3 senedir enflasyonla mücadele programı adı altında “kemer sıkma” programı uygulanıyor. Halihazırda hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısıyla baş etmeye, ay sonunu getirmeye çalışan vatandaşın sırtına bir sanki müsebbibiymiş gibi “enflasyonla mücadele” küfesi yükleniyor.

“Hedef enflasyon” diye afaki bir şey ortaya atılıyor ve kimseleri tatmin etmeyen TÜİK enflasyonun bile altında ücret zamları yapılıyor. Sonuç? 2026 enflasyon hedefine daha ilk 4 ayda ulaşılıyor, halkın alım gücü şimdiden enflasyon karşısında eridikçe eriyor.

Bu koşullarda “reel gelirin artmasından” bahsedilebilir mi? Enflasyon yüksekken alım gücü nasıl artabilir?

Ama birkaç ay önce Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, "Kişi başına gelir 18 bin 40 dolara yükseldi. Kalıcı refah artışı hedefimiz için kritik eşik olan yüksek gelirli ülkeler grubuna 2025'te dahil olduğumuzu öngörüyoruz." ifadelerini kullanmıştı.

Bir yandan uygulanan enflasyonla mücadele programıyla vatandaşa kemer sıktırılırken, diğer yandan da geliri de düşük ücret zamlarıyla vs baskı altında tutuluyor ve milyonlarca kişiye resmi enflasyon kadar dahi zam verilmiyor. Hangi matematikle reel gelirin arttığı sonucuna ulaşılabilir o zaman?

Elbette ki, carry tradeci küresel rantiye dolar bazında da yüksek faiz alabilsin diye baskılanan döviz kuru bu noktada önemli. Baskılanan ve belki de bugün 60-70 lira olması gereken dolar kurunu 45 liradan hesaplayınca ortaya 18 bin dolarlık kişi başı milli gelir rakamı çıkabilir. Bu rakamın gerçek tabloyu yansıtmadığını en iyi ekonomi yönetimi biliyor muhtemelen. Ancak nedense bu durumu farklı yansıtmayı tercih ediyorlar.

Özellikle Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildikten sonra ekonomide yaşanan tuhaf hal, tarif edilemez bir uzun süreli kriz durumu, bir türlü yerine oturmayan dengeler ve 2021’deki absürd faiz kararıyla patlayan enflasyonla birlikte Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir hızlı fakirleşmeye tanık olduk. Bu yanlış politika tercihlerinin hesabı halka verilmedi, ancak uygulanan politikalardan dönüş “rasyonaliteye dönüş” diye takdim edilebildi. Haziran 2023’ten önceki politikaların “irrasyonel” yani akıl mantık dışı olduğu itiraf edildi aslında.

“Rasyonaliteye dönüş” diye sunulan ve merkezinde yüksek faiz uygulamak olan enflasyonla mücadele programının tüm yükü vatandaşın sırtına yüklenirken, halkı bu programa ikna etmek için en ufak bir gayret sarfedilmedi. Ancak uluslararası yatırımcı denilen küresel rantiyeyi ikna etmek için defalarca yurt dışında programlar icra edildi, konferanslarda, panellerde bu kesimler iknaya çalışıldı. Bu bile, bu programın meseleye yaklaşımını göstermiyor mu?

Vatandaşın 3 kuruşluk maaşına yapılacak küçük zamları bile yük olarak gören bir anlayış, bu ülke insanını mı yoksa yurt dışından gelmesi istenen “bıyıklı sermaye” tabir edilenleri mi önceler? Cevabını görmekteyiz.

Bütçeden bu sene 2,7 trilyon lirayı faize ödemekten çekinmeyip de, işçisine, memuruna, resmen sürünen emeklisine 3-5 bin lirayı fazla görmek, uygulanan enflasyonla mücadele programının özüdür aslında. Elinde sadece yüksek faiz olup da her kilidi bunla açabileceğini düşünerek de bir yere varılamadığını da 3 sene boyunca gördük zaten.

İnsanları, kendilerine ait hayatları, hayalleri, aileleri olan bireyler değil de sandığa oy atacak seçmen veya istatistiki birer veri olarak gören bir anlayışın ekonomiye yaklaşımına bu toplumun tepkisi de düşmek bir yana daha da artan enflasyon beklentisinde somutlaşıyor.

Her kötü şeyi dış güçlere, zirai dona, Ortadoğu’daki gerileme vs vs bağlamakla da bu başarısızlık aklanamaz. 3 sene süren enflasyonla mücadele programı da olmaz haliyle. Biraz da küresel yatırımcılar değil de bu halka acınmalı artık!