Dünkü köşe yazımda Türkiye’de kaynak tartışmasına dikkat çekmiş; devletin hangi alanlara kaynak bulabildiğini, hangi alanlarda ise sürekli “kaynak yok” söyleminin öne çıkarıldığını değerlendirmiştim.

Aradan daha bir gün geçmeden bugün karşıma çıkan bir gazete manşeti, dün yazdıklarımı adeta yeniden gündeme getirdi.

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in ev hanımlarının emekliliğine yönelik açıklaması gazetede oldukça sert ifadelerle eleştiriliyor. Haberde Özel’in bu vaadi “palavra” olarak nitelendirilirken, ev hanımlarını hangi kaynakla emekli edeceğini açıklaması gerektiği savunuluyor.

Yani dönüp dolaşıp yine o meşhur soruya geliyoruz:

“Kaynak nerede?”

Elbette sorulsun.

Bir siyasetçi millete bir vaatte bulunuyorsa bunun maliyetini ve finansmanını açıklamak zorundadır. Buraya kadar hiçbir itirazım yok.

Ayrıca açıkça ifade edeyim: Ben bu yazıyı Özgür Özel’i veya Yeni Parti’yi savunmak için yazmıyorum. Özgür Özel’in teklifinin uygulanabilirliği, şartları ve maliyeti ayrıca tartışılabilir.

Benim itirazım başka:

Neden Türkiye’de hesap makinesi çoğunlukla vatandaşa sosyal bir hak veya destek söz konusu olduğunda ortaya çıkarılıyor?

KKM’ye yaklaşık 60 milyar dolar bulunurken kim kaynak sordu?

Türkiye Kur Korumalı Mevduat diye bir sistem yaşadı.

KKM’nin toplam maliyeti konusunda hesaplama yöntemlerine göre farklı rakamlar açıklansa da kamuoyuna yansıyan bazı hesaplamalarda maliyetin yaklaşık 60 milyar dolara ulaştığı ifade edildi.

Dile kolay:

60 milyar dolar!

Peki soruyorum:

Bu para nereden bulundu?

Ev hanımlarına emeklilik hakkı konuşulduğunda gösterilen kaynak hassasiyeti, KKM’nin milyarlarca dolarlık faturası ortaya çıktığında neden aynı ölçüde gösterilmedi?

Neden;

“Bu 60 milyar dolar kimin parasıdır, bu maliyet neden ortaya çıktı, bunun hesabını kim verecek?”

diye aynı sertlikle sorulmadı?

Üstelik KKM hesabı açacak birikimi dahi bulunmayan milyonlarca vatandaş vardı.

Ama ortaya çıkan ekonomik maliyet sonuçta bu ülkenin sırtına kaldı.

Ev hanımının sosyal güvencesi gündeme gelince ise hemen:

“Kaynak nerede?”

İşte benim itirazım buna.

Faize gelince hesap makinesi neden kapanıyor?

Bir de faiz ödemelerine bakalım.

2026 yılı merkezi yönetim bütçesinde faiz giderleri için 2 trilyon 742 milyar lira ödenek öngörüldü.

Dile kolay:

2 trilyon 742 milyar lira!

Kur seviyesine göre dolar karşılığı değişmekle birlikte bu rakam, onlarca milyar dolarlık bir kaynağın yalnızca bir yılda faiz giderleri için ayrılması anlamına geliyor.

Şimdi aynı soruyu buraya da koyalım:

Bu kaynağın parası nereden geliyor?

Ev hanımının sosyal güvencesi konuşulduğunda kuruş kuruş hesap yapanlar, faize trilyonlarca lira ayrıldığında neden aynı hesap makinesini çıkarmıyor?

Faize kaynak bulunuyor.

KKM’nin yaklaşık 60 milyar dolarlık maliyeti karşılanıyor.

Yanlış ekonomik kararların ortaya çıkardığı ağır faturalar milletin bütçesinden ödeniyor.

Fakat yıllarca ailesine emek vermiş ev hanımlarına sosyal güvence ve emeklilik hakkı gündeme geldiğinde birden:

“Kaynak nerede?”

sorusu yükseliyor.

İşte üzerinde düşünülmesi gereken çelişki tam da budur.

Milyarlarca dolarlık ekonomik tercihlerin maliyetini karşılayabilen bir devlet, evinde çocuk yetiştiren ve ailesinin yükünü taşıyan kadınların geleceği için de bir sosyal güvenlik modeli geliştirebilmelidir.

Ev hanımı gerçekten çalışmıyor mu?

Bir de meselenin vicdani tarafı var.

Yıllarca evinde çocuk büyüten bir kadına gerçekten “çalışmadın” diyebilir miyiz?

Sabah erkenden kalkıyor.

Çocuğunu hazırlıyor.

