ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’ın son açıklamasını okuyunca, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında kurulan Mekke Savunma İttifakı hakkında daha önce kaleme aldığım yazılar ve dile getirdiğim şüpheler yeniden aklıma geldi.

Vance, ABD’nin İran’ı ekonomik olarak yalnızlaştırma politikasına bazı ülkelerin destek verdiğini ileri sürerken Türkiye, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Katar’ın adını açıkça zikrediyor.

Whatsapp Image 2026 09 06 At 19.07.28

Bu sıradan bir açıklama değildir.

Çünkü bunu söyleyen ABD Başkan Yardımcısıdır. Üstelik adını verdiği Türkiye ve Suudi Arabistan, Mekke İttifakı’nın iki önemli üyesidir.

O hâlde aylardır sorduğumuz soruyu bugün daha güçlü biçimde sormamız gerekiyor:

Mekke İttifakı gerçekten İsrail’in saldırganlığına karşı mı kuruldu, yoksa İran’ı kuşatacak daha geniş bir stratejinin parçası mı olacak?

Elbette Vance’ın iddiasını Türkiye’nin kabul ettiği resmî bir politika gibi sunamayız. Ancak Washington’un ikinci ismi böyle bir iddiada bulunuyorsa Ankara açıklama yapmak zorundadır.

Türkiye, ABD’nin İran’ı ekonomik olarak yalnızlaştırma politikasına destek veriyor mu?

Vermiyorsa Vance Türkiye’nin adını neden zikrediyor?

Daha önce de sorduk: İran neden yok?

Önemine binaen Mekke İttifakı konusunda daha önce birkaç yazı kaleme aldım ve aynı soruyu ısrarla sordum:

İran neden bu ittifakın dışında?

Türkiye var.

Pakistan var.

Suudi Arabistan var.

Ama bölgenin en önemli ülkelerinden İran yok.

Şimdi ABD, İran üzerindeki baskısını artırırken Vance’ın Mekke İttifakı’nın iki üyesi Türkiye ve Suudi Arabistan’ın adını zikretmesi, şüphelerimizi azaltmak bir yana daha da güçlendiriyor.

Üstelik aynı ittifakın üçüncü üyesi Pakistan’ın İran konusunda Washington’dan farklı bir çizgide durması meseleyi daha da dikkat çekici hâle getiriyor.

“İsrail paniği” mi? Yahu sahaya bakın!

Tam bu gelişmeler yaşanırken 5 Eylül tarihli Türkgün gazetesinin manşetini gördüm:

“İSRAİL’DE ‘MEKKE İTTİFAKI’ PANİĞİ”

Whatsapp Image 2026 09 06 At 19.07.29

Mısır ve Suriye’nin ittifaka katılma ihtimalinin İsrail’i endişelendirdiği anlatılıyor.

İyi de yahu, hangi İsrail paniğinden bahsediyoruz?

İsrail Golan Tepeleri’ndeki işgalini sürdürüyor.

Suriye’de tampon bölgenin ötesine geçti.

Suriye topraklarında askerî varlık oluşturdu.

Şam çevresindeki hedeflere kadar saldırılar gerçekleştirdi.

Türkiye’nin Suriye’de askerî üs olarak değerlendirebileceği noktalar dahi İsrail saldırılarının hedefi oldu.

Sonra önümüze:

“İsrail panikledi!”

manşeti konuluyor.

Panikleyen İsrail buysa, paniklememiş hâli nasıl olacak?

Gerçek caydırıcılık gazete manşetiyle değil, sahadaki sonuçla ölçülür.

İsrail gerçekten Mekke İttifakı’ndan bu kadar korkuyorsa Suriye’de neden bu kadar rahat hareket edebiliyor?

Gerçekten İsrail’e karşıysa Suriye’yi ve İran’ı ittifaka alın!

İşte meselenin düğümlendiği yer burasıdır.

Mekke Savunma İttifakı gerçekten İsrail’in saldırganlığını caydırmak için kurulmuşsa yapılacak iş bellidir:

Suriye’yi Mekke İttifakı’na alın.

İran’ı da Mekke İttifakı’na alın.

Hem de vakit kaybetmeden.

