Sözlüklerde engelliliğin berrak bir tarifi vardır. Bir insan uzuvlarından herhangi birini kaybettiğinde ya da o uzuv iş göremez hale geldiğinde, bu durum yetkili bir sağlık kurulu raporuyla tescil edilirse -ki bunun da en az yüzde kırk oranında olması şarttır- o kişi resmen engelli kabul edilir. Görme engelliler, işitme engelliler, ortopedik engelliler, zihinsel engelliler… Bütün bu gruplar, hayatın getirdiği çetin imtihanlarla mücadele eden, her biri fiziksel dünyada ayrı bir gayret gösteren candan vatandaşlarımızdır. Ancak son yıllarda siyaset kurumunun çeperlerinde, ne yazık ki literatüre henüz girmemiş fakat sahada tüm yakıcılığıyla hissedilen yepyeni bir engel türü türedi. Buna direkt “zihinsel engelli” dersek, masum, temiz ve samimi zihinsel engelli vatandaşlarımıza haksızlık ve hakaret etmiş oluruz. Zira karşımızdaki tablo bir akıl eksikliği değil; katıksız bir "vicdan yoksunluğu" tablosudur.

Nedir vicdan yoksunluğu engeli? Şahsi ikballeri, koltuk sevdaları ya da sırf siyasi istikbal kaygıları uğruna; kendisini o Meclis’e taşıyan seçmenin helal oyuna, alın terine ve umuduna sırt çevirip partisinden istifa eden, ardından da başka saflara transfer olanların durumudur bu. İnsan sormadan edemiyor: Bu zihniyeti taşıyanlar yarın bir sağlık kuruluna girse, ellerine nasıl bir rapor verilir? Şüphesiz ki %100 ağır engelli raporu alırlar! Çünkü bir insanın göğüs kafesinin sol yanında taşıdığı o en hayati organ -yani vicdan- dumura uğramış, tamamen iş göremez hale gelmiştir.

Milletin iradesini pazarlık masasına yatıranlara, oyları cebe koyup saf değiştirenlere atalarımız boşuna dememiş:

"Söz verir de yoldan sapar,

Koltuk için vicdan satar,

Sanma ki bu devran böyle,

Millet bunu not eder, saklar."

Allah bu aziz milleti ve siyaset kurumunu böyle bir vicdan engeline düşmekten muhafaza eylesin.

Gelelim işin arka planındaki siyasi mühendisliklere… İktidarın, iktidarda kalma süresini uzatabilmek adına muhalefeti tamamen etkisizleştirme, sesini kısma ve hareket alanını daraltma planları ayyuka çıkmış durumdadır. Özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında dik duruşuyla bilinen Yeni Yol Grubu’ndan ne kadar rahatsız oldukları her hallerinden okunuyor. Bu grubun milletvekillerine kapalı kapılar ardında türlü vaatlerde bulunularak grubun dağıtılmaya çalışılması, siyasi ahlâk açısından hazin bir tablodur.

Oysa iktidar temsilcilerinin anlamadığı çok temel bir hakikat var: Doğruyu, hakkı ve adaleti savunan, yapıcı eleştirileriyle yol gösteren bir muhalefetin iktidara zararı değil, aksine büyük bir faydası vardır. Eleştiriden korkan değil, eleştiriden ders çıkaran devlet adamlığı anlayışına ihtiyacımız var. Bakınız; bugünlerde Meclis gündemine gelmesi beklenen Mekke Sözleşmesi meselesi… Bu sözleşmenin ülkemize, milli yapımıza ve İslam toplumuna getireceği potansiyel zararları, milli ve manevi değerleri merkeze alan bir dille, en güzel şekilde Milli Görüş misyonunu taşıyan Yeni Yol Grubu dile getirmekte, uyarılarını sıralamaktadır.

Yine aynı şekilde; zamanında merhum liderimizin öncülüğünde kurulan D-8 organizasyonu… D-8’lerin kuruluş felsefesine ve bugün doğru adımlarla geliştirilmesi halinde İslam dünyasının geleceği için ne kadar hayati bir kalkan olacağına bugün iktidar yetkilileri bile itiraz edememekte, hakkı teslim etmektedir. Zamanında "hayal" denilen bu vizyoner hamlelerin ne denli gerçekçi olduğu tarih önünde ispatlanmıştır.

Gelelim milletin haline… Bizim toplumumuz kadirşinas, olgun, münevver ve vakarlı bir toplumdur. Yeri gelir yoksulluk çeker, yeri gelir mutfağındaki yangını söndürmek için bağrına taş basar ama asla vatanına, devletine isyan etmez. Bugün ülkemizde gerçek enflasyon canavarı %30’ların üzerine çıkmışken, vatandaş çarşıda-pazarda adeta bir kıskaç içinde ezilirken dahi metanetini korumuş, sokağı karıştırmamıştır.

Dönün bir de bencil Batı’ya bakın! Avrupa toplumları %2’lik, %3’lük enflasyon artışları karşısında başta Paris sokakları olmak üzere bütün şehirleri yangın yerine çevirdiler; otobüsleri devirdiler, dükkânları yağmaladılar.

Buradan açıkça haykırıyoruz: Ey siyasiler, ey iktidar sahipleri! Bu necip, bu sabırlı, bu asil milletin kıymetini bilin! Millet geçim derdiyle boğuşurken Meclis kürsülerinde veya ekranlarda kayıkçı kavgalarını, horoz dövüşlerini bir kenara bırakın. Seçim hesaplarını, vekil transferi oyunlarını bırakın. Gücünüzü muhalefeti söndürmeye değil, enflasyonu düşürmeye harcayın. Bu vatana ve bu millete samimiyetle hizmet edin, vesselam…