Geçen hafta bir gazetede "Sıkı para politikasına kalibrasyon hazırlığı" başlığıyla bir haber çıktı. Haberde, sürdürülen “yüksek faiz” politikasından dönüleceği iddialarına yer verilirken, habere Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan bir “düzeltme” geldi.

“Ekonomi programında köklü değişiklik yok” minvalinde bir açıklama yapan Bakanlık, ekonomi programında köklü değişiklik yapılacağı yönündeki yorumların doğru olmadığını duyurdu. Bakanlık açıklamasında, "Özellikle Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın uhdesinde bulunan para politikası araçları, döviz kuru politikası ile kredi büyüme limitlerine ilişkin konular Bakanlığımızla ilişkilendirilmiş ve bu çerçevede ekonomi programında köklü değişiklik yapılacağı yönündeki yorumlar doğru değildir.” denildi.

Burada bir yanılsama söz konusu adeta. Yürürlükte olan ekonomi politikası, siyasi iktidarın uhdesinde ve bunun yürütücüsü de Hazine ve Maliye Bakanlığı. Dolayısıyla uygulanmakta olan “yüksek faiz politikası” da doğrudan siyasi iktidarı bağlıyor. “Fiyat istikrarının sağlanması” yani enflasyonun kontrolünün Merkez Bankası’nın görev sahasında olması, mevcut “yüksek faize dayalı ekonomi politikasının” siyasi iktidarın uhdesinde olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Merkez Bankası’nın tutmayan enflasyon hedefi için hükümete mektup göndermesi de bunu değiştirmiyor. Netice itibariyle, Merkez Bankası özerk bir kurum olsa da veya öyle olduğu söylense de, siyasi iktidarın belirlediği politika çerçevesi içinde bir hareket alanına sahip ve ekonomi politikasının kendisiyle ilgili olan kısmını yürütmekle sorumlu ancak.

Siyasi iktidarın, yüksek faiz konusunda sanki bunun belirleyicisi değilmişçesine “dışarıdan bir göz” gibi tavır alması da, olsa olsa siyasi bir kıvraklık ve seçmen kitlesine yönelik bir hamleden öte bir anlam ifade etmiyor.

Düşmeyen faiz için Merkez Bankası’nı suçlamak (ki yanlış politika tercihleri devam ettikçe faiz düşünce de geçici bir rahatlama dışında bir sonuç da çıkacak gibi değil), 3 senedir süren “enflasyonla mücadele” adı verilen “kemer sıkma” programından da onu sorulu tutmak, hiçbir sorunu çözmeyecek.

Dünyanın hiçbir ülkesinde bir “kemer sıkma” programı 3 sene sürmez ve bunca zaman boyunca böylesi bir sıkılaşmaya hiçbir halk da dayanamaz. Asgari ücretliler, sabit gelirliler, memurlar, emekliler zaten çekilen sıkıntı itibariyle perişan vaziyetteyken, artık esnaf da, sanayiciler de, ihracatçılar da dayanamadıklarını ve bu politikadan dönülmesi gerektiğini haykırıyorlar. Faizciler ve rantiye haricinde toplumun tüm kesimleri büyük sıkıntı içinde olduklarını beyan ederken dikkate almayanlar, bari “iyimser” verileriyle bilinen TÜİK’in hesapladığı verileri dikkate alsa da, bu yolun bir yere varmayacağını kabul etse artık.

Enflasyonda gelinen nokta Haziran 2023’te yüzde 38’le devralınan enflasyonun 3 senede ancak yüzde 32’ye düşürülebilmesi.. Beklentiler notasında bile umut vaat etmeyen enflasyon manzarası da cabası. Enflasyondaki belirsiz görünüm, Merkez Bankası’nın Ağustos ayına ilişkin "Hanehalkı Beklenti Anketi" verilerine de yansıyor. Hane halklarının Ağustos ayında 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentisi, geçen aya göre 0,64 puan artarak yüzde 45,58'e yükselmiş!

Sene başında ücretlere “hedeflenen enflasyona göre zam yapılması” bile istenirken, Merkez Bankası’nın 8 ayda 2 kez revize ettiği, sene başındaki yüzde 15-21 aralığından önce yüzde 26’ya, sonra yüzde 28’e revize ettiği yıl sonu enflasyon tahmini de mi bir şey söylemiyor politika yapıcılara?

Ekonomi yönetiminin en başta anlaması gereken nokta, bu politikaların muhataplarının istatistiki veriler değil insanlar olduğu ve 3 yıl süren bir yüksek faiz politikasıyla, yani sürekli kemer sıkarak, sürekli halkın cebini baskılayarak enflasyonun düşürülemeyeceğidir. Düşmediği de meydandadır.

İnsanların dayanacak gücü kalmadığı noktaya gelinmişse, ekonomi politikasının başarısızlığı da tescillenmiştir. Bunu kabullenmemek ve hala kemer sıkmakta diretmenin de hiçbir manası yoktur.