Toplum, birtakım şeyleri yaşayarak ortak kelime dağarcığını genişletiyor, yeni kavramlarla yüzleşiyor, yeri geldiğinde öğreniyor, öğrenmese bile bir şekilde haşır neşir olmaya başlıyor. Yaşanan olaylar, deneyimler, toplumun hafızasına iyi veya kötü şekilde işleniyor, topumun fertleri üzerinde de öyle veya böyle bir etkiye neden oluyor.
Öğrenmek kötü olamaz elbette, ancak tuhaf gündemlerle şekillenen hayatlarımızda belki de yaşamamamız gereken hadiseler neticesinde birtakım şeyleri deneyimlememiz ve bu yüzden de toplumsal kelime dağarcığımıza yeni tabirlerin eklenmesi duruma göre pek de anlamlı olmayabiliyor.
Mesela 1999’daki Gölcük depremine kadar toplumsal hafızada yeri bile olmayan birçok kavram hayatımıza hızla girdi. “Artçı şok”, “öncü deprem”, “depremin şiddetiyle büyüklüğünün farklı kavramlar olması”, “fay zonu”, vs vs gibi hususlar konusunda bilgimiz arttı, bir farkındalık da oluştu.
Deprem biliminin terimleri, tabirleri, deprem bilimcilerin jargonu, o güne kadar kendi aralarındaki bir iletişimin vasıtasıyken, artık toplumsal iletişimde de yer edindi. Toplumda bu konuda artan farkındalıkla beraber insanların zihninde ve bilinç altında “deprem” konu başlığına da bir klasör ayrılmış oldu.
Ancak bütün bunlar popüler bir ilgi nesnesinden öteye gitmedi, toplumsal bir bilinçlenmeye dönüşemedi, sadece raytingi yüksek birtakım konu başlıkları olarak hafızalara kazındı.
Oysa, deprembilim camiası dışındaki insanlar için fay hatlarının yeri, uzunluğu, vasıfları vs gibi konular hem pek bir şey ifade etmez, hem de bunları idrak etmeye bilgileri yetmez. Dolayısıyla, bu meselelerle ilgili “disiplin içi” tartışmalar da sokaktaki vatandaşın boyunu aşar, etki ve yetki alanı dışında kalır.
Benzer şekilde ekonomik birçok terim, tabir, konu başlığı da yaşanan can acıtıcı ve fakirleştirici ekonomik krizler vesilesiyle sokaktaki vatandaşın radarına girdi. İlgili ilgisiz herkes yatırım tavsiyeleri ara vaziyette, okuma yazması olmayan insanlar ile borsadan girip altından çıkıyor, kriptodan girip yatırım fonundan çıkıyor. Sıradan insanların gündeminde yer almaması gereken “Merkez Bankası’nın faiz kararı” bile toplumsal gündemin en çok ilgi gören konu başlıklarından olabiliyor. Faiz kararının açıklanacağı gün ve saatte, ilgili veya ilgisiz herkesin bu kararı beklemesi bir yana, toplumsal kelime dağarcığına ve hafızaya da bir klasör de bunun için açıldı.
Halbuki, işin uzmanları ve profesyonelleri haricinde, dünya üzerinde hangi ülkede sokaktaki vatandaş Merkez Bankası’nın faizi kaç baz artıracağını veya azaltacağını dert etsin ki? Teknik bir meselenin toplumun gündemine bu denli girmesinde bile ters bir yön olduğu meydanda değil mi? Toplumsal manada finansal okuryazarlığın artması değil bu, yaşanan kötü deneyimler neticesinde toplumun fertlerinin sıradan gündemlerinde kendilerini ilgilendirmeyen konulara yer verir hale gelmeleri hali bu.
Şimdi bir de hukuki bir terim toplumsal kelime dağarcığına eklendi. Hukuk tahsili olmayan pek çok kimsenin bugüne kadar belki de hiç duymadığı teknik bir terim olan “mutlak butlan” kamuoyu gündeminin ortasına oturdu. Aylardan beri sokaktaki adamdan para piyasalarına kadar bir şekilde gündemde olan “mutlak butlan”, siyasi tarihte bir ilk olarak upuzun gündemler listesine tepeden girmiş oldu.
Birçok kimsenin tam manasıyla bilmediği, bilenler bile üzerinde bir mutabakata varamadığı bir hukuki kavram, bugün siyasetten ekonomiye ve toplumsal huzura kadar pek çok noktayı etkiler durumda. Toplumsal kelime dağarcığı biraz daha genişledi, ancak gerek var mıydı, tartışılır.
Toplumun fertleri, sıradan hayatlarını bir şekilde etkileyen, hayatlarında daha önce duymadıkları terimlerle böylece yüzleşmiş oluyor. Oysa, sokaktaki vatandaşın TCMB faiz kararını da mutlak butlanı da bilmesi gerekmiyor, zihninde bunlara bir parantez açmasına gerek yok. Dünyanın gelişmiş toplumlarında insanların şahsi gündemlerinde bu türden şeylere yer olmadığı gibi bizde de yer olmaması gerekiyor.
Siyaseten normalleşememek, hayatın her safhasını bir şekilde etkiliyor, etkilemeye de devam edecek gibi duruyor.