Evet, en sonda söylenmesi gereken sözü en başta söyleyelim.
Her şey o “ama”da gizli ve bu krizin çözülme imkânı da gözükmüyor.
Çünkü o “ama” çok şey ihtiva ediyor.
İsterseniz en başa saralım.
Aslında hemen her şey AK Parti’nin istediği gibi gidiyordu.
Ana muhalefet partisi iki parçaya bölünüp diskalifiye edilmişti.
Hemen her sabah yeni bir “yolsuzluk operasyonları” yapılarak muhalefet dövüldükçe dövülüyordu.
İktidar medyası ise günaşırı muhalefetin yolsuzluk haberlerini çarşaf çarşaf vererek seçime doğru giderken yelkenler iyice şişiriliyordu.
Ta ki “fon skandalı” parlak verene kadar.
Skandalın patladığı nokta tam da AK Parti Genel Merkezi olunca işler iyice sarpa sardı.
Skandal demek dahi yetersiz kalacak olan bu fırtınadan öncelikle iktidar partisinin kurtulması daha sonra da ülkeyi kurtarması bekleniyor ama bugün itibariyle böylesi bir ihtimalden bahsetmek pek mümkün görünmüyor.
Özellikle geride bıraktığımız bir haftalık süreç zarfında görüldü ki, “cek”, “cak” ile geçiştirilmeye çalışılıyor ama gün geçtikçe de hasar da daha derinleşiyor.
Hasarın iki boyutu var biri ekonomik biri de siyasi.
Ekonomik olarak bahsedilen rakamlar 20 milyar dolardan başlıyor 100 milyar dolara kadar dayanıyor.
Bu yükü kaldıracak bir ekonomik durum asla yok.
Yıllardır ekonomik kriz altında inim inim inleyen halkın sırtına bu yük yüklenecekse de halkın taşıma gücü hiç yok.
Fona para kaptıran en az 500 bin kişi ve fon skandalı sonrası borsada yaşanan çöküşten etkilenen milyonlar var.
Ve ilave olarak çok ciddi bir “ekonomik ve siyasi güvensizlik” oluştu.
Kırılgan ekonomilerin en sevmediği tablo!
Siyasi faturası ise yaklaşan seçimlerde ağır olarak ödenebilir.
Son olaylardan sonra artık muhalefetin tepesinde gezdirilen Demokles’in kılıcı “yolsuzluk sopası”nın etkisi de kalmayacaktır.
Hatta şemsiye tersine dönecektir.
Daha bugün sabah Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer yolsuzluk operasyonu nedeniyle evinden alınırken hâlâ fon skandalı nedeniyle bir tek AK Partili ifadeye dahi çağırılmadı.
Bu durumu AK Parti tabanına dahi izah edemezsiniz.
Edilemiyor da.
Peki, tüm bu sorunlar çözülebilir mi?
İmkânsız demek olmaz ama çok zor denebilir.
İsterseniz bir örnekle açalım.
Uğur Mumcu suikastından sonra hedefe konan Mehmet Ağar, “Eğer bir tuğla çekersem duvar yıkılır” diyerek konuşamayacağını ilan etmişti.
Bugün de yaşananlar iktidar partisi için tam da bu benzetmeye uyuyor.
Bırakın bir tuğlayı çekmeyi çürük tuğlalardan çok öte taşıyıcı kolonlardan bahsediliyor.
Suçlanan isimlerin tamamına yakını AK Parti’nin önemli noktalarında.
Parti içerisinde yarım asra yaklaşan “aile birliktelikleri” var.
Yarım asra yaklaşan “birikmiş sırlar” var.
Yarım asra yaklaşan “birikmiş şahitlikler” var.
Ama kazanılması gereken bir de seçim var.
Ülkemizin acilen bu krizden çıkması lazam hatta AK Parti’nin hemen çıkması gerekiyor ama patinaj yaptıkça çamura saplanacak gibi gözüküyor.