Hatırlayanlar vardır şüphesiz...
Eski Türkiye’de yaşanan “İSKİ skandalı” sonrası siyaset baştan aşağı yeniden şekil almıştı.
Olanları kısaca bir hatırlayalım isterseniz.
“Eski Türkiye” dedik ya!
Olay 1990 yılında gerçekleşmişti.
Dönemin İSKİ Genel Müdürü Ergun Göknel'in, kurumun ihalelerini paravan olarak kurduğu şirketlere verdiği ve bu ihalelerde büyük yolsuzluklar yaptığı ortaya çıkmıştı. Olayın ortaya çıkması ise Göknel'in eşi ile olan ilişkisinin bozulmasına dayanıyordu.
Zira bir akşam vakti Ergun Göknel, işten eve dönmüş ve eşi Nurdan Erbuğ'la beraber akşam yemeğine oturmuştu. Tam bu sırada eşine boşanmayı teklif etti ve böylece Türkiye genelinde SHP ve sosyal demokratların imajını çok şiddetli sarsan skandalın fitili ateşlenmiş oldu.
Bu teklifi duyan eşi de yaşadığı şok karşısında düşüp bayılmıştı. Bu boşanma teklifinin nedeni, Ergun Göknel'in İSKİ'de sekreterliğini yapan ve kendisinden 29 yaş küçük olan Feray Karvar ile gönül ilişkisi yaşamaya başlamış olmasıydı. Göknel, eşi Erbuğ'a, boşanmak için 1 milyon dolara yaklaşan bir tazminat ödemeyi de kabul etmiş, ancak "herhangi bir açıklama yapmadan sessiz sedasız boşanmak" şartını koşmuştu.
Bu tazminat değeri, Göknel'in genel müdürlükten aldığı maaşın hayli üzerindeydi. Dolayısıyla Göknel'in bu parayı nereden bulduğu sorgulanmaya başlandı. Göknel'in koyduğu şartlardan hoşnut olmayan Nurdan Erbuğ, eski eşi Ergun Göknel'in yaptığı yolsuzlukları ortaya çıkardı. Olaylar kısa sürede medyanın ilgisini çekti. Büyük gündem oldu. Dönemin belediye başkanı Nurettin Sözen de iddiaların araştırılması için Ergun Göknel'i İçişleri Bakanlığı'na şikâyet etti.”
Velhasıl, olması gerekenler oldu.
Süreç kendi mecrasında ilerledi.
Medyada SHP ve Ergun Göknel günlerce dövüldü.
SHP, siyaseten ağır bir bedel ödedi.
Ergun Göknel cezaevine girdi.
Siyasi tablo ise SHP’nin ağır kayıpları sonrası yeniden dizayn edildi.
O günkü şartlarda Ergun Göknel’in karıştığı yolsuzluk miktarı “1 milyon dolar” seviyesindeydi.
Şunu söylemek gerekir.
Yolsuzluk, hırsızlık insanlık tarihi ile yaşıttır.
Bugünün meselesi değildir ama bugün yapılanlar artık başka bir noktaya evrildi.
Hatırlayanlar vardır, Turgut Özal’ın “benim memurum işini bilir” sözü de tarihe geçmiştir.
Sonrasında Özal’ın partisi ANAP da tarih olmuştur.
Ama böylesi hiç görülmedi.
Mevcut tablo aynen şöyle; “Mideniz kaldırıyorsa ve siyasi bir desteğiniz de varsa dilediğiniz kadar yolsuzluk yapabilirsiniz.”
En fazla hatırınız sorulur!
Maalesef siyasette çok ciddi bir kokuşmuşluk yaşanıyor.
Siyasi iktidarın 25. yılında 27 yaşında bir genç, asrın vurgununu yapabiliyor…
Yolsuzluk ve hırsızlık yapanın yaptıklarına değil de önce siyasi kimliğine bakılıyor.
İktidar cenahında da, muhalefet cenahında da durum aynı…
Bizim partidense “devam” deniyor.
Adeta hırsızlar, hırsızlıklar yarıştırılır oldu.
“Hep mi onlar yiyecek, biraz da bizimkiler yesin” deniyor
“İyi de sizinkiler de şu kadar çalmıştı” deniyor.
Ve günün sonunda herkes kendi hırsızını koruyup kolluyor.
Kul hakkı, yetim hakkı, Allah korkusu hak getire!
Kim suçlu, kim suçsuz peşinen bilemeyiz ama en azından karakolun kapısından geçmeyen belediye başkanı kalmadı.
Elbette hakkında suç emaresi dahi olanlar gözaltına alınsın, sorgulansın, tutuklansın…
Ancak Türkiye’de “yapılan operasyonlardan çok yapılmayan operasyonlar sorunu var…”
İktidar partisi hakkında yolsuzluk iddiaları ayyuka çıkmış durumda.
Duyduklarımız akıl alır gibi değil, kim bilir duymadığımız neler var.
Suçlananlar cevap dahi vermeye tenezzül etmiyor.
“Kadrolarıma operasyon çektirmem” çıkışı ile tüm yollar da tıkanıyor.
Şifre şurada gizli: “Kadrolarıma operasyon çektirmem.”
Yani ortada tamamına yakını bir işe kalkışan “kadrolar”dan bahsediliyor.
Halk mı?..
Kimse kimseden hesap sormuyor.
Ne seçmen partisinden ne de partisi mensubundan…
Yapılan yolsuzluktan ziyade “hatır” konuşuyor.
Kör topal da olsa işleyen bir sistem yerine “ben izin verirsem işler” sistemine geçildi…
Son fon vurgununun patlak vermesinin üzerinden neredeyse bir ay geçti.
Hiçbir siyasinin kapısı çalınmadı ve hatta ziline basılıp kaçılmadı.
İki bürokrat istifa ettirildi. SPK başkanı ve Merkez Bankası başkan yardımcısı…
Onlar da emekliye ayrıldı.
Artık bir sahil kasabasında emekliliğin keyfini sürerler!
Bugüne kadar atılmayan adımların bundan sonrasında atılacağını bekleyen varsa daha çok bekler.
Bu kadar büyük yolsuzluk birilerinin kontrolünde yapıldıysa çok büyük sorun, kimsenin haberi olmadan yapıldıysa o daha da büyük sorun.
Öyle gözüküyor ki; sanki fon vurgunu da sessizce kapatılmak istendi ama ellerinde patladı.
Zira gelinen noktada işin içinden çıkmaları pek mümkün gözükmüyor.
Rezalet ahtapot gibi her yanı sarmış durumda.
Ayrı bir yazı konusu olacak gelişme ama son olarak Esenyurt vurgununa da bir iki kelime edelim.
Tarihimizde ilk yaşandı herhalde
“Kayyım”a “kayyım” atandı…
Çalınan paraları saklamak için özel daire kiralanmış…
Bunu yaptığı iddia edilen de resmi kamu görevlisi.
Kimi kime şikâyet edeceğiz!..
Ortalık kötü örneklerden geçilmeyince, “su akarken testimi doldurayım bari” diyenler birbiriyle yarışıyor.
Kimseden hesap sorulmuyor ama hatır soruluyor…