Anladık, Siyonistler, emperyalistler ve bilumum Müslüman düşmanları kanımızın dökülmesine doymadı da bizlere ne oluyor Allah aşkına!
Yıllardır her bir beldemizde katliama girişmeden önce farklı yalanlar uydurdular.
Günün sonunda Müslümanların bedeninde, namusunda, malında ve canında denemedikleri vahşet kalmadı.
Son çeyrek yüz yıldır aralıksız ölüyoruz.
Müslüman, bir delikten iki kez ısırılmaz.
Ama bu kaç oldu, sayamıyoruz artık.
O öyle yapmış, bu böyle yapmış…
O onu demiş, şu bunu demiş…
O o mezheptenmiş…
Bu şu görüşteymiş….
Bırakalım bu sonu gelmez tezviratları.
Ensarullah’ın Suudi Arabistan’a gönderdiği füzeye de karşı duralım.
Suud’un Ensarullah üzerine gönderdiği füzelere de…
Kimin haklı olduğunun hiçbir önemi yok!
Her bir füzenin düştüğü bir karış toprak da olsa orası İslam beldesi.
Bir çocuğun dahi burnu kanasa o bizim evladımız mertebesinde…
O füzeler ha bizim tepemize düşmüş ha bu iki ülke topraklarına, hiçbir farkı yok…
Olaya böyle yaklaşmak gerek.
Kiminin ağzından Suudi Arabistan’a salvolar çıkıyor,
kiminin ağzından ise Ensarullah’a…
Bizim, hem ülke olarak hem de fertler olarak birinin yanında konumlanmamız akan Müslüman kanını daha da artırır.
Tüm gücümüzle ikisinin tam ortasında durup kavgayı ayırmakla mükellefiz.
İsrail ve Amerika da bu savaşın şiddetinin artmasını istiyor.
Bizim farkımız olmalı.
Ve hatta kan kokusunu alan İsrail, krizi fırsata çevirme çabasında.
Netanyahu, Selman’a, “Biz de sizin safta savaşalım” teklifini götürmüş.
Böylelikle hem düşmanımız Ensarullah’a darbe vururuz hem de Suudi Arabistan ile ilişkileri “normalleştiririz” diye hesap yapıyormuş.
Netanyahu, kendi kanlı hesabına göre haklı.
Ama bizim amacımız ne?
Biz baş tutup aracı olmak için ısrarlı olmazsak bu kanlı savaş daha da büyüyecek.
Hele ki taraf olursak iş iyice içinden çıkılmaz bir hal alacak.
Elbette; İran’a, Mısır’a, Pakistan’a da önemli görevler düşüyor.
En az Türkiye kadar büyük bir görev de İran’a düşüyor.
Gerekiyorsa bütün bu ülkeleri aynı zeminde buluşturma görevini de Türkiye üstlensin.
Bu yapıldı!
Cennetmekân Erbakan Hocamız, D-8 ile yaptı.
İran, Irak savaşında yaptı.
Saddam, Kuveyt’e girince yaptı.
Kolay olmadı ama çok kısa sürede D-8’i hayata geçirdi. Hem de koalisyon ortağı iken yaptı.
Cumhurbaşkanı da Süleyman Demirel iken…
Hadi sizin dediğiniz gibi olsun, Suudi Arabistan’a Türk askeri gönderelim ve bizim askerlerimiz taarruza katılmasın, sadece savunma iş birliği yapılsın.
Bu durumda Ensarullah’a bizim askerlerimizi de vurma zemini hazırlanmış olmuyor mu?
Allah muhafaza Suudi Arabistan’a göndereceğimiz askerlerimiz Ensarullah füzesi ile vurulursa biz de otomatik olarak savaşın bir tarafı olmayacak mıyız?
Yıllardır “İslam Birliği” talepleri olan bir görüşün müntesipleri olarak Mekke İttifakı’na yekten itiraz etmeyelim diyoruz...
Ve hatta aynı işi daha da kapsamlı yapacak olan Erbakan Hocamızın eseri D-8 olmasına rağmen.
İsim gayet güzel ama icraatta sorun var.
Anlaşılıyor ki niyette de sorun var…
Elbette Mekke de, Medine de gözümüzün bebeği.
Ve hatta Kudüs de!
Askeri olarak bir risk alınacaksa, bir adım atılacaksa ilk askeri Kudüs’e göndersek.
Hadi bunu yapamıyoruz diyelim ama en azından çözüm için çaba sarf edelim.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nda "tarafsız" kalıp hem de defalarca barış için "ara buluculuk gayretine" karşılık Suud-Ensarullah çatışmasında taraf tutmak en azından tutarsızlık...
Hem de birçok noktadan tutarsızlık.