Can Ataklı’nın “Yurt dışı oyları şart mı?” başlıklı köşe yazısını dikkatle okudum.
Elbette bir gazeteci yurt dışı oylarını, seçim sistemini ve sandık güvenliğini tartışabilir. Ancak tartışmayı yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın Türkiye’yi ne kadar tanıdığına, Türkiye’ye kaç kez geldiğine, ne kadar para kazandığına, hatta Türk bayrağını tanıyıp tanımadığına kadar götürdüğümüzde mesele seçim sistemini tartışmaktan çıkıyor, milyonlarca insanımızın vatandaşlık hakkını sorgulamaya dönüşüyor.
Ben de yıllardır Avrupa’da yaşayan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bu yaklaşım karşısında bazı soruları sormadan geçemiyorum.
Çünkü burada mesele herhangi bir siyasi partinin aldığı oy değildir.
Mesele vatandaşlık hakkıdır.
“Türkiye’yi tanımıyorlar” demek bu kadar kolay mı?
Sayın Ataklı, Türkiye’ye yılda bir kere bile gelmeyen, Türkiye’de yaşanan sorunları bilmeyen ve ciddi bir siyasi görüşü olmadan algı yönetiminin etkisiyle tercih yapan yüz binlerce insandan söz ediyor.
Peki Türkiye’de yaşayan bütün seçmenler ülkenin bütün meselelerini aynı derecede mi biliyor?
Daha önemlisi, Türkiye’nin bütün seçim bölgelerinden aynı oranda oy mu çıkıyor?
Trabzon ile İzmir aynı mı oy veriyor?
Rize ile İstanbul aynı siyasi tercihte mi bulunuyor?
Konya ile Antalya’nın seçim sonuçları birbirine mi benziyor?
Elbette hayır.
Türkiye’nin şehirleri arasında ciddi siyasi tercih farklılıkları var.
Şimdi Trabzon’da yaşayan vatandaş İzmir’de yaşayan vatandaştan farklı oy kullandığında, “Trabzonlu Türkiye’yi yeterince tanımıyor” diyebilir miyiz?
İzmir’de iktidar düşük oy aldığında, “İzmirliler Türkiye’nin gerçeklerinden habersiz” deme hakkımız var mı?
Elbette yok.
Öyleyse Almanya’da, Fransa’da, Hollanda’da veya Belçika’da yaşayan vatandaşın siyasi tercihi farklı çıkınca neden bir anda onun Türkiye’yi tanıyıp tanımadığı sorgulanıyor?
Siyasi tercih farklılığı, ülkeyi tanımamanın delili değildir.
Türkiye’ye yılda kaç kere gelince vatandaş olunuyor?
Yazıda Türkiye’ye yılda bir kere bile gelmeyen insanların oy kullanması da eleştiriliyor.
Peki vatandaşlık hakkının ölçüsü Türkiye’ye yılda kaç defa geldiğimiz midir?
Bir yıl gelmeyenin oy hakkını mı kaldıralım?
Üç yıldır gelemeyenin?
Beş yıldır gelemeyenin?
Bu ölçünün sonu nereye varacak?
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 66. maddesi son derece açıktır:
“Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.”
Anayasa “Türkiye’de yaşayan herkes” demiyor.
Berlin’de yaşayan da vatandaştır, İstanbul’da yaşayan da.
Münih’te yaşayan da vatandaştır, Trabzon’da yaşayan da.
Dahası Anayasa’nın 67. maddesi vatandaşların seçme, seçilme, siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma haklarını düzenlerken yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarının oy hakkını kullanabilmeleri için gerekli tedbirlerin kanunla belirlenmesini de açıkça öngörüyor.
Yani yurt dışındaki vatandaşın sandığa gitmesi bir siyasi iktidarın kendisine sunduğu lütuf değildir.
Anayasanın güvence altına aldığı bir vatandaşlık hakkıdır.
Haritada Türkiye’yi gösteremeyenlerin oyunu mu alacağız?
Yazıda “haritada yerini gösteremeyecek” insanlardan söz ediliyor.
Diyelim ki gerçekten böyle vatandaşlarımız var.
O zaman aynı ölçüyü Türkiye’de yaşayan seçmenlere de uygulamamız gerekmez mi?
Sandığa gelen vatandaşa Türkiye haritası mı uzatacağız?
“Sinop’u göster.”
“Hatay nerede?”
“TBMM’de kaç milletvekili var?”
“Enflasyon nedir?”
diye sorular mı soracağız?
Kaç doğru cevap verene oy pusulası vereceğiz?
Demokrasiler böyle işlemez.
Sandık bir bilgi yarışması değildir.
