90’lı yıllarda İSKİ yolsuzluğu ortaya çıkmış ve kamuoyu günlerce bu olayla çalkalanmıştı. Bu yolsuzluk o dönem İstanbul Büyükşehir Belediyesini elinde bulunduran SHP’ye siyasi manada da eksi puan olarak yansımıştı. Olayın faili olan İSKİ Genel Müdürü Ergun Göknel de hüküm giymişti tabi ki..
Bugünlerde İSKİ yolsuzluğunu misliyle katlayacak bir skandal, hatta vurgun ortaya döküldü. Kamuoyunda kısaca “fon krizi” diye kodlanan ancak “kriz” değil de bir “vurgun” olduğu ortaya çıkan bu hadisenin boyutunun ilk bakışta 20 milyar dolar olduğu belirtildi. Bu vurgunun doğrudan mağdurlarının sayısının 455 bin kişi olduğu da belirtilse de, ortaya dökülen skandalın ardından borsadaki hisse senetlerinin piyasa değerinde yaklaşık 117 milyar dolarlık bir erime meydana geldiği iddia ediliyor. Buradaki yatırımcıları da ekleyince mağdur sayısı milyonları buluyor haliyle.
Fon kriziyle alt üst olan ekonomik gündem, 455 bin kişinin mağdur edildiği bir Ponzi vakasıyla karşı karşıya olunduğunu düşündürtürken, işin üstüne gidildikçe ve farklı yerlerden farklı bilgiler akmaya başladıkça çok daha büyük bir skandal ve yolsuzluğun olduğunu gördü.
Fonları kullanarak borsadaki küçük ve işlem hacmi düşük hisselerde korkunç bir manipülasyon yapan ve bu sayede de hisse değerlerini hem hayatın normal akışına hem de ekonomik saiklere aykırı bir duruma neden olanlar, meğerse daha da çetrefil ve kapsamlı bir rezaletin aktörleriymiş.
Mesele biraz aydınlanır gibi olmaya başlayınca bile işin siyasi ve bürokratik ayakları ortaya çıkıyor. Bir yanda devlet kurumlarının güvencesiyle bu işe girdik, para koyduk diyen "mağdurlar", diğer yanda ise bu meselenin iç yüzü bilinmese belki de para sihirbazı diye nam salacak olan paralarını katlayanlar..
İşin enteresan tarafı, eski bir bakanın bu işin içinde olduğunu ve parasını 4 ayda 15’e katladığını da muhalefetin açıklaması sayesinde kamuoyunun öğrenmiş olması..
Aslına bakılırsa bu meselenin özeti tam bir servet transferi olduğudur. Enflasyondan kaçmak ve birikimlerini artırabilmek ama bunu da kısa yoldan yapmak isteyenlerden piyasayı yönlendirenlere doğru bir akış. Benzer bir transfer, dövizi baskılamak için icat edilen KKM'de de yaşanmıştı. Halkın cebinden faizden para kazananlara akmıştı kaynaklar..
Bugünkü hadiseyi borsa yatırımcıları ve ilgilileri ekseninden çıkaran şey ise eski Aile Bakanı hanımefendinin dahil olması ve akıllara zarar bir kazancı 4 ayda elde etmesi.. Elbette ki bu durumun siyasi sonucu olabilir, ancak bu bağlı bulunduğu partiyi ilgilendiren bir husustur. Kamuoyunu ilgilendiren ekonomik ve ahlaki yön ise bundan daha kıymetlidir.
Fonun idare ettiği küçük bir hisseye eşiyle birlikte toplamda 163 milyon lira yatırıp da 4 ay sonra 2 milyar 170 milyon lira alması, daha doğrusu apar topar satıp çıkması, başlı başına bir soruşturma konusu değil midir? Yatırılan paranın kaynağı nedir mesela? Bir hisseye bu kadar para koyanların gerçek servetleri ve bunun kaynağı nereden ileri gelmektedir? Bu fona girmelerinin ve fondan, tam da operasyonlar başlamadan önce ve çok büyük bir meblağ ile çıkabilmelerinin insider trading ile ilgisi var mıdır?
Bu durumun ortaya çıkmasından sonraki süreç ise tam bir ibret vesikası olarak ilerliyor. Önce birileri “parayı iade edecek” diye bir yalan haberi yayıyor, ki bunun hukuki bir karşılığı yok. Sonradan böyle bir şey olmadığı ortaya çıkıyor. Bu arada günler geçmesine rağmen ne bir soruşturma açılıyor ne de ifadeye çağrılıyor eski bakan. Son olarak da borsaya yatırdığı paranın “dededen kalma olabileceği” gibi bir iddia kamuoyunun önüne atılıyor.
Bu arada Sermaye Piyasası Kurulu eski Başkanı İbrahim Ömer Gönül hakkında "görevi kötüye kullanma" suçundan soruşturma izni isteniyor ama parasını 4 ayda 15’e karlayan eski bakan için herhangi bir tasarrufta bulunulmuyor.
Elbette ki tüm bu yaşananlar, toplumun adalet duygusunu iyiden iyiye törpülüyor, kişiye özel hukuk algısını güçlendiriyor. Cevapsız soruların hiçbiri hala yanıtlanmazken, adeta yapanın yanına kar kalmaya doğru giden bir süreç yaşanıyor adeta.
Sermaye Piyasası Kurulu’nun, tasfiye edilen yatırım fonlarında “fahiş kazanç” elde edenlerin bu tutarları gönüllü olarak iade edebilmesi için Birleşik Fon Bankası nezdinde “İsteğe Bağlı İade Hesapları” açması da var ki, gerçekten yoruma muhtaç.. Madem fahiş kazanç var, ortada bir suç da vardır ve bu suçtan da “iade ederek” kurtulmak mümkün olmayacaktır herhalde.
Eski bakanın meselesi toplasanız 45-50 milyon dolara karşılık geliyor, peki bu 20 milyar doların geri kalanı nerede, buna bakmak da gerekiyor herhalde..