KÜLLİ KÂİDE : 10
Bir Zamanda Sâbit Olan Şeyin Hilâfına Delil Olmadıkça Bekâsıyla Hükmolunur.
Geçmişte sâbit olan bir şeyin, aksine delil olmadıkça var olduğuna hükmedilir.
Bir şeyin, geçmiş zamanda gerçekleştiği biliniyorsa, aksine delil bulunmadıkça eskisi gibi devam ettiği kabul olunur. Aynı şekilde bir şeyin, şu anda sâbit olduğu biliniyorsa, geçmişte de böyle olduğu, aksine bir delil bulunmadıkça, kabul edilir.
Bir kimsenin mülkü olduğu bilinen şey, mülkiyeti gideren (satış, bağışlama gibi) bir vaziyet mevzubahis olmadıkça mülk olarak kalmaya devam eder. Bu da bir önceki, SIFAT-İ ÂRIZADA ASLOLAN, ADEMDİR maddesiyle alâkalıdır.
Meselâ, mefkûdun, yani nerede olduğu ve hayatta olup olmadığı bilinemeyen kimsenin, hayatta kabul edilmesi, bu maddelerde tanzim olunan İSTİSHÂB prensibinin bir gereğidir. Ancak bir kimsenin öldüğü güçlü bir delille, meselâ iki âdil şâhid ile ispatlanırsa veya ölüm tehlikesi hâlinde kaybolduğu (bindiği geminin battığı, veya cephede kaybolduğu, ya da bulunduğu evinin tamamen yandığı) gerekçesiyle mahkemece ölümüne hükmedilirse, artık bu mahkeme hükmü mefkûdun hayatta oluşu vâkıasının hilâfına delil teşkil eder.
Meselâ bir baba, gâib oğlunun malını nafaka olarak kendisine harcasa, oğul sonradan gelip babasının zengin olduğu halde kendi malını nafaka olarak harcadığını iddia etse ve bunu ispatlayamasa, baba şu anda fakirse geçmişte de böyle olduğu, dolayısıyla nafaka olarak oğlunun malını sarfetmeye hakkı bulunduğu kabul edilir. İslâmiyette âile ferdleri arasında mal ayrılığı esastır. Baba ve anne fakirse, küçük çocuklarının malından yiyebilir; zenginse yiyemez, yerse tazmin eder… [1]
[1] Şimşirgil, A.& Ekinci, E. B. (2018); Ahmet Cevdet Paşa ve Mecelle’den Düsturlar, 8. Baskı, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, s,150-151