Saadet Partimizin “Terörsüz Türkiye” sürecinde, terörün gerçekten sona ermesi için ortaya koyduğu şartlara bağlı olarak “şartlı evet” demesine kızan, kırılan, hatta görevinden veya parti üyeliğinden istifa ettiğini açıklayan kardeşlerimize gönülden birkaç söz söylemek istiyorum.

Öncelikle şunu birbirimize hatırlatalım:

Biz aynı davanın insanlarıyız.

Aynı salonlarda heyecanlandık.

Aynı seçim gecelerinde üzüldük.

Aynı bayrağı astık.

Aynı broşürü dağıttık.

Kimi zaman yağmurda, kimi zaman karda kapı kapı dolaştık.

Bizi bir araya getiren bir makam, bir koltuk veya günlük siyasi hesap değildi.

Bizi bir araya getiren Millî Görüş davasıydı.

Şimdi bir futbol takımı düşünelim…

Maçın en kritik dakikaları…

Skor ortada ve mücadele bütün hızıyla devam ediyor.

Teknik direktör kenardan oyunu takip ediyor ve stratejik bir oyuncu değişikliğine karar veriyor.

Sahadaki futbolculardan biri bu değişikliği anlamayabilir.

“Hoca bunu neden yaptı?”

diye kızabilir.

Hatta:

“Bu değişiklik yanlış!”

diye düşünebilir.

Bu onun hakkıdır.

Çünkü futbolcu da takımın kazanmasını istemektedir.

Ama unutmamak gerekir ki sahadaki oyuncu, oyunu bulunduğu noktadan görür.

Önündeki rakibi, ayağındaki topu, kendi bölgesindeki mücadeleyi görür.

Teknik direktör ise kenardan sahanın tamamını görür.

Rakibin dizilişini görür.

Takımın nerede yorulduğunu görür.

Biraz sonra oluşabilecek boşluğu hesaplar.

Rakibin yapacağı hamleyi önceden okumaya çalışır.

Bu nedenle bazen sahadaki oyuncunun o anda anlamadığı bir değişiklik, maçın ilerleyen dakikalarında anlam kazanabilir.

Elbette teknik direktör de hata yapabilir.

Hiç kimse hatasız değildir.

Ama asıl mesele şudur:

Bir futbolcu teknik direktörün yaptığı oyuncu değişikliğine kızdı diye formasını çıkarıp tribüne çıkarsa ne olur?

Sadece kendisi oyundan çıkmış olmaz.

Sahada mücadele eden arkadaşlarını da yalnız bırakmış olur.

Düne kadar omuz omuza mücadele ettiği arkadaşları sahada rakiple boğuşurken, kendisi tribünden:

“Ben demiştim!”

diye bağırmaya başlarsa takım güçlenir mi?

Yoksa rakibin işi mi kolaylaşır?

İşte bugün görevinden veya üyeliğinden istifa etmeyi düşünen kardeşlerimize tam da bunu sormak istiyorum:

Bir karara kızdığımız için formayı çıkarıp tribüne çıkmak mı doğru, yoksa sahadaki dava arkadaşlarımızın yanında kalıp yanlış gördüğümüzü içeriden düzeltmeye çalışmak mı?

Çünkü istifa ettiğimizde yalnızca bir üyelik kartını bırakmıyoruz.

Yıllardır omuz omuza mücadele ettiğimiz arkadaşlarımızı da sahada eksik bırakıyoruz.

Bir kişi gider…

Takım bir kişi eksilir.

Bir başkası gider…

Bir omuz daha eksilir.

Sonra sahada kalan kardeşlerimiz hem rakiple mücadele etmek hem de gidenlerin bıraktığı boşluğu doldurmak zorunda kalır.

Peki bunu gerçekten istiyor muyuz?

Genel Başkanımız Mahmut Arıkan ve parti yönetimimiz bugün bir siyasi strateji ortaya koyuyor.

Bunu eleştirebiliriz.

Sorabiliriz.

Endişelerimizi açıkça ifade edebiliriz.

“Genel Başkanım, burada yanlış yapıyorsunuz.”

deme hakkımız da vardır.

Çünkü Millî Görüş körü körüne bağlılığın değil; istişarenin, kardeşliğin, hakkı söylemenin ve birlikte mücadele etmenin hareketidir.

Fakat Saadet Partisi’nin söylediği şeyi de doğru anlamamız gerekir.