Yemeğini yapıyor.

Evini temizliyor.

Çamaşırını yıkıyor.

Hasta çocuğunun başında sabahlıyor.

Yaşlanan anne ve babasına bakıyor.

Kimi zaman engelli bir aile ferdinin bakımını yıllarca üstleniyor.

Bütün bunları dışarıdan birilerine yaptırsanız her birinin ayrı ekonomik karşılığı vardır.

Çocuk bakıcısına para verirsiniz.

Yaşlı bakıcısına para verirsiniz.

Temizlik hizmetine para verirsiniz.

Ama bütün bunları bir kadın kendi evinde yaptığında ekonomik değeri bir anda sıfır kabul ediliyor.

Sonra yıllar geçiyor ve karşısına:

“Sen çalışmadın, prim ödemedin.”

deniliyor.

Oysa o kadın çalışmadı mı?

Belki fabrikada değildi.

Belki bir işyerinde maaş bordrosu yoktu.

Belki her ay hesabına ücret yatmadı.

Ama çocuk yetiştirdi, aileyi ayakta tuttu, evin yükünü taşıdı. Kimi zaman devletin sosyal hizmetler yoluyla üstlenmek zorunda kalabileceği bakım görevlerini kendi ailesi içinde karşılıksız yerine getirdi.

Bunun hiçbir ekonomik ve sosyal karşılığının olmadığını söylemek mümkün müdür?

İşte tartışılması gereken asıl mesele budur.

Bu mesele bir sosyal devlet meselesidir

Burada konuştuğumuz konu yalnızca para değildir.

Yıllarca ailesi için emek veren kadınların yaşlandıklarında sosyal güvenceye sahip olup olmayacaklarını konuşuyoruz.

Bu nedenle ev hanımlarının emekliliğinin nasıl sağlanabileceğini tartışmak son derece doğaldır.

Model yanlış olabilir.

Şartları değiştirilebilir.

Devlet primin tamamını değil belirli bir bölümünü karşılayabilir.

Gelir şartı getirilebilir.

Çocuk yetiştirme veya bakım süreleri dikkate alınabilir.

Bütçenin kaldırabileceği, sürdürülebilir bir sistem oluşturulabilir.

Bütün bunlar tartışılır.

Ama daha mesele tartışılmadan “palavra” diyerek kapıyı kapatmak, çözüm üretmek değildir.

Bir teklif yanlışsa doğrusunu ortaya koyarsınız.

Hesabı eksikse daha gerçekçi bir hesap yaparsınız.

Ama insanların gerçek bir sosyal sorununu, sırf teklifi başka bir siyasi parti yaptı diye değersizleştiremezsiniz.

Ben Özgür Özel’i değil, adil bir ölçüyü savunuyorum

Özgür Özel’in projesi yanlışsa eleştirin.

Hesabı tutmuyorsa hesabını sorun.

Kaynağı belli değilse:

“Kaynağın nerede?”

deyin.

Bunda yanlış bir şey yok.

Ama aynı hassasiyeti ülkenin diğer büyük harcamalarında da gösterin.

KKM’ye giden yaklaşık 60 milyar doların hesabını da sorun.

2026 bütçesinde faize ayrılan 2 trilyon 742 milyar lirayı da sorgulayın.

Yanlış ekonomik politikaların milletimize çıkardığı faturayı da konuşun.

Kamudaki israfın önlenmesi hâlinde ne kadar kaynak ortaya çıkacağını da araştırın.

Çünkü devletin kasasındaki para iktidarın parası değildir.

Muhalefetin parası da değildir.

O para milletindir.

Dolayısıyla benim meselem Özgür Özel değildir.

Ben Özgür Özel’i savunmuyorum.

Ben aynı terazinin herkese tutulmasını savunuyorum.

Ev hanımının emekliliğine gelince “Kaynak nerede?” diye soruyorsanız sorun.

Ama KKM’de de sorun.

Faizde de sorun.

Kamudaki israfta da sorun.

Yanlış ekonomik kararların maliyetinde de sorun.

Hesap soracaksak herkesten soralım.

Çünkü mesele bir siyasi partinin vaadinden çok daha büyüktür.

Belki de yıllardır yanlış soruyu soruyoruz.

Asıl soru “Kaynak nerede?” değildir.

Asıl soru şudur:

Bu ülkenin kaynağı nereye gidiyor?

Çünkü bir ülkede milyarlarca dolarlık ekonomik kararların faturası ödenebiliyorsa, yıllarca ailesine ve çocuklarına emek vermiş kadınların sosyal güvencesi için de ciddi, hesaplanmış ve sürdürülebilir bir model konuşulabilir.

Mesele yalnızca kaynağın olup olmaması değil, milletin kaynağının hangi öncelikler için kullanıldığıdır.