Fon krizinin yani “asrın vurgununun” ilk patladığı günlerde yine bu köşeden “40 yıllık aile dostlukları, 40 yıllık sırların gölgesinde… Fon krizini çözmeye en fazla AK Parti’nin ihtiyacı var ama…” başlıklı bir makale yayımlamıştık.
Orada anlatılmak istenen; bu vurgunun siyasi faturasının ağır bir şekilde AK Parti’ye çıkartılacağı, dolayısıyla da iktidar partisinin bu sorunu hızlıca çözmesi gerektiği ancak çözmesinin mümkün olmadığıydı.
Sebebi de krizin ya da vurgunun patladığı yerin tam olarak AK Parti Genel Merkezi olduğu ve olay yerinde yaralıların ve hasarın bir hayli fazla olması olarak temellendirilmişti.
Nitekim vurgunun patlak vermesinin üzerinden neredeyse 50 gün geçti ve dişe dokunur hiçbir adım atılamadı.
Atılamaz da!..
En fazla birkaç kişinin mal varlığına el konuluyor ve peşi sıra üzerinden bir iki saat geçmeden tekrar el koyma işlemi kaldırılıyor.
Tam da en başta dediğimiz gibi oluyor.
Daha ileri gidilemez.
Beklenti içinde olanlar varsa da boşa umutlanmasın, zaman kaybetmesin.
Geçtiğimiz günlerde Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Likoğlu, AK Parti içerisini işaret ederek, “Oğlumu tutuklayacak daha anasından doğmadı, tek başıma yapmadım, sadece ben mi yaptım” diyen etkin bir AK Partilinin varlığından bahsetmişti.
İşte zurnanın zırt dediği yer burası.
Bu vurguna karışanların tamamı biliniyor.
Ve büyük bir kısmı da iktidar partisinin en etkin noktalarında.
Ya birini alacaksınız ya da hiçbirine dokunmayacaksınız, dokunamayacaksınız.
Bu nedenlerden dolayı şu an da kimseye dokunmadan zamana yayarak vurgunun üstü kapatılmaya çalışılıyor ancak ekonomiden “imdat” feryatları yükseliyor.
Fatura da halka yansıyınca tabandan gelen feryatlar AK Parti Genel Merkezi’nde de ciddi rahatsızlıklara sebebiyet veriyor ama eller kollar bağlı.
Turkuvaz Medya Grubu ve Yeni Şafak Medya Grubu vurgunun sorumlularının cezalandırılması için belirli bir tonda ses çıkarıyor ama geri kalan iktidar medyası kulağının üzerine yatmış durumda.
Tablo artık iyice netleşti.
Bu vurgundan çıkar sağlayanların tamamına yakını siyasetçi.
Hem de oldukça etkin konumdaki siyasetçi.
Bürokratlar ise daha ziyade göz yummuş gibi görünüyor.
Yani asli suçlu siyaset çatısı altındakiler.
Peki gelelim başlıkta söylediğimiz “Siyaset ne yaptı ki, bürokrasiden ne bekleniyor?” sözünün açılımına.
2018 yılında başkanlık sistemine geçildikten sonra bürokrasinin etkisi yok denecek kadar aza indirildi.
Hatırlayacaksınız, o güne kadar bağımsızlığına halel getirilmemeye çalışılan Merkez Bankası Başkanlığı da yol geçen hanına döndü.
Peş peşe görevden almalar ve koltuğa oturmasıyla kalkması bir olan isimler sıralandı.
Yani ülkenin en önemli ve etkin bürokratlarından olan Merkez Bankası başkanlarının dahi artık bir kararnamelik canı vardı!
Şimdi tekrar başa dönüp vurgunun adım adım nasıl geldiğini anlatmaya gerek yok.
Ancak adeta davul çala çala gelmiş o kesin.
Dolayısıyla da ilgili kişilerin yani ekonomi bürokrasisinin, ekonomi yönetiminin ve siyasi iradenin bu vurgunun gelişinden haberi olmaması mümkün değil.
Zaten ülkeyi yönetenlerin bu denli pervasızca yapılan bir vurgundan haberleri olmamışsa bu daha büyük bir sorun.
Ekonomi bürokrasisinde önemli görevler yapmış olan bir prof’un “Bu krizin gelişi 15 dakika içerisinde tespit edilir” değerlendirmesini dinledik.
Yani anlaşılıyor ki ortada topluca göz yumulan bir vurgun var.
Durum böyle olunca da iktidar partisinin en etkin noktasındaki insanların ve çocuklarının organize bir şekilde işlettikleri vurgun ağına hangi babayiğit bürokrat çomak sokabilirdi ki?!
Diyelim çomak soktu, kaç saat hatta dakika koltuğunda kalabilirdi ki!?
Hadi sorumuzu ilkokul sıralarındaki çocukların anlayacağı sadelikte soralım.
Diyelim ki vurgun, kimse fark etmeden yapıldı. Ancak tüm vurguncular ve her adımları ortaya çıkalı tamı tamına 50 gün oldu.
Yani neredeyse tüm ülke ve dolayısıyla da ülkeyi yöneten siyasi irade vurgunun tüm detaylarına haiz.
50 gündür ne yapıldı?
“Masanın üstünde” dedikleri liste dahi açıklanmıyor.
Açıklayanlar hakkında da “gizli bilgileri yaymaktan” soruşturma açılıyor.
Kimsenin evine sabahın köründe baskın yapılmadı da en azından kimin ziline basılıp kaçıldı?
Öyleyse eleştirilerimizi biraz da sisteme yapalım.
Bugün hiçbir bürokrat, siyasi iradenin hilafına işlere kal-kı-şa-maz…
O zaman en azından bir miktar da olsa okları bürokrasinin üzerinden uzaklaştırmak gerek.
Çok basit bir örnek vermek gerekirse…
Ortalıkta çakarlı araçtan geçilmiyor.
Birçoğu da trafik kurallarını hiçe sayıyor.
Kimi ters yönden ilerliyor, kimi emniyet şeridini işgal ediyor.
Kimisi de kırmızı ışık ihlali yapıyor.
Hiçbir yetkili de çıkıp bu pervasızlığa dahi dur demiyor, diyemiyor…
Trafik kurallarının çiğnenip çiğnenmediğine değil kimin çiğnediğine bakılıyor.
Bu örnek yeterli herhalde.
Bekleyenlere sözümüz yok, geldiğimiz noktada siyasetten de bir şey beklemiyoruz.
Zira siyasi irade de kilitlenmiş vaziyette.
Ne demişti etkin ve yetkili bir AK Partili: “Oğlumu tutuklayacak daha anasından doğmadı, tek başıma yapmadım, sadece ben mi yaptım?”