Mayıs 2023’teki seçimlerin ardından Haziran 2023 itibariyle uygulamaya konan enflasyonla mücadele programı 3 senedir uygulanıyor. Bu süreçte halk adına kemer sıkma ve faizcilere yüksek kazançlar haricinde bir netice ortaya çıkmadı. Enflasyonda manalı bir düşüşü geçtik, istikrarlı bir düşüş trendi ve geleceğe dönük iyimser bir beklenti atmosferi dahi oluşturulamadı. Hane halkı başta olmak üzere piyasalarda da enflasyonda önümüzdeki süreçte hedeflenen enflasyona yakınsayan bir rakam dahi tasavvur edilemiyor.

Sıkı para politikası yani yüksek faize dayalı bir anlayışı merkeze koyarak, enflasyonla mücadelenin esas yükünü de sanki vatandaşın tüketimi sebepmiş gibi halkın sırtına yükleyerek geçen bu 3 sene, açıkça kayıp bir 3 senedir. Enflasyonda hiçbir zaman tutmayan hedefler, 2026 yılı itibariyle, Ortadoğu’daki gerilimin de tetiklemesiyle iyice belirgin hale geldi. Tamamen ABD-İsrail-Irak savaşı yüzünden bunlar yaşandı denemez, ancak mevcut durumu daha da kötüleştirdiğinden bahsedilebilir.

Yıl sonu için belirlenen yüzde 16 enflasyon hedefine neredeyse daha ilk 4 aydan ulaşılması ve bunun üzerine kaçınılmaz olarak hedefin yüzde 26’ya revize edilmesi, programın çalışmadığını gösterir. Yıl sonu enflasyon hedefinde 10 puanlık yani yüzde 62,5’lük bir sapmanın kabul edilebilecek ve savunulacak hiçbir yönü yoktur.

Bundan önceki yıllarda gıda fiyatlarında yaşanan fahiş artışların pazarcılarla, depocularla, marketlerle ilintilendirilmesi gibi geçen sene yüksek seyreden gıda fiyatlarının zirai don nedeniyle olduğunu duymuştuk. Bu senenin tutmayan enflasyon konusundaki günah keçisi de pek tabii ki İran-ABD-İsrail savaşı oldu haliyle.

Halbuki, Şubat’ın sonu itibariyle başlayan bu hadiseden önceki açıklanan enflasyon verileri de hedefin daha baştan tutmayacağını işaret ediyordu zaten. Ortadoğu’daki gerilimin etkisinin verilere en erken Nisan’da yansıyacağı düşünüldüğünde, o halde ilk 3 ayki yüksek seyir de mi “savaş” yüzündendi, onun da sebebi dış bir kaynak mıydı denebilir?

Politika yapıcılar, uygulamaya koydukları programı tastamam doğru ve eksiksiz kabul edip toz kondurmaz ve ortaya çıkan olumsuz neticeleri de dış etkenlere bağlamakla geçiştirirken, 3 senelik sürecin eğrisiyle doğrusuyla masaya yatırılması, toplumsal maliyetlerinin de hesaba katılması ve işin insani boyutunu da hesaba katarak bir durum değerlendirmesi yapılması kaçınılmazdır.

Yoksa “enflasyonda en zoru geride kaldı, bundan sonrası daha kolay” diyerek, geçim sıkıntısı iliklerine kadar hisseden milyonların sıkıntılarını basit istatistiki verilerle geçiştirmek, bir iktisat politikası uygulaması olamaz. Enflasyonla mücadele programını izah ve ikna için küresel rantiyeye gitmeye gösterilen ihtimamın küçük bir kısmının, programın yükünün tamamının yıkıldığı halka da gösterilmesi gerekmektedir.

Bankaların kucağında ay sonunu getirmeye uğraşan, önünü göremez olmuş, geleceğe dair en basit bir öngörüde dahi bulunamaz hale gelmiş ve umudunu kesmiş milyonların kaygılarını ve sıkıntılarını dikkate almadan enflasyon falan da düşmez.

Korkunç boyutlara ulaşan ve rantiyeyi ihya eden faizle borçlanmalar enflasyonla mücadeleye halel getirmiyor ama çalışanlara, memura, emekliye verilecek enflasyon kadar bile zamlar, iyileştirmeler halel getirebiliyor. Bu mantıkla bir yere varılamadı, varılamaz da..

Yıl sonu hedefine göre maaş zamları verilmesi gerektiğini savunan siyasi iktidar, tutmayan enflasyon hedeflerini göz önünde bulundurarak ve daha sene başında eksik ücret zammıyla mağdur olmuş milyonları hesaba katarak Temmuz’da bir ara zam vermek durumundadır.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’ın “Kira fiyatlarındaki artışı, ev sahibine; soğan fiyatlarındaki artışı, marketçiye; patates fiyatlarındaki artışı, stokçuya; gıda enflasyonunu kışın yağan kara bağlayan iktidar; nihayet Mayıs ayında oluşacak cari açığı da Kurban Bayramı’na bağladı!” paylaşımı da ortadaki trajikomik ekonomik manzaranın güzel bir özetidir.