Söylenen şey:

“Ne getirirseniz kabulümüzdür.” değildir.

Söylenen şey:

“Şartlı evet.”

Yani terör gerçekten bitecekse…

Silahlar gerçekten susacaksa…

Bir daha anaların yüreğine şehit ateşi düşmeyecekse…

Ülkemizin üniter yapısına dokunulmayacaksa…

Milletimizin birlik ve beraberliği korunacaksa…

Türkiye başka hesapların içerisine sürüklenmeyecekse…

Barışa ve kardeşliğe neden karşı çıkalım?

Ama şartlarımız çiğnenirse, ülkemizin birlik ve bütünlüğünü tehlikeye atan bir noktaya gidilirse elbette:

“Buraya kadar!”

demesini de biliriz.

Bu nedenle bugün Mahmut Arıkan’ın söylediği sözü, söylemediği bir söze dönüştürerek onu mahkûm etmeyelim.

Mahmut Arıkan:

“Her şeye evet.” demiyor.

Kayıtsız şartsız destek vermiyor.

Bir teslimiyet ortaya koymuyor.

Şartlarını ortaya koyuyor ve sürecin milletimizin hayrına sonuçlanmasını istiyor.

Kardeşlerim,

Genel Başkanlık makamı dışarıdan göründüğü kadar kolay değildir.

Bir tarafta milletin beklentileri…

Bir tarafta teşkilatın hassasiyetleri…

Bir tarafta Türkiye’nin şartları…

Bir tarafta bölgemizde yaşanan gelişmeler…

Ve bütün bunların ortasında doğru yolu bulmaya çalışan bir Genel Başkan…

Bugün Mahmut Arıkan’ın omuzlarında böyle ağır bir sorumluluk vardır.

Elbette eleştirelim.

Elbette yanlış gördüğümüzü söyleyelim.

Ama bir kararını beğenmedik diye yıllardır beraber yürüdüğümüz arkadaşlarımızı yolun ortasında bırakmayalım.

Çünkü kardeşlik yalnızca aynı düşündüğümüz zaman yan yana durmak değildir.

Asıl kardeşlik fikir ayrılığı yaşadığımızda birbirimizi kaybetmemektir.

Asıl dava arkadaşlığı güneşli günlerde yan yana yürümek değil, fırtına çıktığında birbirimizin elini bırakmamaktır.

Bugün Mahmut Arıkan’a sahip çıkmak, onun her sözünü sorgusuz sualsiz kabul etmek değildir.

Mahmut Arıkan’a sahip çıkmak; Saadet Partisi’nin kurumsal iradesine, teşkilatımıza, dava arkadaşlarımıza ve yılların emeğine sahip çıkmaktır.

Düşünün…

Yıllarca bu davaya emek verdiniz.

Sandık başlarında beklediniz.

Broşür dağıttınız.

Salonları doldurdunuz.

Seçimlerde gecenizi gündüzünüze kattınız.

Belki çocuklarınıza ve ailenize ayıracağınız zamandan fedakârlık ettiniz.

Nice kardeşimiz hiçbir makam beklemeden bu mücadelede saçını ağarttı.

Şimdi bir siyasi değerlendirmeyi yanlış bulduk diye bütün bunları bir kalemde silip atabilir miyiz?

Bir kardeşimize kızdığımızda kardeşliğimizi bitirmiyoruz.

Bir evladımıza kızdığımızda ailemizi terk etmiyoruz.

Öyleyse siyasi evimizde bir kararı yanlış gördüğümüzde neden hemen kapıyı çekip gidelim?

Saadet Partisi bizim siyasi evimizdir.

Bu evde tartışırız.

İtiraz ederiz.

Farklı düşünürüz.

Yanlış gördüğümüzü söyleriz.

Ama evi terk etmeyiz.

Çünkü bu ev birkaç kişinin değil, hepimizin emeğiyle bugünlere geldi.

Özellikle yıllarca bu davaya hizmet etmiş kardeşlerime sesleniyorum:

İstifa etmek kolaydır.

Formayı çıkarmak kolaydır.

Tribüne çıkmak kolaydır.

Zor olan sahada kalmaktır.

Zor olan kırıldığın halde mücadele etmektir.

Zor olan yanlış gördüğünü kardeşinin yüzüne söyleyip ertesi gün yine onunla omuz omuza çalışabilmektir.

Daha da önemlisi:

Sen tribüne çıktığında, dün omuz omuza mücadele ettiğin arkadaşların sahada kalıyor.

