KÜLLİ KÂİDE: MADDE: 8

BERÂET-İ ZİMMET ASILDIR… Yani asıl olan, aksi ispat edilene kadar kişinin borçsuz olmasıdır…

Berâet: Temize çıkma, aklanma.

Zimmet: Hukuki ve mali sorumluluk, borç.

Suç sonradan işlenir. însan önce suçlu değildir. Yani suç işleninceye kadar insan mâsum kabul edilir. Ya da aslolan mâsumiyettir. Suç sonradan işlenilen bir unsurdur. Suçu sabit değilse, deliller yetersizse aslına döner. Yani kişinin mâsumiyetine karar verilir. Meselâ :

a) Hırsızlık suçu iddiasiyle hâkimin huzuruna çıkarılan kimse hakkında ilk düşünülen husus, hırsız olmamasıdır. Hırsız olduğu beyyine-delil ile ispat edilmedikçe, suçsuz olduğu kanaatine varılarak serbest bırakılır. Çünkü berâet-i zimmet asıldır.

b) Bir kimse bir diğerinin malını telef eder de, sonra o malın miktarında ihtilâfa düşerlerse mal sahibi, iddia ettiği fazlalığı ispat edemediği takdirde, söz o malı telef edenindir. Yani onun sözü kabul edilip hüküm verilir.

c) Telefonu dinlenen veya evine böcek yerleştirilenin konuşmalarına bakılarak suç isnat edilmez. O suç işlenmişse, ya da deliller meşru yollarla elde edilmişse suçlu kabul edilir. Yoksa kişinin suçsuzluğu (berâet-i zimme) esas alınarak mâsum olduğuna karar verilir. Burada kişinin beyanına itibar edilir.

Günahların ifşa edilmemesi, alenileştirilmemesi tavsiye edilir. Çünkü alenileştirilen günahlar bir süre sonra normalleşir ve toplumda yaygınlık kazanır. Günümüzde fuhşiyâtın bu kadar yaygınlık kazanması, günahların alenileştirilmesindendir. Maalesef günahların baştâcı edildiği bir toplum olduk…

Tabi ki İslam Devleti bir tehdit gördüğünde tâkip eder. Bunun sınırı mahremiyetler ve özel alanlardır. Cebrail (A.S.) Hz. Ayşe (R.Anhâ)’nin başı açık olduğunda, Hz. Peygamber (S.A.S.)in evine girmemişti. Melekler bile bizimle tuvalete girmezler… (azap melekleri hariç, çünkü onlar için sınır yoktur) Kaynaklar da insanın mahremiyetine, meleklerin dahi saygı gösterdiği kayıtlıdır. Kaldı ki insanların, velev ki gayr-i meşru bile olsa bir kadınla ilişkisini kaydetmek, evine yatak odasına, banyosuna girmek hiç doğru değil ve caiz de değildir.

Bakın burada suç işlenmeden önce insanlar şöyle yapabilir, böyle yapabilir diye tâkip edilmesi kişilik haklarına aykırıdır. Bu İslâmî değildir. Ama o kişinin konum itibariyle tehlikeli ilişkiler içinde olduğuna dâir delil, şikâyet ve benzeri bir durum ortaya çıkarsa devlet araştırma yapar. Bu araştırma sürecinde kişinin kişilik hakları, savunma hakkı bâkidir. Fakat olmamış, gerçekleşmemiş bir suçtan dolayı cezalandırılamaz.

Konumları itibariyle yöneticilerin ve etkili makamlarda bulunanların takip ve kontrolleri meşru dâirede yapılır. Yani devlet, önce görevlileri ve memurlarını denetler. Onları kontrol eder. Suçun cezasının olması için suçun ortaya çıkması gerekir. Suç olmadan zanla cezalandırılmaz. Hz. Ömer (R.A.)'in yaptığı gibi devlet, toplumu teftiş eder. Emri bi’l ma'ruf, nehyi ani’l münker denilen toplumda kötülüğü engelleyen ve iyiliği yayan kurumlar oluşturur. Bu kurumlar aracılığıyla toplumdaki kötülükleri azaltmaya ve iyiliği yaymaya çalışır.

Müslümanların kâfire karşı uyanık olması ve istihbarat yapması meşrudur. Peygamberimiz de istihbarata büyük önem vermiştir. Burada yanlış olan, müslümanların birbirlerinin ayıplarını araştırması, birbirleri hakkında su-i zanda bulunması, birbirlerinin günahını ifşâ etmesidir. Halbuki Allah Settârdır. Kul, tövbe eder ve af dilerse umulur ki Allah onu affeder… [1]

Mecelle'nin hârika kâidelerinden birisi olan BERÂET-i ZİMMET ASILDIR maddesi İslam Hukukunun, Evrensel Ceza Hukukuna armağanı olan MÂSUMİYET İLKESİNİ tanımlamaktadır. Sahi ASIL OLAN SUÇSUZLUKTUR darb-ı meselinden, ATEŞ OLMAYAN YERDEN DUMAN ÇIKMAZ atasözüne nasıl geldik?..

[1] https://www.haberinkapisi.com/bir-islam-hukuku-kurali-beraat-i-zimmet-asildir İbrahim Halil Er (https://www.haberinkapisi.com/ibrahim-halil-er)