İsrail’in saldırılarına doğrudan maruz kalan Suriye neden dışarıda?

İsrail ile açık çatışma yaşayan ve ABD’nin bugün ekonomik olarak yalnızlaştırmaya çalıştığı İran neden dışarıda?

Madem ittifak herhangi bir devlete karşı kurulmadı, İran’ın katılmasından neden çekinilsin?

Suriye’yi alın.

İran’ı alın.

Mısır’ı da alın.

Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan, İran, Suriye ve Mısır aynı savunma çatısında buluşsun.

İşte o zaman İsrail’in gerçekten panikleyip paniklemediğini görelim!

İsrail Suriye’ye saldırmayı düşündüğünde karşısında yalnız Şam’ı değil, bütün bu ülkeleri bulacağını bilsin.

Gerçek caydırıcılık budur.

Bir tarafta İsrail paniği, diğer tarafta İran kuşatması

Şimdi tabloyu yan yana koyalım.

Bir tarafta:

“Mekke İttifakı İsrail’i panikletti.”

deniliyor.

Diğer tarafta İsrail Suriye’de operasyonlarını sürdürüyor.

Bir tarafta ittifakın hiçbir ülkeye karşı olmadığı söyleniyor.

Diğer tarafta Washington İran’ı ekonomik ve siyasi olarak yalnızlaştırmaya çalışıyor.

Ve tam bu sırada ABD Başkan Yardımcısı, Türkiye ile Suudi Arabistan’ın adını İran’a yönelik Amerikan baskısına yardımcı olan ülkeler arasında zikrediyor.

Böyle bir tablo karşısında sormayacak mıyız?

Mekke İttifakı’nın gerçek istikameti nereye doğru?

İsrail’e mi?

İran’a mı?

Washington’un İran hesabında Türkiye’nin ne işi var?

Türkiye’nin görevi Amerika’nın İran politikasının uygulayıcısı olmak değildir.

Türkiye’nin tarihî sorumluluğu bölge ülkelerini birbirine karşı cepheleştirmek değil, aynı masa etrafında buluşturmaktır.

İran ile Suudi Arabistan’ı karşı karşıya getirmek değil, yakınlaştırmaktır.

Suriye’nin parçalanmasını seyretmek değil, toprak bütünlüğünü savunmaktır.

Merhum Erbakan Hocamız yıllarca İslam ülkelerinin siyasi, ekonomik ve askerî iş birliğini savundu.

D-8’i bunun için kurdu.

Bugün ortaya çıkan fırsat İran’a karşı yeni bir cephe kurmak için değil, bölgenin tamamını kapsayan bağımsız bir savunma birlikteliği oluşturmak için kullanılmalıdır.

Bu nedenle Vance’ın sözleri geçiştirilemez.

Türkiye açıkça cevap vermelidir:

ABD’nin İran’ı yalnızlaştırma politikasına Türkiye destek veriyor mu?

Ve daha önemlisi:

Mekke İttifakı yarın İran’a karşı kullanılacak mı?

Cevap “Hayır” ise bunu göstermenin yolu da bellidir:

İran’ı ittifaka davet edin.

İsrail’in saldırganlığına karşı gerçekten caydırıcılık istiyorsanız:

Suriye’yi de ittifaka alın.

Ama İsrail Suriye topraklarında saldırılarını sürdürürken, Washington İran’ı kuşatmaya çalışırken ve ABD Başkan Yardımcısı Türkiye ile Suudi Arabistan’ın adını bu politikanın içinde zikrederken bize yalnızca:

“İsrail panikledi!”

manşetiyle gelmeyin.

Çünkü Vance’ın sözlerinden sonra aylardır dile getirdiğimiz şüphe artık çok daha ciddi bir soruya dönüşmüştür:

Mekke İttifakı İsrail’in saldırganlığını durdurmak için mi kuruldu, yoksa İran’ı kuşatacak yeni bir bölgesel düzenin parçası mı olacak?

Gerçekten İsrail’e karşıysa Suriye’yi de İran’ı da Mekke İttifakı’na alın.

O zaman hem şüphelerimiz ortadan kalksın hem de “İsrail paniği” manşetinin sahada gerçekten bir karşılığı var mı, hep birlikte görelim.