Türkiye’de yaşayan vatandaşımıza uygulamadığımız bir siyasi yeterlilik sınavını Avrupa’da yaşayan vatandaşımıza uygulayamayız.
Bugün gurbetçinin siyasi bilgisini ölçmeye kalkarsak yarın Türkiye’deki vatandaşın eğitim seviyesini, gelir durumunu veya siyasi bilgisini ölçmeyi teklif edenler çıkabilir.
Bunun sonu demokrasi açısından tehlikeli bir yere gider.
“Türk bayrağını tanımaktan bile aciz” ifadesi
Yazıda beni en fazla üzen ifadelerden biri de budur.
Evet, Avrupa’da üçüncü ve dördüncü nesiller yetişiyor.
Bazılarının Türkçesi yeterli olmayabilir.
Bazıları Türkiye’yi yeterince tanımıyor olabilir.
Türkiye’ye hiç gelmemiş olanlar da bulunabilir.
Ama böyle gençlerimiz varsa devlet olarak yapmamız gereken onları Türkiye’den daha da uzaklaştırmak mıdır?
Yoksa Türkiye ile bağlarını güçlendirmek mi?
Bu gençlere:
“Sen Türkiye’yi yeterince tanımıyorsun, senden vazgeçtik.”
demek yerine;
“Gel Türkiye’yi tanı, Türkçeni geliştir, kültürünle bağını koru, memleketinle ilişkini devam ettir.”
dememiz gerekmez mi?
Bir devlet kendi vatandaşını kendisinden uzaklaştırmaya değil, özellikle yeni nesilleri kendisine bağlamaya çalışmalıdır.
3 bin avroyu TL’ye çevirmek kolay
Yazıda Avrupa’da 3 bin dolar kazanan insanların bunun Türk lirası karşılığının yüksekliği üzerinden Türkiye’deki ekonomik gerçeklerden uzak olduğu yönünde bir yaklaşım da yer alıyor.
Bu hesabı Avrupa’da yaşayan insanlar yıllardır duyuyor.
3 bin avroluk maaşı Türk lirasına çevirmek kolay.
Peki 1.500 avroluk kirayı neden Türk lirasına çevirmiyoruz?
Elektriği?
Doğal gazı?
Vergiyi?
Sigortayı?
Ulaşımı?
Market masrafını?
Çocukların giderlerini?
Gurbetçinin gelirini Avrupa’dan, giderlerini Türkiye’den hesaplayamazsınız.
Avrupa’da yaşayan insan parasını Avrupa şartlarında kazanıyor ve yine Avrupa şartlarında harcıyor.
Kaldı ki kişinin gelir düzeyinin oy hakkıyla ne ilgisi var?
Türkiye’de yüksek gelir sahibi olduğu için hayat pahalılığını dar gelirli kadar hissetmeyen vatandaşların da oy hakkını mı tartışacağız?
Demokrasi gelir testine bağlanamaz.
Algı yönetimi sadece Avrupa’da mı var?
Yurt dışındaki seçmenin algı yönetiminin etkisiyle oy verdiği de ileri sürülüyor.
Peki algı yönetimi yalnızca Avrupa’da mı var?
Türkiye’de televizyon yok mu?
Gazeteler yok mu?
Sosyal medya yok mu?
Siyasi propaganda, reklam kampanyaları ve mitingler yok mu?
Türkiye’de yaşayan seçmen bütün bunlardan etkilenebiliyor da Avrupa’da yaşayan vatandaş etkilenince neden onun oy hakkını kaldırmayı konuşuyoruz?
Bir seçmenin yanlış bilgilendirildiğini düşünüyorsanız çözüm bellidir.
Doğru bildiğinizi anlatırsınız.
Daha güçlü bir siyaset ortaya koyarsınız.
Vatandaşın karşısına çıkarsınız.
Onu ikna edersiniz.
Demokrasinin cevabı seçmenin oyunu kaldırmak değil, seçmeni ikna etmektir.
Sandık güvenliğinden endişeniz varsa güvenliği artırın
Elçilik ve konsolosluklarda kurulan sandıkların güvenliği konusunda endişeler varsa bunlar elbette tartışılabilir.
Şüphe varsa araştırılsın.
Eksiklik varsa giderilsin.
Müşahit sayısı artırılsın.
Siyasi partilerin denetimi güçlendirilsin.
Sandıkların taşınması ve sayımı konusunda en yüksek şeffaflık sağlansın.
Ama sandık güvenliğine ilişkin endişenin çözümü sandığı kaldırmak değildir.
