Küçük bir Avrupa ülkesinin 1 yıllık gündemini birkaç haftada süratle eritebilen Türkiye, ekonomik ve siyasi gündemdeki birbirinden hararetli konu başlıklarıyla meşgul yine. Siyasi ve ekonomik gündemi birbirinden bağımsız değil de birbirine göbekten bağlı olarak düşününce, Türkiye’de yaşanan ekonomik ve siyasi krizleri anlamlandırması da daha doğru bir zemine oturabilir.

Siyasette yaşanan tartışmalar göz açtırmaz bir yoğunlukta. Birden bire gündeme gelen ve muhtemel bir seçim birlikteliğinin girizgahı olarak görünen “Terörsüz Türkiye” süreci, hüküm giymiş olan terör örgütü lideri etrafından estirilen “umut hakkı”ndan “statü”ye kadar pek çok mesele, oturması için inşa edilen yapının “villa” mı yoksa 250 metrekarelik “konut” mu olduğu tartışması, tüm bunlarla bağlantılı olarak kamuoyunun bu meselede tam manasıyla ikna edilememiş olması.. Siyasette, seçimlere doğru gidilirken bir “oldu bitti” oluşturulmaya çalışılıyor gibi bir4 durum söz konusu.

Siyasetin bir diğer gündem maddesi, Cumhurbaşkanlığı adaylığı meselesi.. Anayasa gereğince bir kişinin 2’de fazla adaylığı söz konusu değil ve adaylık için Meclis tarafından erken seçim kararının alınması şartı var. İktidar kanadı, bu “erken seçim” meselesini, seçimlerden 1 ay önce gibi bir tarihi ileri sürerek ve kamuoyu nabzını ölçerek bu konuyu toplumun önüne atmış bulundu. Birkaç isim, aynı şeyi dillendirerek adeta bir nabız yoklama kabilinden bir “el ense” çekilmiş oldu.

İşin içinde bir erken seçim olduğu için böylesi bir durumun muhalefet tarafından el mecbur kabul edilmesi gibi bir hava estirilmeye çalışılıyor sanki. Muhalefet, normal zamanından çok kısa bir süre önceki seçimlere neden onay versin sorusu sorulmasın isteniyor gibi. Adaylığın önünü açmak muhalefetin meselesi değil halbuki.

Öte yandan, “bir şekilde” el değiştiren belediyeler meselesi de ayrı bir kritik başlık. Seçmen iradesine dayalı olduğu söylenen sistemin işlevsiz ve değersiz hale gelmesi değil mi bu? Halkın tercih ettiğinin aksine bir durum, belediye meclisindeki oy hesaplarıyla değişirken, bunun gerçekten de halkın iradesini akamete uğrattığı, zedelediği, yok saydığı sonucuna da rahatlıkla ulaşılabilir. 70’li yıllardaki Güneş Motel hadisesinin, vekil transferleri hasebiyle siyasetin bir ibret vesikası olarak yıllarca bahis konusu olduğu düşünülünce, bugün yaşananlar bunu solda sıfır bırakacak bir vaziyet arz etmektedir. Bunu normal saymak kabul edilemez.

Ekonomik meselelerde ise çok uzun bir süredir devam eden ekonomideki genel keyifsizlik, krizi aşan sıkıntılı hal ve elbette ki dayanılmaz hale gelen geçim sıkıntısı başı çekiyor. Halkın en önemli gündem maddesi ise, düşmeyen enflasyon, buna bağlı olarak dozajı artan hayat pahalılığı ve on yıllardır bir türlü değişmeyen konu başlığı olarak geçim sıkıntısı..

Emeklilerin tarihin en kötü dönemini yaşamaları, yardım almadan hayatta kalamaz hale gelmeleri, asgari ücretin bile altında gerçek anlamıyla bir “sefalet maaşı”na mahkum olmaları, ömürlerinin son demlerini asgari insani gereksinimleri bile karşılayamaz halde geçirmekle sınanmaları da ayrı bir ekonomik ve toplumsal konu başlığı olarak sorunlar klasöründe önemli bir yer kaplamakta.

Asgari ücretlilerin, memurun, ücretli kesimlerin hali pür melali de pek farklı değil. Senede bir kez maaş zammı da değil “enflasyon farkı” alan kesimlerin, bankaların ağına takılarak ay sonunu getirme mücadelesi sürdürdüğü bir ekonomik düzende, pek tabii ki kazanan rantiye ve faizciler oluyor.

Bunlara bir de foncuları veya fonlananları eklemek gerekiyor tabi.. “Fon krizi” olarak tanımlanan ve bilinen haliyle 20 milyar doları bulan bir büyük yolsuzluk yaşanmakta. Muhalefetin dile getirmesi sayesinde kamuoyunun bilgi sahibi olabildiği bu fiyasko, ilintili bulunan kurumlar, bürokratlar, siyasetçiler araştırıldıkça ve soruşturuldukça daha d büyük bir skandala dönüşme potansiyelini barındırıyor.

Ortaya dökülen tek bir örnek bile, eski Aile Bakanı’nın 163 milyon lira yatırıp 4-5 ay sonra 2 milyar 170 milyon lira kazanması, bu pilavın daha çok su kaldıracağına işaret ediyor. “Hayatın doğal akışına” aykırı olduğu kadar, ekonomik kurallara ve toplumsal ahlak normlarına da aykırı bir sürü husus, tek bir örnekte buluşmuş adeta.

Velhasılı kelam, siyasi ve ekonomik gündemlerin her biri, birbirinden daha netameli ve çözümü de hayli meşakkatli görünmekte.. Dertlerin birinin bitmeden bir diğerinin başlaması da vatandaşın kanıksadığı sıradan bir hal artık..