Onlar hâlâ mücadele ediyor.

Onlar hâlâ koşturuyor.

Onlar hâlâ bu davanın yükünü taşıyor.

Onun için bir oyuncu değişikliğine kızıp formayı çıkararak tribüne çıkmayalım.

Sahadaki arkadaşlarımızı yalnız bırakmayalım.

Hele tribüne çıktıktan sonra sahada mücadele eden arkadaşlarımızı yuhalamayalım.

Çünkü dün o formayı beraber giydik.

Dün aynı takım için ter döktük.

Bugün de birbirimize ihtiyacımız var.

Unutmayalım:

Maç henüz bitmedi.

Türkiye’nin Saadet Partisi’ne ihtiyacı var.

Türkiye’nin Millî Görüş’ün adalet anlayışına ihtiyacı var.

Türkiye’nin ahlaklı siyasete, üretime, adil paylaşıma ve kardeşliğe ihtiyacı var.

Böylesine önemli bir zamanda biz birbirimize sırtımızı dönersek bundan bizim davamız değil, bizi sahada görmek istemeyenler memnun olur.

Bugün Mahmut Arıkan zor bir maçın sorumluluğunu taşıyor.

Belki yaptığı bazı hamleleri bugün anlamıyoruz.

Belki bazılarına katılmıyoruz.

Ama takım kaptanını ve teknik heyeti maçın ortasında yalnız bırakmak yerine düşüncemizi söyleyip mücadeleye devam etmek bize daha çok yakışır.

Bir gün yanlış yaptığını düşünürsek söyleriz.

Doğru yaptığında da arkasında dimdik dururuz.

Çünkü bizim sadakatimiz şahıslara körü körüne bağlılık değildir.

Bizim sadakatimiz hakka, adalete, milletimize ve davamızadır.

Ve Genel Başkanımız bu emaneti samimiyetle taşımaya çalışırken onu ilk zorlu virajda yalnız bırakmak bize yakışmaz.

Bugün birbirimizi kaybetme günü değildir.

Bugün birbirimizin kusurunu büyütme günü değildir.

Bugün yıllarca beraber yürüdüğümüz kardeşlerimizi bir siyasi tartışma yüzünden silme günü hiç değildir.

Bugün birbirimize daha sıkı sarılma günüdür.

Eleştirimiz varsa içeride söyleyelim.

İtirazımız varsa yüzüne söyleyelim.

Endişemiz varsa paylaşalım.

Ama formayı çıkarmayalım.

Tribüne çıkmayalım.

Sahadaki arkadaşlarımızı yalnız bırakmayalım.

Geliniz, yılların hatırını bir günlük öfkeye kurban etmeyelim.

Erbakan Hocamızdan bize kalan bu mücadeleyi kırgınlıklara teslim etmeyelim.

Genel Başkanımız Mahmut Arıkan’a sahip çıkalım.

Teşkilatımıza sahip çıkalım.

Dava arkadaşlarımıza sahip çıkalım.

Ve en önemlisi birbirimize sahip çıkalım.

Kırıldıysanız konuşalım.

Kızdıysanız tartışalım.

Yanlış görüyorsanız birlikte düzeltmeye çalışalım.

Ama yıllardır taşıdığınız formayı bir anda çıkarmayın.

Çünkü bu formada alın terimiz var.

Bu formada hatıralarımız var.

Bu formada fedakârlıklarımız var.

Bu formada mücadelemiz var.

Bu formada Erbakan Hocamızdan bize kalan büyük bir ideal var.

Formayı çıkarmayalım kardeşlerim.

Tribüne çıkmayalım.

Sahadaki dava arkadaşlarımızı yalnız bırakmayalım.

Maç devam ediyor.

Mücadele devam ediyor.

Ve belki de takımımızın birbirine en fazla ihtiyaç duyduğu zaman tam da bugündür.

Genel Başkanımız Mahmut Arıkan’ın yanında, Saadet Partimizin çatısı altında; yanlış gördüğümüzde hakkı söyleyerek, doğru gördüğümüzde destek vererek ama hiçbir şartta birbirimizi terk etmeden mücadeleye devam edelim.

Çünkü gerçek dava arkadaşlığı sadece zafer günlerinde yan yana fotoğraf vermek değil; zor günlerde aynı formayı taşımaya devam edebilmektir.

Şaban Turhal

14.8.2026