Türkiye’de herhangi bir sandık hakkında usulsüzlük iddiası ortaya çıktığında o bölgede yaşayan bütün vatandaşların oy kullanmasını yasaklıyor muyuz?
Hayır.
Usulsüzlük varsa usulsüzlükle mücadele edilir; vatandaşın oy hakkıyla değil.
Tunus yapmış, Avrupa ülkeleri yapmış; biz neden yapmayalım?
Bir de dünyadaki uygulamalara bakalım.
Yurt dışında yaşayan vatandaşların siyasi temsili yalnızca Türkiye’nin meselesi değildir. Dünyada birçok ülke vatandaşlarına yurt dışından oy kullanma imkânı tanıyor. Bazı ülkeler ise bunun çok daha ilerisine geçerek yurt dışındaki vatandaşları için özel seçim çevreleri oluşturmuş ve onların parlamentoya doğrudan milletvekili göndermelerini sağlamıştır.
Fransa, İtalya ve Portekiz gibi Avrupa ülkelerinde yurt dışında yaşayan vatandaşların parlamentoda özel biçimde temsil edilmesine yönelik modeller bulunuyor.
Fakat ben özellikle Tunus örneğinin üzerinde durmak istiyorum.
Neden Tunus?
Çünkü Fransa veya İtalya örneği verildiğinde hemen “Onlar Avrupa’nın gelişmiş demokrasileri” denilebilir.
Tunus ise tarihî, kültürel ve toplumsal yapısı itibarıyla bize Avrupa ülkelerinden çok daha yakın bir coğrafyada bulunuyor.
Ekonomik büyüklük ve imkânlar bakımından Türkiye’nin gerisinde olmasına rağmen Tunus bile yurt dışında yaşayan vatandaşının oy hakkını tartışmak yerine doğrudan temsilini sağlayacak bir sistem kurmuş durumda.
Tunus yurt dışında yaşayan vatandaşları için yurt dışı seçim çevreleri oluşturdu.
2022 seçim düzenlemesinde 161 sandalyeli parlamentonun seçim çevrelerinden 10’u yurt dışındaki vatandaşların temsiline ayrıldı.
Yani Avrupa’da yaşayan bir Tunus vatandaşı sadece ülkesindeki genel seçimlere uzaktan oy vermiyor.
Yurt dışındaki kendi seçim çevresinden milletvekilini seçip parlamentoya gönderiyor.
Buradaki zihniyet farkına dikkat etmek gerekir.
Tunus, yurt dışındaki vatandaşına:
“Sen Tunus’ta yaşamıyorsun.”
“Ülkenin günlük sıkıntılarını çekmiyorsun.”
“Ekonomik şartları yeterince bilmiyorsun.”
“Öyleyse oy kullanma.”
demiyor.
Tam tersine:
“Sen benim vatandaşımsın. Yurt dışında yaşıyorsan oradan kendi temsilcini seç ve parlamentoya gönder.”
diyor.
Elbette bunu yapan yalnızca Tunus değil.
Fransa, İtalya, Portekiz gibi Avrupa ülkelerinde de yurt dışındaki vatandaşların özel seçim çevreleri veya doğrudan parlamenter temsiline ilişkin sistemler yıllardır uygulanıyor.
Dolayısıyla karşımızda yalnızca gelişmiş Avrupa ülkelerine özgü bir model de yok.
Bize birçok açıdan daha yakın olan Tunus bile bunu hayata geçirmişse Türkiye’nin milyonlarca yurt dışı vatandaşının oy hakkını kaldırmayı konuşması yerine temsilini güçlendirmesi gerekmez mi?
Türkiye ekonomik, siyasi ve kurumsal kapasitesi bakımından Tunus’tan geri bir ülke değildir.
O halde biz neden yapamayalım?
Türkiye’de de Yurt Dışı Seçim Bölgesi oluşturulmalıdır.
Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız kendi seçim çevrelerinde oylarını kullansın, kendi adayları arasından kendilerini temsil edecek milletvekillerini seçsin ve doğrudan TBMM’ye göndersin.
Böylece yıllardır devam eden “Yurt dışı oyları Türkiye’deki seçim sonuçlarını etkiliyor” tartışmasına da daha adil bir çözüm bulunabilir.
Çünkü yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın kendilerine özgü sorunları var.
Emeklilikten çifte vatandaşlığa, bedelli askerlikten konsolosluk hizmetlerine, çocuklarımızın Türkçe eğitiminden genç nesillerin Türkiye ile bağlarının korunmasına, ayrımcılıktan Türkiye’deki miras ve tapu işlemlerine kadar çözüm bekleyen pek çok mesele bulunuyor.
Bunları yaşayan insanların TBMM’de doğrudan temsil edilmesinden neden rahatsız olalım?
