrım budur:
İkiz Yasaların kaldırılması için kanun teklifini Meclise sunun.
Madem Terörsüz Türkiye sürecinin Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devlet yapısına zarar vermeyeceği söyleniyor…
Madem federasyon veya özerklik gibi bir modelin gündemde olmadığı ifade ediliyor…
O hâlde milletimizin bu konudaki endişelerini giderecek somut bir adım da atılsın.
İkiz Yasaların kaldırılması için teklif Meclise getirilsin.
Komisyonlarda görüşülsün.
Genel Kurulda oylansın.
Bütün siyasi partiler tavırlarını ortaya koysun.
Millet de hangi siyasi partinin bu konuda nerede durduğunu açıkça görsün.
İnsan haklarından vazgeçmeden İkiz Yasalar kaldırılabilir
Burada bir hususun özellikle altını çizmek istiyorum.
İkiz Yasaların kaldırılmasını istemek, insan haklarından vazgeçmek anlamına gelmez.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları; Türk’üyle, Kürt’üyle, kökeni, dili, bölgesi veya mezhebi ne olursa olsun eşit vatandaşlık temelinde bu ülkenin mensuplarıdır.
İnsan haklarını koruyalım.
Demokrasimizi geliştirelim.
Kardeşliğimizi güçlendirelim.
Vatandaşlarımızın ekonomik, sosyal, kültürel, medeni ve siyasi haklarını güvence altında tutalım.
Ancak bütün bunları yaparken Türkiye Cumhuriyeti’nin millî egemenliğini, üniter devlet yapısını ve ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü de tavizsiz şekilde koruyalım.
İnsan hakları ile üniter devlet birbirinin alternatifi değildir.
Kardeşlik ile ülkenin bütünlüğü arasında tercih yapmak zorunda değiliz.
Hem kardeşliğimizi güçlendirebilir hem üniter devlet yapımızı koruyabiliriz.
Milletin endişelerini giderecek bir adım atılsın
Bugün tartışılması gereken konu son derece açıktır.
Terörsüz Türkiye süreci yürütülüyor.
Çerçeve yasa çıkarıldı.
Bundan sonra yeni düzenlemeler de gündeme gelebilir.
Tam da böyle bir dönemde, vatandaşlarımızın Türkiye’nin geleceğine ilişkin kaygılarının giderilmesi gerekiyor.
Türkiye’nin üniter devlet yapısının değişmeyeceği söyleniyorsa, bunu güçlendirecek adımlar atmaktan neden çekinilsin?
İşte bunlardan biri de İkiz Yasaların kaldırılmasıdır.
Terörsüz Türkiye’yi elbette istiyoruz.
Silahlar sussun.
Anneler ağlamasın.
Türk’üyle, Kürt’üyle ve diğer bütün vatandaşlarımızla kardeşçe yaşayalım.
Türkiye enerjisini artık teröre değil; üretime, eğitime, kalkınmaya ve çocuklarımızın geleceğine harcasın.
Ancak terör biterken milletimizin zihnindeki endişeler de bitmelidir.
Çerçeve yasayla hangi düzenlemelerin yapıldığı vatandaşımıza açıkça anlatılmalıdır. Bundan sonra başka değişiklikler yapılacaksa bunlar da milletin gözü önünde ve Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında konuşulmalıdır.
Federasyon, özerklik veya Türkiye’nin üniter devlet yapısını değiştirecek herhangi bir model gündemde değilse bunun en açık şekilde ortaya konulması gerekir.
Ve bu konuda somut bir adım atılsın:
İkiz Yasalar kaldırılsın.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına ve TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin milletvekillerine çağrımı bir kez daha tekrarlıyorum:
4867 ve 4868 sayılı İkiz Yasaların kaldırılması için kanun teklifini Meclise sunun.
Meclis görüşsün.
Siyasi partiler tavırlarını ortaya koysun.
Millet de görsün.
Terör sona ersin, kardeşliğimiz güçlensin ve milletimizin Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devlet yapısına ilişkin endişeleri giderilsin.
Terörsüz bir Türkiye istiyoruz; ama üniter devlet yapısından asla taviz vermeyen güçlü bir Türkiye istiyoruz.