Tunus yapmış.
Avrupa ülkeleri yapmış.
Türkiye neden yapmasın?
Asıl mesele oy hakkı mı, verilen oy mu?
Ve bence bu tartışmanın asıl düğüm noktası burada.
Sayın Ataklı’ya şu soruyu sormadan geçemiyorum:
Yurt dışındaki vatandaşlarımızın çoğunluğu sizin siyasi olarak kendinize daha yakın gördüğünüz bir partiye oy verseydi yine “Yurt dışı oyları şart mı?” diye sorar mıydınız?
Üzerinde düşünülmesi gereken soru budur.
Çünkü bugün gerçekten tartışılan yurt dışındaki vatandaşın oy kullanması mı, yoksa sandıktan çıkan siyasi tercih mi?
Ben yurt dışındaki vatandaşın AK Parti’ye verdiği oyu savunmuyorum.
CHP’ye verdiği oyu da savunmuyorum.
Saadet Partisi’ne verdiği oyu da.
Bugün bir partiye verir, yarın başka bir partiye verir.
Savunulması gereken vatandaşın sandığa gidip özgürce tercihini yapabilme hakkıdır.
Bugün Avrupa’daki seçmenin tercihini beğenmediğimiz için onun oy hakkını sorgularsak yarın biri çıkar Trabzon’un oyunu sorgular.
Bir başkası İzmir’i.
Öbürü Konya’yı.
Bir diğeri Diyarbakır’ı.
“Bunlar yanlış oy veriyor.”
“Bunlar ülkenin gerçeklerini bilmiyor.”
“Bunlar propagandanın etkisinde.”
denilmeye başlanırsa bunun sonu gelmez.
Demokrasi yalnızca bizimle aynı düşünen insanların oy hakkını savunmak değildir.
Asıl demokrasi, bize hiç oy vermeyecek insanın bile oy hakkını savunabilmektir.
Gurbetçinin oyunu değil, gönlünü kazanın
Yurt dışındaki vatandaşlarımızın siyasi tercihini yanlış bulabilirsiniz.
Eleştirebilirsiniz.
“Neden böyle oy veriyorlar?” diye sorabilirsiniz.
Bunların hepsi meşrudur.
Ama çözüm oy hakkını kaldırmak değildir.
Gelin Avrupa’ya.
Vatandaşlarımızla konuşun.
Sorunlarını dinleyin.
Siyasi partiler daha fazla çalışsın.
Projelerini anlatsın.
Yanlış gördüklerini anlatsın.
İnsanları ikna etsin.
Ve sandıkta oylarını alsın.
Demokrasi, size oy vermeyen seçmenin oy hakkını tartışmak değil, onun gönlünü kazanabilmek için mücadele etmektir.
Biz Avrupa’da yaşıyoruz.
Ama Türkiye bizim de memleketimiz.
Annemiz, babamız, kardeşimiz, akrabalarımız orada.
Evimiz, toprağımız, çocukluk hatıralarımız orada.
Türkiye’de deprem olduğunda içimiz yanıyor.
Bir felaket yaşandığında yardım için seferber oluyoruz.
Türkiye sevindiğinde biz de seviniyoruz.
Binlerce kilometre uzakta yaşamamız bu bağı ortadan kaldırmıyor.
İnsan bazen memleketinin içinde yaşar ama ona yabancılaşır; bazen de memleketinden üç bin kilometre uzakta yaşar ama kalbi her gün memleketinde atar.
Bu nedenle Sayın Can Ataklı’nın “Yurt dışı oyları şart mı?” sorusuna verilecek cevap açıktır:
Evet, vatandaşın oy hakkı şarttır.
Tartışmamız gereken bu hakkın kaldırılması değil, daha adil bir temsil sisteminin nasıl kurulacağıdır.
Yurt Dışı Seçim Bölgesi oluşturulsun.
Yurt dışındaki vatandaş kendi milletvekilini seçsin.
Sorunlarını bilen ve kendisine karşı sorumlu temsilcilerini TBMM’ye göndersin.
Sayın Ataklı;
Gurbetçinin oyunu beğenmeyebilirsiniz.
Tercihini en sert şekilde eleştirebilirsiniz.
Yanlış oy verdiğini düşünüyorsanız ikna edin; oy hakkını elinden almayı savunmayın.
Çünkü iktidarlar değişir.
Partiler değişir.
Siyasi tercihler değişir.
Ama vatandaşlık hakkı, verilen oya göre değişmez.
Gurbetçinin oyunu tartışmayalım.
Gurbetçinin temsilini güçlendirelim.
Şaban Turhal
23.8.2026